death metal:
"sabah uyandim annemi dogradim, babami dogradim, bakkala gittim bakkali dogradim. Mutluyum huzurluyum... "
doom metal:
"sabah düsümde annemi dogradim, babami dogradim, bakkala gittim bakkali dogradim. bu yuzden bunalimdayim"
gothic metal:
"sabah uyandim ne göreyim annem dogranmis, babam dogranmis, bakkala gittim o da dogranmis bu yuzden süpheliyim karamsarim.."
black metal:
"sabah uyanamadim. hala uyuyorum umarim annem, babam, bakkal dogranmistir. bu yuzden zevk alirim "
heavy metal:
"sabah uyandim annemi babami bakkali kesmisler... Kimin umrunda ben Maiden dinleyip birami icerim... uyku mu? salla annem mi? amaan, babam mi? hic sevmezdim. bakkal mi? dukkanini da soymuslar mi? "
power metal:
"uyanmaz olaydim, annemi dogramislar, babami dogramislar, tavernayi dagitmislar, bu yuzden kini kilici alip öc almaya gideyim... "
grindcore:
"beorghborghbeeeeorghorghoerherrbog boggrehoooorroooo. bu yuzden boooorghooogr "
progressive metal:
"sabah uyandim annem agliyo, babam aldatmis. bakkala gittim meger gercek babammis. aksam uyandim hepsi rüyaymis, ama artik daha olgunum "
hardcore:
"artik uyanmaliyim! arkadaslarla birlikte ana ve baba kesmeye gitmeliyim! gecerken bakkala da ugrayip kanli bicagimla tehdit etmeliyim! "
kim bilir kim yazmış da yollamış hiç hatırlamıyorum dahi... ama her okuduğumda hala komik geliyor :)
"her expression of a midget queen and murder lurking just behind her lips"
24 Haziran 2010 Perşembe
hedon
enter suicidal angels...
"anlık hazzın yanında, sonsuzluğun lafı mı olur" (charles baudelaire)
"anlık hazzın yanında, sonsuzluğun lafı mı olur" (charles baudelaire)
herkes bihter'i konuşurken...
... evime gelip mutlu mesut pijamalarımı giydim bile ve başlayan iznimi booool köpüklü bir kahve ile ayaklarımı uzatarak kutlamaya başladım kendi kendime.
... günlerin uykusuzluğunu muhtemelen 2 saat kadar sonra yatıp döne döne ve horul horul sabaha kadar uyuyarak üzerimden atmaya hazırlanırım.
... olmadı belki kitap okurum, gene ayaklarımı uzatır, beğendiğim yerleri bir kenara not alır, playlistimi düzenler ve tatil için yanımda ne götüreceğimi planlarım.
... ne zamandır ihmal ettiğim FANZİNCİ için bir kaç yazı fikrimi kağıda döküp, ve dahi yapılandırıp, uzunca süredir "niye adam gibi yazmıyorum lan ben" diye kendimi fırçalamaları bırakarak kafamı kağıda (tamam, ekrana) dökerim.
... yarın pentagram'dan mı başlasam yoksa hazır izinliyken öncesine de gitsem mi yahu sorusuna yanıt bulurum.
... kankardeş kişisini dürtüp dışarı çıkabilirim ya da iki şişe bir şey alıp kapağı ona atabilirim.
... oturup blog yazabilirim.
... sağda solda bihtergillere laf çakıp dalga geçebilirim (ki üşenirim yapamam).
... günlerin uykusuzluğunu muhtemelen 2 saat kadar sonra yatıp döne döne ve horul horul sabaha kadar uyuyarak üzerimden atmaya hazırlanırım.
... olmadı belki kitap okurum, gene ayaklarımı uzatır, beğendiğim yerleri bir kenara not alır, playlistimi düzenler ve tatil için yanımda ne götüreceğimi planlarım.
