18 Haziran 2010 Cuma

pis gereksiz yazı

“hayır” diyor… “hayır sırtını dönmek değil aslında zor olan, zor olan o anda ağzıma yayılan kan tadı”

söyleyeceğim tüm kelimeler, teselli için kenara aldığım tüm notlar, ağzımın içinde biriktirdiğim tüm sesler birden donup kalıyor benimle birlikte karşısında. bön bön bakıyorum, küfrediyorum içimden bana yaptığı bu haksızlığa. diyecek laf bulamamanın iğrenç donukluğu içinde bakakalıyorum suratına.

anlamıyorum, zaten hiç anlayamadım ben bu sancıları. "hançerlerin dağladığı", "kurşunların saplandığı", "ciğerlerin paralandığı" ayrılıkları tanımıyorum. ağzıma hiç yayılmadı o kan tadı. bilmiyorum o yüzden.

benim bildiğim ancak keskin ama kısa bir sızıdır. günü gelip de anamdan babamdan ayrıldığımda da, yıllar yıllı evleri, memleketleri, sevgilileri, eşi dostu bırakıp bırakıp yer değiştirdiğimde de hep o sızıyı yaşadım ve hiç sancılanmadım ben. saniyenin onda biri süresince beynimi, kalbimi, tenimi incecik çizen ve sonrasında verdiğim nefesle birlikte kaybolan sızılarım oldu benim. ama hiçbir zaman sancılanmadım, o nedenle de bilemedim…

sahiplenmedim kimseyi, hiçbir yeri. memleket bilmedim, sevgili edinmedim, anama babama ölümsüzlük yakıştırmadım. geleni kabul ederken gideceği günü hep aklımda tuttum. gidenin ise ardından el salladım yoluma baktım. ne “gel” dedim ne de “git”.



insanlarla hep yan yana yürüdüm, hiç iç içe olmadım. evlere eşya koyduysam da duvarları boyama gereği görmedim. en büyük silahım sahiplenmemek oldu yıllar boyu, hiç sahiplenilmedim.

ve ben o kan tadını ağzımda hiç hissetmedim, biraz eksik kaldım.

bu misafirlikten sanki biraz yoruldum.



“çağrışımlar – 170610ist”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder