"her expression of a midget queen and murder lurking just behind her lips"
JCW'ın gündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
JCW'ın gündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2011 Cumartesi
beyin fesadı
ben geri geldim. geri geldim ama ne zamandır yazmayınca şimdi de ne yazsam bilemiyorum. vardır içerilerde bir yerlerde birikmiş bir ton şikayet ama hiçbiri gelmiyor şimdi aklıma. o zaman ben de bir liste yapayım yokluğumda olanlara dair:
1 - iso 9001:2008 kalite yönetim sistem standardı doğrultusunda baştan aşağı temizledik ve yeniledik firmamızı. pek güzel oldu bakalım devamı nasıl gelecek? bunun bana armağanı şu anda vücudumun her yanını saran kırmızı minik benekler ve bolca kaşıntı (doktorun tanımıyla "stres ve yorgunluk kaynaklı alerjik reaksiyon"). geçer herhalde yakında, geçsin çünkü beni pek kasıyor bu durum.
2 - anna karenina okundu bitti ve cümleler hazırlandı, illederomancı arkadaşlarım benden güzel bir moderasyon bekliyorlar sanırsam ancak pek zor görünüyor - pek detaylı hazırlan(a)mayabilirim, çalışmak bu sefer fiziksel alerji yaptı ehehe kendimi çok zorlamayacağım :D
3 - illederoman demişken, sitemizi o kadar ihmal ettim ki, şimdi elim varıp da nasıl toparlayacağıma dair bir fikrim yok. ama bunu önümüzdeki haftalarda düşüneceğim artık... kendime bir iş planı hazırlamam lazım : işim, illederoman (ki sitede yapılması gereken bir sürü şey var aklıma yazdığım), blog yazılarım (ki çok uzun süredir istediğim konularda yazılarımı yazmadım, listem var ele alacağım tek tek), remzi kitap gazetesi dünyadan haberler sayfası (ki biraz önce 4. ayımın haberlerini toparlayıp sadece son bir gözden geçirme yapılacak şekilde bir kenara kaydetmeme rağmen bu zamana kadar geçen 4 ayda zaten çok yoğun olduğum için üstünde istediğim gibi duramadım), üzerinde çalıştığım bir diğer yazı-çizi projesi (ki daha bir kelime dahi yazmışlığım yok) var bir arada yürümesi gereken. şimdilik "işim"i planladım, haftanın 6 günü günde 10 saat verimli çalışırsam yetişecek her şey. kalan her şeyi de kalan süreye yerleştirmem ve yürütmem gerekiyor. ve bu arada da YAŞAMAK istiyorum artık biraz da, gezeyim tozayım göreyim diyorum, sinemadan iyice kopmuş olsam da tiyatro - konser - sergi kaçırmayayım istiyorum. bakalım, göreceğiz nasıl olacak bu iş.
4 - ölenler, kalanlar, konuşanlar, susanlar, kavgalar, cinayetler vb bir sürü şey yaşandı haberlerde ve gazetelerde gözüme çarpan ama hiçbiri hakkında yazacak değilim. artık kendimle ilgileniyorum. desem de... yalan yahu nefret ettim tiksindim artık birçok şeyden ve kişiden. diyorum ve gene de yazmıyorum inatla.
uzunca bir süre aç bırakılmış bir insan nasıl oturup birden ve çok yemek yiyemezse ben de sanırım şimdi oturup devamını getiremeyeceğim bu yazının. aslında çok şey var aklımda birbiriyle çarpışan. başka bir zaman artık... belki gece. şimdi kuaföre gideyim. kadın gibi olayım azıcık :)
yazıda aslında link verilecek bir çok kelime ve adres var ama uğraşamayacağım açıkçası, üşendim. fill in the blanks gençler!