... ne zamandır ihmal ettiğim FANZİNCİ için bir kaç yazı fikrimi kağıda döküp, ve dahi yapılandırıp, uzunca süredir "niye adam gibi yazmıyorum lan ben" diye kendimi fırçalamaları bırakarak kafamı kağıda (tamam, ekrana) dökerim.
... yarın pentagram'dan mı başlasam yoksa hazır izinliyken öncesine de gitsem mi yahu sorusuna yanıt bulurum.
... kankardeş kişisini dürtüp dışarı çıkabilirim ya da iki şişe bir şey alıp kapağı ona atabilirim.
... oturup blog yazabilirim.
... sağda solda bihtergillere laf çakıp dalga geçebilirim (ki üşenirim yapamam).
20 Haziran 2010 Pazar
bir voodoo bebeğinin acı sonu...
kıyamaz insan buna "onun gözünü çıkar, bunun saçı dökülsün, şunun sesi kısılsın" diye niyetler yazmaya (ahaha sanki daha sevimli olsa yazabilecekmişim gibi)...
benim mr. voodoo da ne umdu da ne buldu, türünün yüz karası oldu :)
kankardesh kişisi, seviyorum seni.
benim mr. voodoo da ne umdu da ne buldu, türünün yüz karası oldu :)
kankardesh kişisi, seviyorum seni.
18 Haziran 2010 Cuma
pis gereksiz yazı
“hayır” diyor… “hayır sırtını dönmek değil aslında zor olan, zor olan o anda ağzıma yayılan kan tadı”
söyleyeceğim tüm kelimeler, teselli için kenara aldığım tüm notlar, ağzımın içinde biriktirdiğim tüm sesler birden donup kalıyor benimle birlikte karşısında. bön bön bakıyorum, küfrediyorum içimden bana yaptığı bu haksızlığa. diyecek laf bulamamanın iğrenç donukluğu içinde bakakalıyorum suratına.
anlamıyorum, zaten hiç anlayamadım ben bu sancıları. "hançerlerin dağladığı", "kurşunların saplandığı", "ciğerlerin paralandığı" ayrılıkları tanımıyorum. ağzıma hiç yayılmadı o kan tadı. bilmiyorum o yüzden.
benim bildiğim ancak keskin ama kısa bir sızıdır. günü gelip de anamdan babamdan ayrıldığımda da, yıllar yıllı evleri, memleketleri, sevgilileri, eşi dostu bırakıp bırakıp yer değiştirdiğimde de hep o sızıyı yaşadım ve hiç sancılanmadım ben. saniyenin onda biri süresince beynimi, kalbimi, tenimi incecik çizen ve sonrasında verdiğim nefesle birlikte kaybolan sızılarım oldu benim. ama hiçbir zaman sancılanmadım, o nedenle de bilemedim…
sahiplenmedim kimseyi, hiçbir yeri. memleket bilmedim, sevgili edinmedim, anama babama ölümsüzlük yakıştırmadım. geleni kabul ederken gideceği günü hep aklımda tuttum. gidenin ise ardından el salladım yoluma baktım. ne “gel” dedim ne de “git”.
insanlarla hep yan yana yürüdüm, hiç iç içe olmadım. evlere eşya koyduysam da duvarları boyama gereği görmedim. en büyük silahım sahiplenmemek oldu yıllar boyu, hiç sahiplenilmedim.
ve ben o kan tadını ağzımda hiç hissetmedim, biraz eksik kaldım.
bu misafirlikten sanki biraz yoruldum.
“çağrışımlar – 170610ist”
söyleyeceğim tüm kelimeler, teselli için kenara aldığım tüm notlar, ağzımın içinde biriktirdiğim tüm sesler birden donup kalıyor benimle birlikte karşısında. bön bön bakıyorum, küfrediyorum içimden bana yaptığı bu haksızlığa. diyecek laf bulamamanın iğrenç donukluğu içinde bakakalıyorum suratına.
anlamıyorum, zaten hiç anlayamadım ben bu sancıları. "hançerlerin dağladığı", "kurşunların saplandığı", "ciğerlerin paralandığı" ayrılıkları tanımıyorum. ağzıma hiç yayılmadı o kan tadı. bilmiyorum o yüzden.
