Jet City Woman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jet City Woman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2010 Pazar

çok şımarık ve bir o kadar kişisel yazı yazmak da var becerilerim arasında :)

insan kendi şansını kendi yaratır derler...

haklılar!!

şanslı bir insanım : etrafım hep güzel insanlarla dolu...

efenim, malumunuz olabileceği üzere, JCW kişisi dün itibariyle artık anlı ve şanlı 33 yaşında (yazı ile, otuz üç). bu seksi telaffuzlu yaşımda (şimdi herkes bir duruyor ve OTUZÜÇ diyor, herkes bu seksapel hissini yaşasın isterim) resmen bir "kutlu doğum haftası" tadını yaşattı bana sevdiklerim, ve hala da yaşatmaktalar! beni günlerdir gezdiren tozduran güldüren şımartan utandıran sevindiren ve önümüzdeki hafta boyunca da etkinliklerini sürdürecek olan tüm güzel insanlarıma teşekkür ediyorum. iyi ki varsınız lan! hepiniz valla... (şimdi, bunu patronumun da okuma ihtimali çok yüksek, zira kendisi de bu güzel insanlar içerisinde ve beni cuma akşamı süper bir yemek ve north shields eğlencesi ile pek sevindirdi... eğer okuyorsa : sevgili patronum, ben şimdi orada "lan" dedim ama size demedim vallahi billahi, şımarıkım ya bu aralar, oluyor böyle hatalar arasıra ehi)

mutluyum. içim böööyle hophophop kabarıyor - saadet hıçkırıkları bunlar! (asla çok fazla yiyip içmekten değil yani :P)

her şey bir hafta önce, tam da şurada yazdığım voltran buluşması ile başladı ve leeeeet the games begin diyerek şenliği başlattık... ne güzel kadınlarsınız siz yahu, bir kez daha yazıyorum buraya!

üstelik JoA'kom bidenem bana özel blog yazısı da etmiş, dün gördüm gözlerim yaşardı allah seni tam da şu anda gönlümden geçirdiğim gibi yapsın e mi dost kişisi? ruhumun güzel kızkardeşi...

sonra mis gibi bir hafta geçirdim, herkes bana gülümsedi, herkes beni sevdi, herkes beni şımarttı... cuma günü haftasonu şenliklerini çok sevgili şirketimin çok sevdiğim patronu ve iki güzel iş arkadaşımla güzel bir rakı & balık sofrası ve akabinde pasta & mum + bira neşesiyle başlattık... şanslıyım, biliyorum :)

doğumgünümün esas gününde - ki güzel annem beni bundan 33 gün önce "başına geleceklerden (ki bu ben oluyorum) habersiz bir şekilde" doğururken çok güzel bir gün seçmiş demeliyim - ailemin el bebek gül bebeği oldum, yediğim önümde, yemediğim ardımda, hediyeler sağdan soldan yağmakta, annem, kardeşim, sedef'imizle birlikte harika bir gün geçirdim. evet... şanslıyım! seviyorum çok!


kişiliğimi çok da bastırmadan beni yetiştirebilen, dikenlerimi de özenle koruyan ve bu arada "kendisi annem olduğu için beni çok sevdiği halde başka insanların beni neden sevdiğini zaman zaman anlayamadığını" açık yüreklilikle söyleyebilen bir annem var... bir insan daha ne ister!? :P

veeeeee... doğumgünüsümün akşamında güzel insan, "gerçek kardeşim olsa o kadar olurdu yaaaav" dediğim en süperimnohutum ve güzel insan gelinim minikimsuyum ile birlikte kendimizi maçka'da küçükçiftlik park'ta the lord of the dance'te bulduk, izledik, eğlendik, eleştirdik, güldük, çok güzel oldu - aylavyuverimaç tinli kabilesi! :)  -- bu lord of the dance'le ilgili bilahere yazacağım o nedenle detaya girmiyorum :P

pazar'ımın keyfi ise çok sevgili dostum sevgili çdm'im canım cicimle yapılan mis gibi bir kahvaltı ve devamında moda çaybahçesinde kahve keyfi ve sonrasında ise (moda'ya gidip uğramayanı döverim) ali usta'da dondurma partisi ile tavan yaptı! kitapçı da gezdik, bol kahkaha da attık, geçmişi de andık, geleceğe de baktık, çevremizi de çekiştirdik - harika bir "kız günü" oldu bizim yapabileceğimiz kadar artık :)