9 Aralık 2010 Perşembe
tiksinmek üzerine...
dün bu "karikatür"ü gördüğümden bu yana düşünüyorum. birkaç cümlem var sonunda kullanabileceğim:
kimse bana bu canlı formlarının da insan olduğunu anlatmaya çalışmasın, inandıramazlar. din demek anlayış demektir, tekamül demektir, daha iyi olmak için uğraşmak demektir. ya da benim anlayışımdaki din öyle. bunca dinsizliğimde ben hepinizden daha insanım bu durumda. yok olun bir zahmet. dünya üzerinde kapladığınız yer bile fazla.
desem de... ben sizin gibi acımasız ve kötü kalpli / fena düşünceli olamıyorum. vicdanım var çünkü. kendi içinizde kalın yeter. çekilin gidin bir zahmet. tiksindiriyorsunuz.
ff'de yazmışlar, aklıma gelmemişti ilk gördüğümde, çok doğru gerçekten de... şu aşağıdakini yapabilen ahlaksızlardan başka ne beklenir ki?
insan değilsiniz.
hayvan bile değilsiniz.
çünkü niyetiniz pis ve kötü.
arşiv niyetine, e.temekuran'ın iki yazısının da bu köşede bulunması, henüz okumamış olan varsa belki faydalı olur (okur yorumlarına da bakarsanız tiksinecek çok insanımız olduğunu ayrıca göreceksiniz) :
http://www.haberturk.com/yazarlar/579223-sizin-istikrariniz-onun-bebegi (08.12.2010)
http://www.t24.com.tr/content/newsdetail.aspx?newscode=115853&cat=25 (09.12.2010)
(ve bu arada, karikatür demişken, şurada da mizah dergilerimizin konuyu nasıl işlediğini görebilir / hatırlayabilirsiniz).
insansınız ve şunu kaldırabiliyor yüreğiniz:
eyvallah...!!
8 Kasım 2010 Pazartesi
günün matematik sorusu
facebook'a yazdım kesmedi, friendfeed'de sordum yetmedi, buraya da taşıyasım tuttu:
memur-sen, ekim ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 957 tl, yoksulluk sınırını 2.450 tl olarak hesaplamış (google'a başvurarak teyit edin bir zahmet, kafam bozuk, link mink yok bugün).
bakıyoruz derhal yurdum insanının asgari ücretine : brüt 760,50 tl iken devletimizin ihtiyacı olan ve çok hak ettiği vergiler primler falanlar filanlar düşünce çalışanın eline geçen net para 544,44 tl imiş.
öncelikle, vahim bir hatayı düzeltelim :
4 kişi üzerinden hesaplanmamalı artık bu sınırlar. büyük yerden "3 çocuk" emri varken, ideal aileler 5 kişi olacaksa, tüm bu sınırlar da 5 kişi üzerinden hesaplanmalı.
sonra, gelelim akıl yürütmeye:
4 kişilik aile 957 tl ile aç ise, olması gereken 5 kişilik ailenin açlık sınırı 1.196,45 tl olacaktır.
1.196,45/544,44 = 2,197579
peki bu durumda ailedeki iki kişi doyarken bir kişinin de azıcık bir kısmı besin alacak ve kalan iki kişi de ölsün gebersin mi demeliyiz?
matematikte sorun yok da... anlamlandırmak pek mümkün değil sanki!
(yoksulluk sınırına hiç değinmeyeceğim, çok büyük çoğunluğu "yoksul" bir memleket olduğumuz aşikar sonuçta)
memur-sen, ekim ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 957 tl, yoksulluk sınırını 2.450 tl olarak hesaplamış (google'a başvurarak teyit edin bir zahmet, kafam bozuk, link mink yok bugün).
bakıyoruz derhal yurdum insanının asgari ücretine : brüt 760,50 tl iken devletimizin ihtiyacı olan ve çok hak ettiği vergiler primler falanlar filanlar düşünce çalışanın eline geçen net para 544,44 tl imiş.
öncelikle, vahim bir hatayı düzeltelim :
4 kişi üzerinden hesaplanmamalı artık bu sınırlar. büyük yerden "3 çocuk" emri varken, ideal aileler 5 kişi olacaksa, tüm bu sınırlar da 5 kişi üzerinden hesaplanmalı.
sonra, gelelim akıl yürütmeye:
4 kişilik aile 957 tl ile aç ise, olması gereken 5 kişilik ailenin açlık sınırı 1.196,45 tl olacaktır.
1.196,45/544,44 = 2,197579
peki bu durumda ailedeki iki kişi doyarken bir kişinin de azıcık bir kısmı besin alacak ve kalan iki kişi de ölsün gebersin mi demeliyiz?
matematikte sorun yok da... anlamlandırmak pek mümkün değil sanki!
(yoksulluk sınırına hiç değinmeyeceğim, çok büyük çoğunluğu "yoksul" bir memleket olduğumuz aşikar sonuçta)
15 Ekim 2010 Cuma
hafta 42'yi de "sağ salim" kapatırken...
malumunuz, hükümetimiz bu hafta da sıkı çalıştı ve birbiri ardına verdikleri olumlu mesaj ve demeçleriyle moralimize moral kattı, bizi kendimize getirdi, hırçınlıklarımızı ve hoşnutsuzluklarımızı bertaraf etti...
ancak bugün, sanırım cuma rehavetinden olsa gerek, sabahtan bu yana beklememe ve bakınmama rağmen hiç demeç göremedim portallarda ve hükümet kanadından hala herhangi konuda bir "açıklama" yapılmaması son günlerde üst üste mantıklı demeçlere alışmış olan bünyemde olumsuz bir etki bıraktı haliyle.
bu nedenle bu haftanın akıllarda kalan ve aslında herkes tarafından bolca konuşulmuş olmasına rağmen benim nazarımda bomba etkilerini asla kaybetmeyecek olan iki güzide demecini şuraya almak istedim, bulunsun, bir gün birileri unutursa eğer, hatırlatıcı olur:
1 - Dinçer: 'Bizde olsa 3 günde çıkarırdık'
Şili'deki maden kazasında mahsur kalan işçilerin yeryüzüne çıkarılması hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, "Böyle bir kaza bizde olsaydı, madencilerimizi üç günde çıkarırdık" dedi.
2 - Eker: 'Et fiyatları refahtan dolayı yüksek'
Bakan Eker et fiyatlarının ülkedeki refah düzeyinin yükselmesinden dolayı arttığını söyledi.
Bir de, Bakan Çelik'in söylediği iddia edilen 'Niye gavurun dini Hıristiyanlığı öğreniyoruz da, Aleviliği öğrenmeyeceğiz' sözü var ki, ben kulaklarımla duymadım, gözlerimle görmedim ama yukarıdaki bakanlarımızın performansı düşünülürse, "dememiştir" diyemem... Baksınlar kayıtlara, hepimiz öğrenelim demiş mi. Demişse, mansiyon kazanabilecek bir demeç olarak kayıtlara geçeriz.
ancak bugün, sanırım cuma rehavetinden olsa gerek, sabahtan bu yana beklememe ve bakınmama rağmen hiç demeç göremedim portallarda ve hükümet kanadından hala herhangi konuda bir "açıklama" yapılmaması son günlerde üst üste mantıklı demeçlere alışmış olan bünyemde olumsuz bir etki bıraktı haliyle.
bu nedenle bu haftanın akıllarda kalan ve aslında herkes tarafından bolca konuşulmuş olmasına rağmen benim nazarımda bomba etkilerini asla kaybetmeyecek olan iki güzide demecini şuraya almak istedim, bulunsun, bir gün birileri unutursa eğer, hatırlatıcı olur:
1 - Dinçer: 'Bizde olsa 3 günde çıkarırdık'
Şili'deki maden kazasında mahsur kalan işçilerin yeryüzüne çıkarılması hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, "Böyle bir kaza bizde olsaydı, madencilerimizi üç günde çıkarırdık" dedi.
2 - Eker: 'Et fiyatları refahtan dolayı yüksek'
Bakan Eker et fiyatlarının ülkedeki refah düzeyinin yükselmesinden dolayı arttığını söyledi.
Bir de, Bakan Çelik'in söylediği iddia edilen 'Niye gavurun dini Hıristiyanlığı öğreniyoruz da, Aleviliği öğrenmeyeceğiz' sözü var ki, ben kulaklarımla duymadım, gözlerimle görmedim ama yukarıdaki bakanlarımızın performansı düşünülürse, "dememiştir" diyemem... Baksınlar kayıtlara, hepimiz öğrenelim demiş mi. Demişse, mansiyon kazanabilecek bir demeç olarak kayıtlara geçeriz.