benim bildiğim ancak keskin ama kısa bir sızıdır. günü gelip de anamdan babamdan ayrıldığımda da, yıllar yıllı evleri, memleketleri, sevgilileri, eşi dostu bırakıp bırakıp yer değiştirdiğimde de hep o sızıyı yaşadım ve hiç sancılanmadım ben. saniyenin onda biri süresince beynimi, kalbimi, tenimi incecik çizen ve sonrasında verdiğim nefesle birlikte kaybolan sızılarım oldu benim. ama hiçbir zaman sancılanmadım, o nedenle de bilemedim…
sahiplenmedim kimseyi, hiçbir yeri. memleket bilmedim, sevgili edinmedim, anama babama ölümsüzlük yakıştırmadım. geleni kabul ederken gideceği günü hep aklımda tuttum. gidenin ise ardından el salladım yoluma baktım. ne “gel” dedim ne de “git”.
insanlarla hep yan yana yürüdüm, hiç iç içe olmadım. evlere eşya koyduysam da duvarları boyama gereği görmedim. en büyük silahım sahiplenmemek oldu yıllar boyu, hiç sahiplenilmedim.
ve ben o kan tadını ağzımda hiç hissetmedim, biraz eksik kaldım.
bu misafirlikten sanki biraz yoruldum.
“çağrışımlar – 170610ist”
16 Haziran 2010 Çarşamba
Seçmek ya da Seçmemek... (Seç Hadi!)
Hayat... Seçimlerden ibaret. Doğduğumuz andan itibaren bize dayatılan seçimler vardır ki aslında seçmek zorunda bırakılırız bir şeyleri, aslında ortada "seçmek" yoktur, sadece "o yöne gitmek" vardır çünkü başka yön yoktur o anda. Ama biz kendimizi avuturuz, "Seçtim. Ben seçtim. Ben." diye...
Bir de, "seçim"ler vardır, gerçek anlamda oturup da bir şeyleri gözden çıkartarak diğerini seçtiğimiz. Uyumak ve sağlıklı olmak yerine, uyumamayı ve de ortalıkta hastalıklı hallerde gezmeyi seçeriz bazen... Ya da Ahmet'in yerine Mehmet'i seçeriz... Bazen Mehmet'i pat diye bırakıp Ahmet'i tekrar seçeriz... İçmeyi ya da içmemeyi, sevmeyi ya da sevmemeyi seçeriz... Rol yapmayı seçeriz ya da tüm rollerden arınıp cesurca yüzümüzü göstermeyi seçeriz...
Seçeriz de seçeriz... Fark etmeyiz ki bazı seçimlerimiz kendimiz pahasınadır. Önceliklerimiz öyle kaymıştır ki, ne seçtiğimizi ve niye seçtiğimizi anlamakta zorlanırız seçimimizin sonucunu gördüğümüzde. "Ama ben düşünmüştüm ki..." cümleleriyle başbaşa kalma vakti gelmiştir ve bakarız, seçimimizden geriye zarifçe dönmenin bir yolu var mıdır...
Gemileri yaktıysak biz bir kere, yakmayı seçtiysek, hangi kıyıya çıktıysak orada kalmayı da dolaylı olarak en baştan seçmişiz demektir. Geri dönüş belki de kulaç kulaç yüzmektir oradan geriye doğru. Ama o zaman da yarı yolda nefesimizin tükenmesi ve "eski" kıyılara asla ulaşamama riskini de seçmiş oluruz.
Seçimlerimiz, isteklerimizle çeliştiğinde mi gelir mutsuzluk? Nefret mi başlar o anda? Nefreti seçer miyiz? Mümkün mü acaba?
Seçiyorum. Seçmeyen seçiminden geri döndüğünde, "doğru seçseydin" demeyi seçiyorum. Kendi seçimlerimin ardında durmayı ve kendimi dövmemeyi seçiyorum.
Seçimlerimi sevmiyorum.