"e daha ne olsun kızım yahu sultan olsan bu kadar kutlanmaz bu doğumgünü" diyecekler sussun çünkü devamı var... hafta içinde güzel insan sevgili nazlımla bir akşamyemeğim ve sonrasında haftasonunda kankardeSH kişisi canımın içi cipher'im nif'imle bomba bir final olacak...

eh, ben kendime gelene kadar bir sonraki doğumgünü de gelecek sanırsam : bu kadar şımartılan her yıl bekler böylesini, benden söylemesi!!!


son söz : nazar değdirmeyin, çarpar böler parçalarım!!! :P

5 Haziran 2010 Cumartesi

eminönü'nün efsanevi esnafı CUMHUR BABA artık benimdir... :)

ÇOK güzel bir gün geçirdim bugün...
günümün detayları bana kalsın, ben şunu yazayım:

uyarı : aklı-5-karış-havada tonlamalıdır, kimse kusura bakmasındır!


kızlar,

manyak mısınız olm!? ne güldük bugün, ne çok konuştuk, ne güzel oldu! ayrı ayrı herbirinizi zaten çok seviyorum, bir araya geldiğiniz zaman ise hidrojen bombası gücünde oluyorsunuz yemin ederim tadından yenmiyor! beni bugün bu kadar sevindirdiniz, utandırdınız, şımarttınız, misli misli sizlere yapılsın da görün gününüzü! akrostişlere boğulun, hediyelerde yüzün he mi?!

teşekkür ederim yav... valla! yaptığım en akıllıca şey internette arkadaş edinmek ve buna şiddetle karşı çıkan bir sürü insana nanik yapmakmış, bu şekilde edindim dostluklarınızı (ki çok kıymetli olduğunu eklememe gerek dahi duymuyorum).

30larımı seviyorum, emin adımlarla ilerliyorum, sizi de yanımda sürüklüyorum, tamam mı?

öptüm gıdılarınızdan ;)


p.s. cumhur babanız da selam edip gözlerinizden öpüyor ve ellerinizden sıkıyor :P

p.s. revisted : "i smoke too much. i drink too much. i have questionable morals. i am everyting ever wanted in a friend." de... sizler farklısınız sanki!! heh, yes you are... bunu bilir, bunu derim.

23 Mayıs 2010 Pazar

"ultimate tourist" oldum ben!!

detayıyla yazdığım arkeoloji müzesi günümün bende uyandırdığı yeni kararı bugün itibariyle uygulamaya koyuyorum ve bugün itibariyleeee....

....hayatı bir turist kıvamında yaşamaya başlıyorum!

yani şöyle ki :

- artık yanımda sürekli olarak bir "yaşayalım görelim" merakı taşıyorum.
- bundan böyle "görmek denemek" için sadece kısıtlı bir zamanım olduğunu ve bir süre sonra "eve" döneceğimi ve "bu diyar"dan ayrılacağımı aklımdan çıkartmıyorum.
- olumsuz olan her şeyi "bu yöre"nin bir özelliği olarak kabul ediyor ve bana dokunmasına izin vermiyorum, engeli yolumun üzerinden kaldırabiliyorsam kaldırıyor, kaldıramıyorsam çevresinden dolanmanın yolunu buluyorum.
- çevremdeki türlü güzelliklere gözümü gönlümü aklımı daha bir dikkatle açıp bir kare fotoğrafını (zihinsel olabilir, gelmeyin üstüme) çekmeye hazır bakıyorum.
- iş için, güç için, gelecekte belki olabilecekler için, değmeyecek gelip geçici şeyler için canımı sıkmayarak her bir günümün tadını çıkartıyorum.
- yerine göre daha fazla "evet" ya da daha fazla "hayır" kullanıyorum ve içinde olmak istemediğim ortamdan kendimi sıyırıyorum.
- işe sadece "iş" olduğu için gidiyorum ve hayatımı yönetmesine izin vermiyorum.