27 Ağustos 2010 Cuma
izmir marşıyla gelip mehter marşıyla gitmek...
referandumla ilgili tartışmalardan kaçınmamın bir sebebi vardı başından beri... ancak en sonunda ben de dayanamadım, ben de arkadaşlarımla kendi aramızda yapılan tartışmalarda fikrimi söylemeye başladım, dinledim, anlamaya çalıştım, bazen anlayamadım, sordum, okudum vs...
sosyal medyada (benim için bu facebook ve friendfeed'den oluşuyor, diğer sitelerde pek aktif olduğum söylenemez) insanları takip ettim, okudum, gene anlamaya çalıştım, sıklıkla anlayamadım, bazılarını da anlayamamış olmayı diledim, şaşırdım vs...
evet ya da hayır oyunun peşine düşen siyasilerin referandumun içeriğini ve bu ülke insanının neyi oyladığını anlatmak için kullanması gereken kaynaklarını saçmasapan harcadığını ve sanki bir genel seçim varmışçasına vaatlerin havalarda uçuştuğunu gördüğümde içim bulandı. kızgın ve hatta bezginim, bu ülkenin aptal yerine konmaya alıştırılmış insanının içi sömürülerek boşaltılmış demokrasi, özgürlük, saygı, hak, hukuk vb kavramlarla hala kandırılıyor olması hakkında da hiçbir şey demek istemiyorum.
ve sadece iki şey koyuyorum buraya benim bu referandumdaki duruş noktamı belirleyecek:
1 - türk seçmen tabanı:
2 - son zamanlarda okuduğum ve hemen her noktasına katıldığım, benden daha iyi ifade edilebilmiş bir yorum yazısı:
http://pisikopati.blogspot.com/2010/08/deli-peluze-siyaset-ozel-ve-son.html
sosyal medyada (benim için bu facebook ve friendfeed'den oluşuyor, diğer sitelerde pek aktif olduğum söylenemez) insanları takip ettim, okudum, gene anlamaya çalıştım, sıklıkla anlayamadım, bazılarını da anlayamamış olmayı diledim, şaşırdım vs...
evet ya da hayır oyunun peşine düşen siyasilerin referandumun içeriğini ve bu ülke insanının neyi oyladığını anlatmak için kullanması gereken kaynaklarını saçmasapan harcadığını ve sanki bir genel seçim varmışçasına vaatlerin havalarda uçuştuğunu gördüğümde içim bulandı. kızgın ve hatta bezginim, bu ülkenin aptal yerine konmaya alıştırılmış insanının içi sömürülerek boşaltılmış demokrasi, özgürlük, saygı, hak, hukuk vb kavramlarla hala kandırılıyor olması hakkında da hiçbir şey demek istemiyorum.
ve sadece iki şey koyuyorum buraya benim bu referandumdaki duruş noktamı belirleyecek:
1 - türk seçmen tabanı:
2 - son zamanlarda okuduğum ve hemen her noktasına katıldığım, benden daha iyi ifade edilebilmiş bir yorum yazısı:
http://pisikopati.blogspot.com/2010/08/deli-peluze-siyaset-ozel-ve-son.html
24 Ağustos 2010 Salı
can yayınları hala can yayınları mı?
bir haftadan beridir bu konu hakkında yazacağım aslında ama öncelikle sorunun çözülmesini bekledim ki nasıl çözüldüğünü de yazabileyim. bugün "çözüldü" (güya!!) ve işte buyurun yazımız:
bundan yaklaşık bir ay kadar önce idefix'ten kitap alışverişi yaptım (tam olarak süresini hatırlamamakla birlikte nereden baksanız 1,5 - 2 yıldır kitap alışverişimi idefix'ten yapıyorum), ve illederoman ayın kitabı ile birlikte 3-4 kitap daha satın aldım. kitaplar geldi, paketi açtım, kitaplara bakıyorum ama bir gariplik var... öyle ki, duymadığım yayınevlerinin kitapları gıcır gıcırken, can yayınları'ndan çıkan çöplüğün generali son dönemde gördüğüm en kalitesiz kapağa, en acıklı baskıya, en zavallı sayfalara sahipti. üstelik de (bence) az buz para da değil, sonuçta 16,50 TL para ödeyip de (bu arada şimdi link vermek için can yayınları'nın sayfasına girince kitabın fiyatının web'de 12,38 TL olduğunu gördüm - idefix, kazıkladın mı beni?!) böyle bir kalitesiz baskıyla karşılaşınca haliyle şüphelendim ama korsan kitap göndermeyi ne idefix'e (sonuçta fatura kesiyorlar) ne de can yayınları'na yakıştırabildim ve kaderime küsüp türlü dizgi hatalarına küfür ede ede okudum geçtim ve sonunda kitaptan da can yayınları'ndan da okumaktan da bezdim.
