21 Temmuz 2009 Salı

yüzleşme - 4

çocukluğumdan bu yana çok geniş bir hayal gücümün ve gelişmiş bir rol yeteneğimin olduğu, ailede kimseye benzemediğim ve kime çektiğimin bilinmediği gibi çeşitli hükümler verilmiştir hakkımda. kim kime kızarsa sülalede beni ona benzetir. bir gün "babası kılıklı" olurum diğer bir gün "halasına çekmiş bu" derler ara sıra da "aynı teyzesi, o da gençliğinde böyleydi"leri duyarım bolca (maynuşum, okursun sen burayı ara sıra, o baba / hala benzetmelerine yorum yapmayacak olsam da, sana benzetilmekten sonuna kadar mutluyum, o ayrı!)

sanırım biraz da bu şartlanmalarla, hep olduğumdan farklı görünen bir çocuk oldum, gençliğim de (şimdi tabii çok komik sanki genç değilmişim gibi ama ben 18 - 20 yaşlarımdan bahsediyorum şu anda) herhangi bir "genç kız"dan çok daha farklı davranışlarla bezendi. galiba bir nevi kendini ispat çabası : "benzettiğiniz kimse gibi değilim, zaten ben sizlerden biri bile değilim, hepinizden çok farklıyım ve hep de öyle olacağım"...

bugünkü aklım olsa öyle yapar mıydım pek emin değilim. çünkü, şimdi de bir çok kendi yaşıtımdan daha farklıyım ve artık bu farklı olmak durumu bir takıntı değil, bir alışkanlık, bir huy, vazgeçilemeyen bir özellik benim için : kaşım gibi gözüm gibi...

bırakın evlenmeyi, henüz sağlam ve uzun süreli ilişkiler dahi kuramayan bir insan olarak, çevremde parmakla sayılacak kadar az sayıdaki mutlu evliliklere bakıp onlar için mutlu olmayı da beceriyorum. ki bu da aslında (bence) hatrı sayılır bir başarı. kinik olmadım çok şükür, insanlarla dalga geçme safhasını da ardımda bıraktım, kendi halinde, işinde gücünde bir insan oldum çıktım.

daha önce de yazdığım gibi, kendime izin verdiğim bir haftadayım. haftasonu boyunca unirock'taydım. özellikle amon amarth sevgimden ötürü gittiğim ama son derece de iyi vakit geçirdiğim (süpernohut çok yaşa!) festivalden sonra tadı damağımda kalan bateri sololarla çıktım oradan. ve bana en garip gelen de bir death metal konserinden romantik hislerle ayrılmış olmamdı! çok güldüm sonrasında, muhtemelen benden başka kimse oradan "evet işte yahu olacaksa zaten böyle bir herif olmalı benimle hayatı paylaşacak, başkasını ben ne yapayım" diye düşünerek çıkmamıştır! şimdi, normalde buralara yazacağım hatta kimselerle paylaşacağım laf değildir bu, içimde yeşerir içimde kalır ama bugün fark ettim ki aslında bu sadece "olmayacak olan"ı seçmek ve "olmayacağını bilerek" onu şart koşmak ve böylece de "olmamasını" sağlamak.

yıllarca olmayacak ilişkileri özellikle aramak - bulmak - seçmek - başlatmak - yürütmeye çalışmadan bırakıp gitmek gibi. onun bir üst versiyonu. bir süre oyalanmak ve sonrasında da "yok hocam bu ilişkiler bana göre değil" diyerek artık onun için çaba dahi göstermemek. muhtemelen bir korku var bunun altında yatan derin derin. ama ben onu da bulmaya uğraşmak istemiyorum. hani şu ne senle ne de sensiz durumu. bazen oturup düşünüyorum "e fena mı olur şimdi oturup şunu paylaşsam birisiyle" diye ama o "birisi" olup da paylaşmaya kalkınca iş değişiyor ve ben kısa devre yapıyorum.

