pek sevgili arkadaşımın editörlüğünü yaptığı, hayırsızca ve vefasızca da olsa takip ettiğim (aklıma geldikçe açıp bakmak demek oluyor bu) ve de her bakışımda "yau ben buraya daha sık neden girmiyorum ve burayı daha sık neden okumuyorum" diye kendime sorduğum pek güzel FANZİNCİ'de bana da bir köşe verdiler, mutant oldum, bloCKnot tutacağım bundan sonra haftalık olarak.
haftabaşında merhabamı çaktım, şimdi önümüzdeki hafta için yazımı pazar'a yetiştirme derdindeyim.
ne yazacağım konusunda hiç bir fikrim yok...
okursuz konusuz onsuz bunsuz yazar mutant bu kadar olur :P
"her expression of a midget queen and murder lurking just behind her lips"
29 Ekim 2009 Perşembe
23 Ekim 2009 Cuma
herkes eşittir ama bazıları daha eşittir
bazıları köyde yaşar, bazıları şehirde... deniz kıyısında, ovada, yüksekte ya da alçakta.
bazıları hayat derdine düşer, kazanır ve kazandırır, besler ve beslenir.
bazıları suç işler, cezasını çeker... bazıları dürüstçe yaşamaya, hak yememeye, kan dökmemeye çalışır, başka bazılarının canı yanmasın ister.
bazıları da dağa çıkar, kurşun atar, "onurlu barış"lara varmak için çirkin savaşlara imzasını basar.
bazıları gecenin köründe evinden alınır, düşündükleri ve yazdıkları için. ama düşündüklerinin ne olduğu ve ne yazdıkları o kadar da önemli değildir. hapse konurlar.
bazıları emir alır ve dağdan iner, daha önce ne yapmış oldukları önemli değildir. ayaklarına gezici mahkemeler gider. çiçekler ve çikolatalarla karşılanırlar, davul zurna halaylar zılgıtlar zafer işaretleri derken bayram havasında kurulurlar hakim ve savcıların önüne. iki kelime ya konuşur ya konuşmazlar ki serbest bırakılırlar.
bazıları çocuğunu gönderir binbir endişeyle. çocuğu döner tabut içinde cansız.
bazılarının çocuğu ise lüks ciplerle iner, çıktığı o dağın tepesinden, arsızca.
daha yazmak istemiyorum.
nefesim daralıyor.
maksadını aşan arsızlıklar bunlar.
göz göre göre, kanırta kanırta, böyle yüzsüzce olmamalıydı.
kaş yapılacakken göz çıkartılmamalıydı.
kim ne derse desin, bu "açılım" böyle olmamalıydı.
bazıları hayat derdine düşer, kazanır ve kazandırır, besler ve beslenir.
bazıları suç işler, cezasını çeker... bazıları dürüstçe yaşamaya, hak yememeye, kan dökmemeye çalışır, başka bazılarının canı yanmasın ister.
bazıları da dağa çıkar, kurşun atar, "onurlu barış"lara varmak için çirkin savaşlara imzasını basar.
bazıları gecenin köründe evinden alınır, düşündükleri ve yazdıkları için. ama düşündüklerinin ne olduğu ve ne yazdıkları o kadar da önemli değildir. hapse konurlar.
bazıları emir alır ve dağdan iner, daha önce ne yapmış oldukları önemli değildir. ayaklarına gezici mahkemeler gider. çiçekler ve çikolatalarla karşılanırlar, davul zurna halaylar zılgıtlar zafer işaretleri derken bayram havasında kurulurlar hakim ve savcıların önüne. iki kelime ya konuşur ya konuşmazlar ki serbest bırakılırlar.
bazıları çocuğunu gönderir binbir endişeyle. çocuğu döner tabut içinde cansız.
bazılarının çocuğu ise lüks ciplerle iner, çıktığı o dağın tepesinden, arsızca.
daha yazmak istemiyorum.
nefesim daralıyor.
maksadını aşan arsızlıklar bunlar.
göz göre göre, kanırta kanırta, böyle yüzsüzce olmamalıydı.
kaş yapılacakken göz çıkartılmamalıydı.
kim ne derse desin, bu "açılım" böyle olmamalıydı.
18 Ekim 2009 Pazar
lithium
sırtında yumurta küfesi gibi taşıdığın sürece hayatı - geçmişi bir yumak haline getirdiğin ve peşinsıra sürdüğün sürece - hiç bir zaman bir adım dahi atamayacaksın ileriye doğru ve bunu biliyorsun aslında.
geçmişten, karanlıktan, çıkıp gelecek bir hayaletse eğer gece gündüz beklediğin ve hayatını askıya almana sebep olan şey, o zaman zaten kendi zincirini kendin bağlamış oluyorsun eline ayağına. bir adım dahi atamayacaksın ileriye doğru.
bunu bilmiyormuş gibi davranma.
hem zaten, raflardaki fazlalıkları, eskileri, püsküleri atmadığın sürece... yenilerine yer açman pek de mümkün değil gibi değil mi?
farkındasın aslında.
ama korkuyorsun aslında ben de farkındayım. tek yapman gereken aslında bir mini silkinme. sonrası kolay.
darling, i forgive you after all
anything is better than to be alone
and in the end i guess i had to fall
always find my place among the ashes
fakat işte, herkes kendi derdinde. kimsenin oturup da senin çok zaman ötelerden buralara kadar sürüklediğin düğümlerini çözmekle uğraşacak vakti yok. normaldir.
anlamıyor olamazsın bunu.
ki...
biliyorum anlıyorsun. ama işte, kalıplaşmış öfken de hüznün de içinde. en kolayı görmezden gelmek değil mi?