- arada kitap kulübündeki arkadaşlarıma dert yanıp durdum imlanın ne kadar fena olduğundan, bana saplantılı manyak muamelesi yaptılar, bunu da söylemek lazım -
toplantı günü geldi, yolda giderken serviste olan ve benimle toplantıya gelen arkadaşıma da dert yanmaya başladım ve gayet masum masum "yok yahu bazı hatalar var evet ama benim çok dikkatimi çekmedi" yanıtını alıp da kızcağızın kitabına el koyuverince gördüm ki aynı tarihli aynı baskı olmasına rağmen kapağından baskısına elimdeki farklı bir kopya...
evet okur!! CAN YAYINLARI bana IDEFIX üzerinden KORSAN kitap satmış oldu!!! (burada nefes molası veriyoruz...)
şu anda ve şurada anlatamayacağım kadar çok kızdım, şaşırdım, kendimi aptal gibi hissettim vs vs vs... ömrüm boyunca bir kere bilinçli olarak korsan kitap almışlığım var, itiraf ediyorum. liseye gidiyordum ve almayı çok istediğim fakat paramın yetmediği bir kitap vardı ve bakırköy'de bir tezgahtan alıvermiştim. ve o zaman korsan - bandrol - telif hakkında çok kafa yormamakla birlikte yine de vicdanım çok rahatsız olmuştu. sonrasında hep uzak durdum, 2 liraya başkasının emeğinden ve kendi okuma keyfimden çalmaktansa parasını verip aslını almayı hep tercih ettim. ve bu şekilde keriz yerine konunca haliyle pek bozuldum.
ertesi gün iki şey yaptım... önce idefix'e, sonra can yayınları'na durumu anlatan ve açıklama isteyen birer e-posta gönderdikten sonra friendfeed'de konuyu tartışmaya açtım (tıklayın, okuyun). ve öğrendim ki bu pek de bilinen bir şeymiş şu yayınevlerinin kendi korsanlarını basmaları ve satmaları, sağır sultan duymuşmuş da bir tek benim haberim yokmuş!!
verdiğim friendfeed link'inde ara ara (yanıt aldıkça) gelen yanıtları kopyalayarak paylaştım ancak link'i takip etmeye üşenenler ya da okumakla ilgilenmeyenler için e-posta maratonu aşağıdadır:
idefix'e benim yazım:
27.07.2010 tarih ve 216593 numarali faturanizla tarafima gonderdiginiz, AOU1000074 numarali siparisimin icerisinde bulunan "Coplugun Generali" isimli kitap (316458) cok buyuk ihtimalle korsan yayindir. Ayni baskiya sahip arkadaslarimla karsilastirdigimda farklar bariz bir sekilde gorunmektedir. Konu ile ilgili ivedilikle benimle temasa gecmenizi ve bu durumun duzeltilmesini istiyorum. Saygilarimla,
idefix'ten bana yanıt:
Aslı Hanım merhaba,
Sipariş ettiğiniz kitaplar, direkt olarak yayınevlerinden temin edilmektedir. Korsan yayın gönderimi mümkün değildir. Dilerseniz kitabı bize geri gönderebilirsiniz. İade ve reklamasyon bilgilerimiz, faturanızın arkasında bulunmaktadır. Bilgilerinize sunar, idefix'e göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ederiz. Saygılarımızla. (imza : idefix Müşteri Hizmetleri)
can yayınları ile yazışmamdaki yanıtları:
yanıt 1 :
Merhaba Aslı hanım
Kitabın künyesinde bulunan adrese kitabı kargo ile yollayınız. Biz gerekli incelemeyi yapıp size dönüş yapalım. İyi günler. (imza : Can Sanat Yayınları Satış ve Pazarlama)
kitabı gönderdikten sonra - sorum üzerine - yanıt 2 :
Merhaba Aslı hanım,
Kitap elimize ulaştı, kitapla ilgili endişelerinizi anlıyoruz fakat ideefixe firmasının, kesinlikle korsan kitap konusunda çok duyarlı olduğunu bilmekteyiz. Ve özellikle bu konuda duyarlı firmalarla birebir çalışma yapıyoruz. Kitapla ilgili sorunun İdeefixe'le alakalı bir olduğunu düşünmüyoruz. Size en kısa zamanda yeni kitabınızı kargo ile ulaştıracağız. Bilginize. İyi çalışmalar. (imza : Can Sanat Yayınları Satış ve Pazarlama)
biraz daha üstlerine gittikten ve sorunun detayını öğrenmek isteyince - yanıt 3 :
Merhaba Aslı Hanım.