Ama seçiyorum.
Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.
Bir de, "seçim"ler vardır, gerçek anlamda oturup da bir şeyleri gözden çıkartarak diğerini seçtiğimiz. Uyumak ve sağlıklı olmak yerine, uyumamayı ve de ortalıkta hastalıklı hallerde gezmeyi seçeriz bazen... Ya da Ahmet'in yerine Mehmet'i seçeriz... Bazen Mehmet'i pat diye bırakıp Ahmet'i tekrar seçeriz... İçmeyi ya da içmemeyi, sevmeyi ya da sevmemeyi seçeriz... Rol yapmayı seçeriz ya da tüm rollerden arınıp cesurca yüzümüzü göstermeyi seçeriz...
Seçeriz de seçeriz... Fark etmeyiz ki bazı seçimlerimiz kendimiz pahasınadır. Önceliklerimiz öyle kaymıştır ki, ne seçtiğimizi ve niye seçtiğimizi anlamakta zorlanırız seçimimizin sonucunu gördüğümüzde. "Ama ben düşünmüştüm ki..." cümleleriyle başbaşa kalma vakti gelmiştir ve bakarız, seçimimizden geriye zarifçe dönmenin bir yolu var mıdır...
Gemileri yaktıysak biz bir kere, yakmayı seçtiysek, hangi kıyıya çıktıysak orada kalmayı da dolaylı olarak en baştan seçmişiz demektir. Geri dönüş belki de kulaç kulaç yüzmektir oradan geriye doğru. Ama o zaman da yarı yolda nefesimizin tükenmesi ve "eski" kıyılara asla ulaşamama riskini de seçmiş oluruz.
Seçimlerimiz, isteklerimizle çeliştiğinde mi gelir mutsuzluk? Nefret mi başlar o anda? Nefreti seçer miyiz? Mümkün mü acaba?
Seçiyorum. Seçmeyen seçiminden geri döndüğünde, "doğru seçseydin" demeyi seçiyorum. Kendi seçimlerimin ardında durmayı ve kendimi dövmemeyi seçiyorum.
Seçimlerimi sevmiyorum.
Ama seçiyorum.
Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.
13 Haziran 2010 Pazar
çok şımarık ve bir o kadar kişisel yazı yazmak da var becerilerim arasında :)
insan kendi şansını kendi yaratır derler...
haklılar!!
şanslı bir insanım : etrafım hep güzel insanlarla dolu...
efenim, malumunuz olabileceği üzere, JCW kişisi dün itibariyle artık anlı ve şanlı 33 yaşında (yazı ile, otuz üç). bu seksi telaffuzlu yaşımda (şimdi herkes bir duruyor ve OTUZÜÇ diyor, herkes bu seksapel hissini yaşasın isterim) resmen bir "kutlu doğum haftası" tadını yaşattı bana sevdiklerim, ve hala da yaşatmaktalar! beni günlerdir gezdiren tozduran güldüren şımartan utandıran sevindiren ve önümüzdeki hafta boyunca da etkinliklerini sürdürecek olan tüm güzel insanlarıma teşekkür ediyorum. iyi ki varsınız lan! hepiniz valla... (şimdi, bunu patronumun da okuma ihtimali çok yüksek, zira kendisi de bu güzel insanlar içerisinde ve beni cuma akşamı süper bir yemek ve north shields eğlencesi ile pek sevindirdi... eğer okuyorsa : sevgili patronum, ben şimdi orada "lan" dedim ama size demedim vallahi billahi, şımarıkım ya bu aralar, oluyor böyle hatalar arasıra ehi)
mutluyum. içim böööyle hophophop kabarıyor - saadet hıçkırıkları bunlar! (asla çok fazla yiyip içmekten değil yani :P)
her şey bir hafta önce, tam da şurada yazdığım voltran buluşması ile başladı ve leeeeet the games begin diyerek şenliği başlattık... ne güzel kadınlarsınız siz yahu, bir kez daha yazıyorum buraya!