i can't hold on to me
wonder what's wrong with me
herkes hayatına devam ederken öyle ya da böyle. senin kendini evine ve işine bağlaman ve bir kaç arkadaşınla arada sırada oturduğun sofralarda hüzünlü kadehler tokuşturup inatla saplandığın bataklık senin kafanda değilmiş gibi davranman yardım etmeyecek sana.
biliyorsun.
oh but god i want to let it go
geçmişten, karanlıktan, çıkıp gelecek bir hayaletse eğer gece gündüz beklediğin ve hayatını askıya almana sebep olan şey, o zaman zaten kendi zincirini kendin bağlamış oluyorsun eline ayağına. bir adım dahi atamayacaksın ileriye doğru.
bunu bilmiyormuş gibi davranma.
hem zaten, raflardaki fazlalıkları, eskileri, püsküleri atmadığın sürece... yenilerine yer açman pek de mümkün değil gibi değil mi?
farkındasın aslında.
ama korkuyorsun aslında ben de farkındayım. tek yapman gereken aslında bir mini silkinme. sonrası kolay.
darling, i forgive you after all
anything is better than to be alone
and in the end i guess i had to fall
always find my place among the ashes
fakat işte, herkes kendi derdinde. kimsenin oturup da senin çok zaman ötelerden buralara kadar sürüklediğin düğümlerini çözmekle uğraşacak vakti yok. normaldir.
anlamıyor olamazsın bunu.
ki...
biliyorum anlıyorsun. ama işte, kalıplaşmış öfken de hüznün de içinde. en kolayı görmezden gelmek değil mi?
i can't hold on to me
wonder what's wrong with me
herkes hayatına devam ederken öyle ya da böyle. senin kendini evine ve işine bağlaman ve bir kaç arkadaşınla arada sırada oturduğun sofralarda hüzünlü kadehler tokuşturup inatla saplandığın bataklık senin kafanda değilmiş gibi davranman yardım etmeyecek sana.
biliyorsun.
oh but god i want to let it go
10 Ekim 2009 Cumartesi
ana haber bülteni
sağlam bir mola vermiş gibiyim herşeye.
sağımda solumda sıralanmış kuleler halinde okunmayı bekleyen kitapların hiç birine elimi bile sürmüyorum, zaten 2.satırdan sonra ilgimi kaybediyorum okumaya çalıştığımda da.
işim her zamankinden yoğun devam ediyor. radikal bir takım değişikliklerin arifesinde sallanıyorum bir sağa bir sola. yoğunluğun bir kısmı da bundan tabii.
ya bir de çok asabiyim, çok mutsuzum, çok rahatsızım, çok fena nefret ediyorum şu aralar.
metallica'nın load ve reload albümlerine özel bir sempatim olmadığı gibi, pek de sevmediğimi söylemeliyim. ama bu şarkı güzeldir, bu şarkıyı severim.
sağımda solumda sıralanmış kuleler halinde okunmayı bekleyen kitapların hiç birine elimi bile sürmüyorum, zaten 2.satırdan sonra ilgimi kaybediyorum okumaya çalıştığımda da.
işim her zamankinden yoğun devam ediyor. radikal bir takım değişikliklerin arifesinde sallanıyorum bir sağa bir sola. yoğunluğun bir kısmı da bundan tabii.
ya bir de çok asabiyim, çok mutsuzum, çok rahatsızım, çok fena nefret ediyorum şu aralar.
metallica'nın load ve reload albümlerine özel bir sempatim olmadığı gibi, pek de sevmediğimi söylemeliyim. ama bu şarkı güzeldir, bu şarkıyı severim.
2 Ekim 2009 Cuma
başlık atılmayasıca yazı
yaz aylarında "doğru düzgün" izin kullanamamış olan ben, bu haftanın ilk iki gününde bazı pürüzleri devreden çıkartınca çarşamba gününü ve sonrasını kendime tatil ilan ederek ofisten uzak durdum. yaz başlamadan önce bir hafta, yazın ortasında bir hafta "tatil" yapmış, hiçbir tatil beldesine gidememiş, ayağını denize sokamamış, telefonunu elinden düşürememiş ve pc başından doğru dürüst kalkamamış ve ofiste sadece fiziksel olarak bulunmamış ancak ofisi evine taşımış bir insan olarak bu 3 günün bana iyi gelmesi için de her türlü planı programı yapmıştım.
birinci gün çok güzeldi.
ikinci gün hasta oldum.
üçüncü günü evde geçirdim.
ve artık resmen haftasonunun gelmesiyle birlikte tatil bitti.
üstelik de bugün öğleden hemen önce aklımdan "yaşasın sorunsuz, telefonlaşmasız, sıkıntılı e-mailsiz bir 3 gün! inanamıyorum!" diye geçirirken... gene gümrüğe tosladım gene içim daraldı, gene olmadı olamadı. ve gene pazartesi günü birilerine anlatmam gereken bir ton laf ve çözmem gereken iç sıkıcı bir sorun var.
oynamıyorum.
gerçekten bunaldım.
yetmez mi artık bu kadar?
yeter kanımca.
birinci gün çok güzeldi.
ikinci gün hasta oldum.
üçüncü günü evde geçirdim.
ve artık resmen haftasonunun gelmesiyle birlikte tatil bitti.
üstelik de bugün öğleden hemen önce aklımdan "yaşasın sorunsuz, telefonlaşmasız, sıkıntılı e-mailsiz bir 3 gün! inanamıyorum!" diye geçirirken... gene gümrüğe tosladım gene içim daraldı, gene olmadı olamadı. ve gene pazartesi günü birilerine anlatmam gereken bir ton laf ve çözmem gereken iç sıkıcı bir sorun var.
oynamıyorum.
gerçekten bunaldım.
yetmez mi artık bu kadar?
yeter kanımca.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)