Değiştireceğimiz ürünün korsan baskı olduğunu siz de tahmin etmişsinizdir.
Sorun şu, biz göndermedik, fakat size korsan ürün geldiyse bu durumdan ideefixe firmasını sorumlu tutmamanızı rica ediyoruz, çünkü çalışanlarından birisinden kaynaklanmış olabilir.. Yaklaşık 10 yıldır çok iyi ilişkiler içerisinde çalıştığımız bir firma, böyle bir şeye ihtimal dahi vermiyoruz, mağdur olan taraf olmamıza rağmen, firmaya bakışınızı değiştirmemeniz adına biz bu güvenceyi veriyoruz. Saygılar. (imza : CAN Yayınları Satış Pazarlama - Müdür Yardımcısı)
---
şimdiiii...
ben idefix'in sorumlu olmadığı konusunda ikna oldum. can yayınları'nın mağduriyeti (!!) beni çok üzdü tabii... okur olarak ben tabii ki mağdur değilim, mağdur olan can. ve neyin güvencesini verdiklerini de hala düşünüyorum.
sonuç: bugün bana yeni (orijinal) kitabım geldi. kargo ile, paketi açınca kucağınıza kuru kuru kitap düşüyor, ne bir özür notu, ne başka bir yazı... pişkinlik diyerek geçtim şimdilik ve yeni projemi başlattım. yazarlara yazacağım, sonuçta gasp olunan onların telif hakları, değil mi? bir şey çıkar mı çıkmaz mı bilemiyorum elbet ancak yazarlar haklarını korurlarsa yayınevleri de uygun davranmak zorunda kalır (diyeceğim ama çok nahif olacak biliyorum, sağlam bir çark dönüyor orada, yine de deneyeceğiz artık...)
yazı link kaynıyor, oradan buradan linkleri takip etmeye üşenmezseniz bana da ne düşündüğünüzü yazıverin aşağıya hele :)
sonradan eklenen not (kasım 2010) : sn. can öz'den çok nazik bir yanıt aldım kısa süre önce. bilerek ve isteyerek böyle bir şeyin, hele ki yayınevi yönetimi kanalıyla, yapıl(a)mayacağını ifade etmiş ve mağduriyetim için özür dilemiş. ne kadar ikna olup olmadığımı kendisine zaten bildirdim ancak burada bu bilgi de olmalı diye düşündüm.
bundan yaklaşık bir ay kadar önce idefix'ten kitap alışverişi yaptım (tam olarak süresini hatırlamamakla birlikte nereden baksanız 1,5 - 2 yıldır kitap alışverişimi idefix'ten yapıyorum), ve illederoman ayın kitabı ile birlikte 3-4 kitap daha satın aldım. kitaplar geldi, paketi açtım, kitaplara bakıyorum ama bir gariplik var... öyle ki, duymadığım yayınevlerinin kitapları gıcır gıcırken, can yayınları'ndan çıkan çöplüğün generali son dönemde gördüğüm en kalitesiz kapağa, en acıklı baskıya, en zavallı sayfalara sahipti. üstelik de (bence) az buz para da değil, sonuçta 16,50 TL para ödeyip de (bu arada şimdi link vermek için can yayınları'nın sayfasına girince kitabın fiyatının web'de 12,38 TL olduğunu gördüm - idefix, kazıkladın mı beni?!) böyle bir kalitesiz baskıyla karşılaşınca haliyle şüphelendim ama korsan kitap göndermeyi ne idefix'e (sonuçta fatura kesiyorlar) ne de can yayınları'na yakıştırabildim ve kaderime küsüp türlü dizgi hatalarına küfür ede ede okudum geçtim ve sonunda kitaptan da can yayınları'ndan da okumaktan da bezdim.
