
Haftalardır yaşadığım sinirsel buhranın iki kar tanesiyle dağılacağını söyleselerdi dünyada inanmazdım! Sabah ayaklarımı sürüyerek yataktan kendimi binbir telkinle kaldırmamın ardından homurdanarak yarım fincan kahve ile bir sigarayı tüttürmüş saçlarımı at kuyruğu bağlayıp sıkıca giyinmiş ve ıslak sevimsiz caddeyi geçip kendimi servise atarak kitabımı açmıştım halbuki son haftalarda en çok yaptığım gibi (burada ilginç bir ironi var - haftasonları en geç 7de uyanıyorum sabahları... ama hafta içi günlerinde mümkün değil bu!)... kitaba dalmış yolun yarısını devirmiş bir haldeyken kafamı kitaptan yeni kahküllerimi savurmak için kaldırmışken kar yağışıyla göz göze geldik... ve sevindim. ferahladım birden...
halbuki manyak mısın kızım, bu haftanın tamamına - hele ki hafta ortasından sonrasına - kar yağışı bolca var diyor meteorologlar (yazması söylemesinden zor!!) ve sen perşembe - pazar arası heeeeeeeeeeeer gün beylikdüzü'ne gidip geleceksin teee kadıköy'den. sevinme, endişelen o yollar ne olacak acaba diye! ama neredeeeeeeee :-)
kafamda bugünün işlerini toparlayarak vardım nihayet buralara, kendime bir koca bardak neskafe yaptım (geleneksel kahve** kesmez şimdi mini mini boyutlarıyla), aldım bir sigara, giyindim gene sıkı sıkı, çıktım kapının önüne... içtim sigaramı kahvemle, beyaz beyaz saçlarıma ellerime üstüme yağdı kar, buz kesti ellerim (ki hala buz gibi, zira ben eldiven kullanmaktan nefret ediyorum) ama ben sevindim.
geldim yazdım, şimdi de işe gömülmeye gidiyorum - çok iş var ve bir şekilde hallolacak. bu hafta da sağ salim bitecek ve ben haftaya gene geleceğim buraya gülücüklerimle.
şimdilik, kayıt sonu....!
*Aldous Huxley'in "Brave New World"ü, kulakların çınlasın... Tabii sadece başlıksal olarak :-)
** kendi kahvemize "türk kahvesi" dememiz - bunu Türkiye'de dememiz - beni delirtiyor yahu... kahve dediğin bizim kahvemizdir diyesim var her fırsatta