ve aynen yukarıdaki gibi, hayal kurmaya devam ediyorum :))

11 Nisan 2010 Pazar

jet city house'da sıradan bir pazar sohbeti...

arkaplan bilgisi : JCW bir önceki akşamı evinde geçirmiş, kanepeye yayılıp el clasico'yu izlemiştir.

ü.teyze : kaçta uyudun dün gece?

jcw : bilmem, 2 falandı herhalde.

ü.teyze : dışarı da çıkmadın, ne yaptın o saate kadar?

jcw : maç seyrettim, sonra kitap okudum, derken uyudum falan...

ü.teyze : bira da mı içtin sen?! yarım paket de cips vardı o da bitmiş?

jcw : hıııı maç seyrederken içtim yedim oh sefam olsun!

ü.teyze : nasıl üzülüyorum ama bilemezsin, kızım var diyorum - ne çok sevinmiştim sen doğduğunda bir kızım oldu diye - ama hiç de kız gibi davranmıyor kızım benim. hiçbir arkadaşımın kızı oturup da maç izleyip bira içmiyor - nerede hata yaptım ben!? babası kılıklı! halbuki kız çocuklar giyim kuşam sever, anneleriyle çarşı pazar gezer, alışverişten nefret etmez. aaah ah...

jcw : muck annelerin en güzeli, ben de seni çok seviyorum!

:)

6 Mart 2010 Cumartesi

mart kapıdan baktırır...

ve ben donarım resmen!! ne soğuktur bugün yahu!?

nicedir buralarda olmayınca eşten dosttan gelen "nerelerdesin neler yapmaktasın?" sorularını yekten burada yanıtlayayım dedim. ama uzun uzun yazamayacağım, üşendim... iş güç koşturması dün itibariyle hafifledi. ben de bu aralar şöyleyim:



görsel bana ait değil. ama dün gece 1.cildi bitirdiğime göre, kitabın tam da bu bölümündeyim ben de :)




bana ait olmayan bir görsel daha apardım internet okyanusundan haliyle... fırsat buldukça, kitaba eşlik etsin diye, arayı açmış olmanın verdiği hevesle açıyorum bir şişe. vaziyet vahim :/



ha sanki bu görsel bana ait!! ama içim bu görsele ait!! her yerde, her fırsatta, uyuyorum abicim. ne kadar özlemişim uyumayı...


ve, aldım biletimi bekliyorum vallahi... mutluyum biraz :)

işte bu kadar!
kısacık bir güncelleme oldu ama ne banal hayatım varmış ki iki adım ötesine geçememişim bunca ayda! :)

18 Ocak 2010 Pazartesi

iki resim arasındaki yedi farkı bulunuz!


en son 1991'de gördüğüm, o zamandan beri pek haberleşmediğim, ben onu ankara'da bırakmışken artık amerika'da savaş pilotu olduğunu dün öğrendiğim kuzenim bana eski bazı resimlerimizi gönderdi.

solda kardeşim ve ben, yıl 1981.
sağda gene kardeşim ve ben, yıl 2009.

enteresan bir duygulanma haline büründüm.

öyle işte...