- arada kitap kulübündeki arkadaşlarıma dert yanıp durdum imlanın ne kadar fena olduğundan, bana saplantılı manyak muamelesi yaptılar, bunu da söylemek lazım -
toplantı günü geldi, yolda giderken serviste olan ve benimle toplantıya gelen arkadaşıma da dert yanmaya başladım ve gayet masum masum "yok yahu bazı hatalar var evet ama benim çok dikkatimi çekmedi" yanıtını alıp da kızcağızın kitabına el koyuverince gördüm ki aynı tarihli aynı baskı olmasına rağmen kapağından baskısına elimdeki farklı bir kopya...
evet okur!! CAN YAYINLARI bana IDEFIX üzerinden KORSAN kitap satmış oldu!!! (burada nefes molası veriyoruz...)
şu anda ve şurada anlatamayacağım kadar çok kızdım, şaşırdım, kendimi aptal gibi hissettim vs vs vs... ömrüm boyunca bir kere bilinçli olarak korsan kitap almışlığım var, itiraf ediyorum. liseye gidiyordum ve almayı çok istediğim fakat paramın yetmediği bir kitap vardı ve bakırköy'de bir tezgahtan alıvermiştim. ve o zaman korsan - bandrol - telif hakkında çok kafa yormamakla birlikte yine de vicdanım çok rahatsız olmuştu. sonrasında hep uzak durdum, 2 liraya başkasının emeğinden ve kendi okuma keyfimden çalmaktansa parasını verip aslını almayı hep tercih ettim. ve bu şekilde keriz yerine konunca haliyle pek bozuldum.
ertesi gün iki şey yaptım... önce idefix'e, sonra can yayınları'na durumu anlatan ve açıklama isteyen birer e-posta gönderdikten sonra friendfeed'de konuyu tartışmaya açtım (tıklayın, okuyun). ve öğrendim ki bu pek de bilinen bir şeymiş şu yayınevlerinin kendi korsanlarını basmaları ve satmaları, sağır sultan duymuşmuş da bir tek benim haberim yokmuş!!
verdiğim friendfeed link'inde ara ara (yanıt aldıkça) gelen yanıtları kopyalayarak paylaştım ancak link'i takip etmeye üşenenler ya da okumakla ilgilenmeyenler için e-posta maratonu aşağıdadır:
idefix'e benim yazım:
27.07.2010 tarih ve 216593 numarali faturanizla tarafima gonderdiginiz, AOU1000074 numarali siparisimin icerisinde bulunan "Coplugun Generali" isimli kitap (316458) cok buyuk ihtimalle korsan yayindir. Ayni baskiya sahip arkadaslarimla karsilastirdigimda farklar bariz bir sekilde gorunmektedir. Konu ile ilgili ivedilikle benimle temasa gecmenizi ve bu durumun duzeltilmesini istiyorum. Saygilarimla,
idefix'ten bana yanıt:
Aslı Hanım merhaba,
Sipariş ettiğiniz kitaplar, direkt olarak yayınevlerinden temin edilmektedir. Korsan yayın gönderimi mümkün değildir. Dilerseniz kitabı bize geri gönderebilirsiniz. İade ve reklamasyon bilgilerimiz, faturanızın arkasında bulunmaktadır. Bilgilerinize sunar, idefix'e göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ederiz. Saygılarımızla. (imza : idefix Müşteri Hizmetleri)
can yayınları ile yazışmamdaki yanıtları:
yanıt 1 :
Merhaba Aslı hanım
Kitabın künyesinde bulunan adrese kitabı kargo ile yollayınız. Biz gerekli incelemeyi yapıp size dönüş yapalım. İyi günler. (imza : Can Sanat Yayınları Satış ve Pazarlama)
kitabı gönderdikten sonra - sorum üzerine - yanıt 2 :
Merhaba Aslı hanım,
Kitap elimize ulaştı, kitapla ilgili endişelerinizi anlıyoruz fakat ideefixe firmasının, kesinlikle korsan kitap konusunda çok duyarlı olduğunu bilmekteyiz. Ve özellikle bu konuda duyarlı firmalarla birebir çalışma yapıyoruz. Kitapla ilgili sorunun İdeefixe'le alakalı bir olduğunu düşünmüyoruz. Size en kısa zamanda yeni kitabınızı kargo ile ulaştıracağız. Bilginize. İyi çalışmalar. (imza : Can Sanat Yayınları Satış ve Pazarlama)
biraz daha üstlerine gittikten ve sorunun detayını öğrenmek isteyince - yanıt 3 :
Merhaba Aslı Hanım.