yıllarca önce nişanlı olduğum kısa bir dönem yaşadım. yürümedi tabii, ayrıldık. ama sanırım beni en çok seven o oldu. ben de "kendimce" sevdim işte. ama kendimce asla yeterli olmadı. yine de, ciddiyete en çok yaklaşabildiğim insan olarak yeri bende ayrıdır. bu blogu bilmez, bilse de okuyamaz ama yine de yeri özeldir. hediye ettiği kırmızı deri kaplı ve orijinal baskı replikası yüzüklerin efendisi de kitaplığımda en özel yerde durur. bu yazıya sebep aslında dünden bu yana, bonus disc'leriyle birlikte izlediğim lotr üçlemesi. bir buçuk gün boyunca hayal alemlerine dalıp çıkarak gene kendimi bozdum. ama yine de hepsiyle teker teker yüzleşerek "hala umut var" diyorum. koskoca dünyaları baştan yaratmış tolkien, ben kendime bir hayat kuramazsam çok ayıp olur çünkü!! :)

not: yüzüklerin efendisi demişken, bence kitabın kahramanı frodo değil sam ve aşık olunacak karakter de aragorn değil boromir'dir!! bir de, benim favori ırkım her zaman elflerdense cücelerdir. o kadar.

19 Temmuz 2009 Pazar

bir kafa tatilinin anatomisi

deniz güneş kum yok.

müzik var.
dostlar var.
filmler var.
kitaplar var.
"kafa" yok... tatile çıktı, kendini resetleyecek, stresi silkeleyecek, haftaya pazartesi geri dönecek ve işine gene sarılıp kendini bulacak.

cuma akşamından bu yana pek sevgili kardeşimin katkılarıyla unirock'da, "o pislik festivaller (!) (*)"e nispet yaparak eğlenmekte, dinlenmekte, death ve trash metal'in o bayıldığım bateri ve bas kardeşliğinde kendimi kaybetmekte ve bir süredir içine girdiğim karanlığın dışına pırıl pırıl taşmaktayım.



artık ortalarda çılgınca kafamızı sallamıyor ve sabahın köründen gecenin sonuna kadar güneşte yanma pahasına deliler gibi yeni grupları desteklemiyor olsak da ilk gece arch enemy, ikinci gece kreator ve bu gece de amon amarth izlemek üzere maçka'da yerimizi alıp biramızı yudumluyor ve sonrasında paşa paşa evimize dönüyoruz. her zamanki gibi, bir köşeye çöküp aralarda çevremizdeki loser'ları birbirimize göstererek hiç utanmadan ahkam kesiyoruz, "zamanında" nasıl olduğumu bıkmadan anlatarak supernaut'umu arada bir bunaltıyor, gene "ah eskiden böyle miydi bak belim ağrıdı bak kolum bilmemne oldu" diye vıdırvıdır konuşuyor, kreator'un nazik ricası ile kendilerince bir moshpit oluşturan ancak pite takılıp moshu unutan güzel gençlerimizi izliyor, bir de haftaya işe gitmeyeceğimi hatırlayarak iyice bir rahatlıyorum. daha ne olsun :)

derken arada çıkan paradise lost'a burun kıvırarak birden leş metalci kimliğimizden sıyrılıveriyor ve kendimizi en komprador şekilde yan taraftaki g-mall'e numnum'a atarak lezzetin derinliklerinde kaybolarak sanki yarını görmeyecekmiş gibi yemeğe vuruyorum. loser olabilirim ama ağzımın tadını bilirim!



