22 Eylül 2009 Salı

love is an act of blood and i'm bleeding a pool in the shape of a heart



"But he's the sort who can't know
anyone intimately, least of all a
woman. He doesn't know what a woman
is. He wants you for a possession,
something to look at like a painting or an ivory box.
Something to own and to display. He doesn't want you to be real,
or to think or to live. He doesn't love you, but I love you.
I want you to have your own thoughts and ideas and
feelings, even when
I hold you in my arms. It's our last chance... It's our
last chance..."
(A Room With A View'dan alıntı)

Şarkı : Space-Dye Vest, Dream Theater

(adam gibi bir yorumunu dinletmeyerek beni bu sonu eksik videoya mahkum eden - youtube ve myspace'i yasaklayan - mercilere saygılarla... dailymotion, google video falan hala açık, ayıp oluyor ama, geç kalındı bunlar da kapatılmalı!!!)

youtube görebilirler için:



21 Eylül 2009 Pazartesi

hede hödö

uzunca süredir ne yazasım var ne de okuyasım.
blogger'dan ve diğer blog yuvalarından sanırsam ki hevesimi aldım.
ya da paylaşacak sözüm kalmadı, duygularım eskisi kadar taşkın değil.

sabah uyanıp işe gidiyor, akşama kadar orada debelendikten sonra (sözlük anlamıyla debelenmekte olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim) kendimi servise nasıl atıyorum ve eve nasıl varıyorum fark etmiyorum bile... elimde / çantamda / cebimde bir kitap sürekli oradan oraya sürükleniyormuşum gibi hissediyorum, ancak gittiğim hat hep aynı: ev - iş - ev... evdeyse de salon - yatak odası arası geçişler...

aylardan beri biriktirdiğim kitaplara dalıyorum birer ikişer... odanın çeşitli yerlerinde kitap yığınları var henüz okumadığım, birini bitirince diğerini alıyorum elime, biten kitap balkona dolaba kaldırılıyor. dolapta da yer kalmadı ya, bundan sonrakiler herhalde kenarda köşede bekleyecek tekrar ele alınacakları günü. kitaplarımı vermeye kıyamıyorum. hani öyle sık sık elime alıp da karıştırdığım için değil, onlar zaten elimin altında, odada kitaplıkta duruyorlar. balkondaki dolaplarda duranları da veremiyorum. halbuki bazılarının varlığını bile yılda iki kere toz almak için dolabın kapaklarını açtığımda hatırlıyorum. egomla ilgili bir durum olsa gerek... "ben okudum, ben! ben! hepsini okudum! ne kadar çok okumuşum yahu! ne kadar bilgili ve görgülüyüm!" demek için tutuyor olabilirim onları diye ciddi ciddi düşünüyorum bazen. çevremde çok az insan var okuyan, belki de manyakça bir saplantıyla, herkese yetecek kadar okumaya çalışıyorum. ne kadar saçma!

okuyorum
okuyorum
okuyorum

beğendiğim cümleleri paragrafları not alıyorum.
ya da düşüncelerimi yazarla ve tekniğiyle ilgili...

çok anlarmışım gibi romancılık tekniklerinden. "hadi ben sen de!" demezler mi adama? derler... ben olsam derim... diyorum da zaten.

aman işte bu da bir bayram yazısı olsun, yola öyle çıkmıştım, niyetse esas olan, bu da bayram yazısı olsun. bayram bizim eve bir sucuklu yumurta ve iki parça madlen çikolatadan öte anlam ifade etmemiş olsa da bu yıl, yağan yağmur ve ıhlamur ve puşkin ile birlikte ruhuma iyi geldi sanırsam.

hep sanmaktayım.
bir gün bileceğim.

6 Eylül 2009 Pazar

oh be! çok şükür!

iple çektiğim haftasonunu çalışarak geçirdiğim için normalde sürünerek girmem gereken yeni haftaya uykulu ama bir o kadar da sakin ve rahat girmiş bulunuyorum. sebebi, yazın nihayet ve resmi olarak ardımızda kalmış olması, onun getirdiği bir "eve dönüş" hissi.

haziran doğumlu bir yaz çocuğu olmama rağmen, ömrüm boyunca yazdan çok hoşlanmadım. sıcakta bunalmak, güneşten rahatsız olmak, uzun günlerle ne yapacağını bilememek, karanlığı özlemek, vs... çok şükür şimdilik - bir dahaki yaza kadar - geride kaldı. arada bir kaç gün bastıracak o sıcak gene - çocukluğumda anlamlandıramadığım "pastırma" yazı :) - ama bileceğim ki sadece misafir, şöyle bir uğramış, gene serin ve ferah havaya bırakacak yerini ve geldiği gibi gidecek.

az önce kafamı kaldırıp camdan dışarı bakınca ve yağmuru görünce kapladı içimi o aylardır hissetmediğim huzur. dışarıda yağmur yağsın, benim görebildiğim mesafede olsun (istediğim an ya camdan elimi çıkartarak ya da bunaldığım anda dışarı çıkıp kendimi altına bırakarak hissedeyim damlalarını), müziğim çalsın istediğim gibi, ben de sakin sakin çalışayım. bir yandan da plan yapayım, hayal kurayım, isteyeyim ve olsun!



bu haftadan beklentim ve dahi isteğim budur.

görsel : rob gonsalves - autumn architecture

atı alan üsküdar'ı geçti (mi?)

anlayan beri gelsin bana da anlatsın ben de bu hareketin altındaki iyi niyeti göreyim ve "vaaayyy be o kadar diken üstündeyim ki her bir hareketi her bir adımı paranoyakça değerlendiriyorum" diyebileyim :

CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan, Başbakan Tayyip Erdoğan'a, YÖK'ün TSK ve Polis Akademisi'ne bağlı yükseköğretim kurumlarından atılan 800 öğrenciyi seçkin üniversitelere yerleştirmesini sordu. Ayhan, yerleştirmelerin kadrolaşma çabasıyla yapıldığını belirtti.

amon amarth & apocalyptica elele daha güzel günlere



öyle işte.