üstelik JoA'kom bidenem bana özel blog yazısı da etmiş, dün gördüm gözlerim yaşardı allah seni tam da şu anda gönlümden geçirdiğim gibi yapsın e mi dost kişisi? ruhumun güzel kızkardeşi...
sonra mis gibi bir hafta geçirdim, herkes bana gülümsedi, herkes beni sevdi, herkes beni şımarttı... cuma günü haftasonu şenliklerini çok sevgili şirketimin çok sevdiğim patronu ve iki güzel iş arkadaşımla güzel bir rakı & balık sofrası ve akabinde pasta & mum + bira neşesiyle başlattık... şanslıyım, biliyorum :)
doğumgünümün esas gününde - ki güzel annem beni bundan 33 gün önce "başına geleceklerden (ki bu ben oluyorum) habersiz bir şekilde" doğururken çok güzel bir gün seçmiş demeliyim - ailemin el bebek gül bebeği oldum, yediğim önümde, yemediğim ardımda, hediyeler sağdan soldan yağmakta, annem, kardeşim, sedef'imizle birlikte harika bir gün geçirdim. evet... şanslıyım! seviyorum çok!
kişiliğimi çok da bastırmadan beni yetiştirebilen, dikenlerimi de özenle koruyan ve bu arada "kendisi annem olduğu için beni çok sevdiği halde başka insanların beni neden sevdiğini zaman zaman anlayamadığını" açık yüreklilikle söyleyebilen bir annem var... bir insan daha ne ister!? :P
veeeeee... doğumgünüsümün akşamında güzel insan, "gerçek kardeşim olsa o kadar olurdu yaaaav" dediğim en süperimnohutum ve güzel insan gelinim minikimsuyum ile birlikte kendimizi maçka'da küçükçiftlik park'ta the lord of the dance'te bulduk, izledik, eğlendik, eleştirdik, güldük, çok güzel oldu - aylavyuverimaç tinli kabilesi! :) -- bu lord of the dance'le ilgili bilahere yazacağım o nedenle detaya girmiyorum :P
pazar'ımın keyfi ise çok sevgili dostum sevgili çdm'im canım cicimle yapılan mis gibi bir kahvaltı ve devamında moda çaybahçesinde kahve keyfi ve sonrasında ise (moda'ya gidip uğramayanı döverim) ali usta'da dondurma partisi ile tavan yaptı! kitapçı da gezdik, bol kahkaha da attık, geçmişi de andık, geleceğe de baktık, çevremizi de çekiştirdik - harika bir "kız günü" oldu bizim yapabileceğimiz kadar artık :)
"e daha ne olsun kızım yahu sultan olsan bu kadar kutlanmaz bu doğumgünü" diyecekler sussun çünkü devamı var... hafta içinde güzel insan sevgili nazlımla bir akşamyemeğim ve sonrasında haftasonunda kankardeSH kişisi canımın içi cipher'im nif'imle bomba bir final olacak...
eh, ben kendime gelene kadar bir sonraki doğumgünü de gelecek sanırsam : bu kadar şımartılan her yıl bekler böylesini, benden söylemesi!!!
son söz : nazar değdirmeyin, çarpar böler parçalarım!!! :P
haklılar!!
şanslı bir insanım : etrafım hep güzel insanlarla dolu...