şimdilik gidiyorum... bu gece de amon amarth (ki çok çok severim) dinleyerek tatilimin müzikal sayfasını kapatacak, bir günümü gene kardeşimden ödünç aldığım filmlere (star wars trilogy, lotr trilogy ve transformers) vakfederek tembellik yapacak, bir iki gün ille de roman olsun ayın kitabı ile haşır neşir olacak (ve hatta belki de oraya daha bu sabah bitirdiğim "cevdet bey ve oğulları" ile ilgili bazı yorumlarımı ekleyecek) ve sonrasında da herhalde kendime tamamen gelmiş bir şekilde işimin başına döneceğim.

o zamana dek, herkeslere pek güzel bir pazar ve takip eden harika bir hafta dilerim!

ve de diyorum ki : eski hayatlarımdan birinde - ki bu en etkili olan eski hayatım olsa gerek - bir viking savaşçısı olduğumu düşünür oldum bir süredir. evet kreator çok iyiydi - e zaten bu kadar yıldır bu işi yapan adamlar hakkında ben mi yorum yapacağım bir de - ama, iskandinav metali üzerine tanımam. her fani bir arch enemy dinlemeli canlı canlı. angela hatunun brutal vokallerine şahit olmalı. amon amarth'la coşmalı. bas ve bateride kendini kaybetmeli.






(*) "pislik festivaller" tanımı bana ait değil ama 3 günüme neşe getirdiği için burada yerini aldı, hay sen çok yaşa soul sacrifice!! :))

hamdolsun, teğet geçti.

bir hafta boyunca izinliyim. gitmiyorum bir yere, istanbul'dayım. ama işten (e-mail ve telefonlardan, sorunlardan, müşterilerden, ruhumu sıkan ayrıntılardan) uzak kalıp kendimi kendime getirme operasyonu başlattım. öncelikle, katkıda bulunan herkese pek çok teşekkürler!

teğet geçen bir buhranı takiben, hamdolsun ruhi krizde değilim. gene gülümser ve konuşur oldum. okuduklarıma gene anlam verebiliyor, düşündüklerimi ve hissettiklerimi gene paylaşabiliyorum.

ama haziran'ın tamamını ve temmuz ayının yarısını bana zehir eden, sabah uyandığımda dahi üzerime anında çullanan o sıkıntıyı, bunaltıyı, gerginliği uzunca bir süre unutabileceğimi sanmıyorum. çok yorgunum. bitkinim. durgunum.

hep diyoruz ya, "bu da geçecek, sanki yarın olmayacak mı? öyle de geçecek, böyle de geçecek ama mutlaka geçecek!" ve evet, geçiyor gerçekten. ama geçerken o kadar çok şey götürüyor ki, savaş sonrası yorgunluğuyla çöküp kaldığınızda bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmayacak sanıyorsunuz.

ben ki iş konularını kendime en az dert etmeye çalışırım, bu sefer beceremedim ve kendimi kaybettim. o derece...

ama bu da geçti.

geri geldim :)

2 Temmuz 2009 Perşembe

2009 - 1993 = 16 yıl = 5840 gün

* Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
* Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
* Gülender Akça - 25 yaşında
* Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
* Ahmet Alan - 22 yaşında
* Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
* Sehergül Ateş - 30 yaşında
* Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
* Erdal Ayrancı - 35 yaşında
* Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
* Belkıs Çakır - 18 yaşında
* Serpil Canik - 19 yaşında
* Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
* Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
* Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
* Serkan Doğan - 19 yaşında
* Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi
* Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında
* Gülsüm Karababa -22 yaşında
* Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
* Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
* Koray Kaya - 12 yaşında
* Menekşe Kaya - 17 yaşında
* Handan Metin - 20 yaşında
* Sait Metin - 23 yaşında
* Huriye Özkan - 22 yaşında
* Yeşim Özkan - 20 yaşında
* Ahmet Öztürk - 21 yaşında
* Ahmet Özyurt - 21 yaşında
* Nurcan Şahin - 18 yaşında
* Özlem Şahin - 17 yaşında
* Asuman Sivri - 16 yaşında
* Yasemin Sivri - 19 yaşında
* Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
* İnci Türk - 22 yaşında
* Kenan Yılmaz - 21 yaşında