14 Haziran 2009 Pazar

32. "gün"



yazıp siliyorum cümlelerimi bir bir. yazayım istiyorum ama nereden başlayacağımı henüz hala bulabilmiş değilim. bir yerden girsem konuya, kaptırıp gideceğim ama, zor... o nedenle vazgeçiyorum, bazen belki yazmak gerekmez, bazen belki de illa kelimelere dökmek lazım değildir hisleri ve minneti. iki kahkaha ya da bir bakışla anlatırsın karşındakine belki de sayfalarca yazsan anlatamayacaklarını.

ne - her zamanki gibi - en sevebileceğimi bulup da hediye etmiş ailemi... ne tüm bir gün çalışıp - ilk kez - elleriyle bana pasta yapan ve üstünü minik kalpler ve rengarenk şekerlerle kaplayan ve bana sürpriz yapan dostlarımı... ne de sabahın erken saatinden akşamlara kadar telefon açıp beni duygulandıran can arkadaşlarımı anlatacağım bugün.

bir gün, ne gözümüz gördüğünde ne de kulağımız işittiğinde, yine de birlikte gülebilmek dileğiyle... her zaman, kahkahalarla birlikte!



fotoğraf: şu anda benim olduğum yaştan tam 4 yaş daha genç bir anne, 32 yıl kadar önce...

11 Şubat 2009 Çarşamba

Jet City Woman

liseye giderken - ama kaçıncı sınıf sormayacaksınız, hatırlamıyorum - en sevdiğim albümlerden biriydi queensryche'ın empire'ı. ve o albümden en sevdiğim şarkı da "jet city woman"dı. hemen öncesinde "the thin line" çalardı, sonra bu başlardı ve ben walkman'de kasedi ileri geri sara sara sanırım 3 tane empire kasedi yemiştim. anlamazdım pek kimdi bu jet city woman... ne yer ne içer ne yapar? hani belli oradan buraya gidip geliyor sanki, adamcağız harap perişan özlemlerin koynunda haykırışlarda ama yani nedir özelliği jet city woman'ın? hayır yani bir de "büyürken" etrafınızda bir çok ilişki örneği görüyorsunuz, lise yıllarında "mini mini flörtler" yaşamaktasınız, şarkıyı söyleyen adam bu formata uymuyor, ayrı ve aykırı bir öykü anlatıyor sanki.
normaldir, jet city orası.
jet city neresi?

fark ettim ki sonra, jet city "burası".


jet city woman ben miyim orasını bilemem - zira benim blogumun isim annesi JoAko'dur ve ben "ne olsa ne olsa" diye beynimi mıncıklarken o bana dedi "jet city woman tabii ki" diye... o neyi düşünerek ve ne görerek bunu dedi bilmiyorum ama gerçekten de ben her gözümü kapattığımda jet city'deyim...


şarkıyı tadalım, bilmeyen varsa :

12 Aralık 2008 Cuma

kimsin sen?! - 1


---- c o m f o r t a b l y n u m b ----

anahtar kelimeler : fenerbahçe, izmir, efes dark, nietzsche, uykucu, winston light box, dalgın, dostlar, ezoterizm, rakı, tüm alternatif tarz ve yaşamlar, sarı & lacivert, konuşkan, as, ikizler & akrep, piramitler, agnostisizm, acılı & ekşili, kararsız, aile, kırmızı şarap (öküzgözü tercihtir), tembel, bilimkurgu, mesafeli, camel box, kitap kurdu, "ukala", tekila & limon (tuz kalsın), işkolik, e.a.poe, rock & metal, balık, ortadünya, asabi, 2012, yiğit özgür, yağmur, felsefe, sessiz, unutkan, mitoloji, bitter çikolata, bireyci, tapınak şövalyeleri, sakar, diyalektik


"the one who dies with the most toys is nonetheless still dead" (naçizane çevirim : "en çok oyuncakla ölen, yine de ölüdür")


- bilmeyi severim, bilmediğim şeylerden rahatsızlık duyup öğrenmek isterim - romantik değilim, aşk şiirleri sevmem, yine de hem duygusal hem duyarlıyım - çok konuşurum ben, çok çok çok. bazen uzun uzun susarım. devrik cümleleri severim, cümlelerimi uzatırım. anlamı değişmez -

*****

all that is gold does not glitter,
not all those who wander are lost;
the old that is strong does not wither,
deep roots are not reached by the frost.
from the ashes a fire shall be woken,
a light from the shadows shall spring;
renewed shall be blade that was broken,
the crownless again shall be king

*****

ve.......

acta est fabula, plaudite!