efenim, malumunuz olabileceği üzere, JCW kişisi dün itibariyle artık anlı ve şanlı 33 yaşında (yazı ile, otuz üç). bu seksi telaffuzlu yaşımda (şimdi herkes bir duruyor ve OTUZÜÇ diyor, herkes bu seksapel hissini yaşasın isterim) resmen bir "kutlu doğum haftası" tadını yaşattı bana sevdiklerim, ve hala da yaşatmaktalar! beni günlerdir gezdiren tozduran güldüren şımartan utandıran sevindiren ve önümüzdeki hafta boyunca da etkinliklerini sürdürecek olan tüm güzel insanlarıma teşekkür ediyorum. iyi ki varsınız lan! hepiniz valla... (şimdi, bunu patronumun da okuma ihtimali çok yüksek, zira kendisi de bu güzel insanlar içerisinde ve beni cuma akşamı süper bir yemek ve north shields eğlencesi ile pek sevindirdi... eğer okuyorsa : sevgili patronum, ben şimdi orada "lan" dedim ama size demedim vallahi billahi, şımarıkım ya bu aralar, oluyor böyle hatalar arasıra ehi)
mutluyum. içim böööyle hophophop kabarıyor - saadet hıçkırıkları bunlar! (asla çok fazla yiyip içmekten değil yani :P)
her şey bir hafta önce, tam da şurada yazdığım voltran buluşması ile başladı ve leeeeet the games begin diyerek şenliği başlattık... ne güzel kadınlarsınız siz yahu, bir kez daha yazıyorum buraya!
üstelik JoA'kom bidenem bana özel blog yazısı da etmiş, dün gördüm gözlerim yaşardı allah seni tam da şu anda gönlümden geçirdiğim gibi yapsın e mi dost kişisi? ruhumun güzel kızkardeşi...
sonra mis gibi bir hafta geçirdim, herkes bana gülümsedi, herkes beni sevdi, herkes beni şımarttı... cuma günü haftasonu şenliklerini çok sevgili şirketimin çok sevdiğim patronu ve iki güzel iş arkadaşımla güzel bir rakı & balık sofrası ve akabinde pasta & mum + bira neşesiyle başlattık... şanslıyım, biliyorum :)
doğumgünümün esas gününde - ki güzel annem beni bundan 33 gün önce "başına geleceklerden (ki bu ben oluyorum) habersiz bir şekilde" doğururken çok güzel bir gün seçmiş demeliyim - ailemin el bebek gül bebeği oldum, yediğim önümde, yemediğim ardımda, hediyeler sağdan soldan yağmakta, annem, kardeşim, sedef'imizle birlikte harika bir gün geçirdim. evet... şanslıyım! seviyorum çok!
kişiliğimi çok da bastırmadan beni yetiştirebilen, dikenlerimi de özenle koruyan ve bu arada "kendisi annem olduğu için beni çok sevdiği halde başka insanların beni neden sevdiğini zaman zaman anlayamadığını" açık yüreklilikle söyleyebilen bir annem var... bir insan daha ne ister!? :P
veeeeee... doğumgünüsümün akşamında güzel insan, "gerçek kardeşim olsa o kadar olurdu yaaaav" dediğim en süperimnohutum ve güzel insan gelinim minikimsuyum ile birlikte kendimizi maçka'da küçükçiftlik park'ta the lord of the dance'te bulduk, izledik, eğlendik, eleştirdik, güldük, çok güzel oldu - aylavyuverimaç tinli kabilesi! :) -- bu lord of the dance'le ilgili bilahere yazacağım o nedenle detaya girmiyorum :P
pazar'ımın keyfi ise çok sevgili dostum sevgili çdm'im canım cicimle yapılan mis gibi bir kahvaltı ve devamında moda çaybahçesinde kahve keyfi ve sonrasında ise (moda'ya gidip uğramayanı döverim) ali usta'da dondurma partisi ile tavan yaptı! kitapçı da gezdik, bol kahkaha da attık, geçmişi de andık, geleceğe de baktık, çevremizi de çekiştirdik - harika bir "kız günü" oldu bizim yapabileceğimiz kadar artık :)
"e daha ne olsun kızım yahu sultan olsan bu kadar kutlanmaz bu doğumgünü" diyecekler sussun çünkü devamı var... hafta içinde güzel insan sevgili nazlımla bir akşamyemeğim ve sonrasında haftasonunda kankardeSH kişisi canımın içi cipher'im nif'imle bomba bir final olacak...
eh, ben kendime gelene kadar bir sonraki doğumgünü de gelecek sanırsam : bu kadar şımartılan her yıl bekler böylesini, benden söylemesi!!!
son söz : nazar değdirmeyin, çarpar böler parçalarım!!! :P
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