Değiştireceğimiz ürünün korsan baskı olduğunu siz de tahmin etmişsinizdir.
Sorun şu, biz göndermedik, fakat size korsan ürün geldiyse bu durumdan ideefixe firmasını sorumlu tutmamanızı rica ediyoruz, çünkü çalışanlarından birisinden kaynaklanmış olabilir.. Yaklaşık 10 yıldır çok iyi ilişkiler içerisinde çalıştığımız bir firma, böyle bir şeye ihtimal dahi vermiyoruz, mağdur olan taraf olmamıza rağmen, firmaya bakışınızı değiştirmemeniz adına biz bu güvenceyi veriyoruz. Saygılar. (imza : CAN Yayınları Satış Pazarlama - Müdür Yardımcısı)
---
şimdiiii...
ben idefix'in sorumlu olmadığı konusunda ikna oldum. can yayınları'nın mağduriyeti (!!) beni çok üzdü tabii... okur olarak ben tabii ki mağdur değilim, mağdur olan can. ve neyin güvencesini verdiklerini de hala düşünüyorum.
sonuç: bugün bana yeni (orijinal) kitabım geldi. kargo ile, paketi açınca kucağınıza kuru kuru kitap düşüyor, ne bir özür notu, ne başka bir yazı... pişkinlik diyerek geçtim şimdilik ve yeni projemi başlattım. yazarlara yazacağım, sonuçta gasp olunan onların telif hakları, değil mi? bir şey çıkar mı çıkmaz mı bilemiyorum elbet ancak yazarlar haklarını korurlarsa yayınevleri de uygun davranmak zorunda kalır (diyeceğim ama çok nahif olacak biliyorum, sağlam bir çark dönüyor orada, yine de deneyeceğiz artık...)
yazı link kaynıyor, oradan buradan linkleri takip etmeye üşenmezseniz bana da ne düşündüğünüzü yazıverin aşağıya hele :)
sonradan eklenen not (kasım 2010) : sn. can öz'den çok nazik bir yanıt aldım kısa süre önce. bilerek ve isteyerek böyle bir şeyin, hele ki yayınevi yönetimi kanalıyla, yapıl(a)mayacağını ifade etmiş ve mağduriyetim için özür dilemiş. ne kadar ikna olup olmadığımı kendisine zaten bildirdim ancak burada bu bilgi de olmalı diye düşündüm.
Etiketler:
can yayınları,
idefix,
JCW'ın gündemi,
kitap,
korsan
herkes duymalı ve yardım edebilecek kişiler varsa yardım etmeli!
adı inci olmuş ya da recep, ne fark eder?
İnci Bayraktar’a yardımcı olmaya çalışan Lambdaistanbul Aktivisti Belgin Çelik ise duyarsızlıktan yakındı ve kurumların umursamaz tavrına işaret etti. Çelik, ‘Kaymakamlık yeşilkartın normal şartlarda bile çıkmasının 3 ayı bulacağını söylüyor. Zaten Nüfus cüzdanı da kayıp. Feriköy’de ikameti var, fakat oradaki muhtar da ikametgah kağıdını kimlik olmadan vermiyor. İnci yürüyemiyor bile. Nüfus cüzdanı yok. Taksim İlkyardım hastanesi başhekimi yatırabileceklerini söyledi. Diğer arkadaşımız İnci’yi hastaneye getirdiğinde, bu sefer de aşağıdakiler, başhekimi dinlemek zorunda değiliz diyerek, hastaneye yatırmadı. Şişli Etfal hastanesi de kabul etmiyor. Çarşamba günü arkadaşlarla aramızda topladığımız paralarla yaptırdığımız kan tahlilleri sonuçları belli olacak. O zaman net teşhis de konulacak. Ama daha EMAR çekilmesi lazım. Sırf kan tahlilleri 300 TL’den fazla tuttu. EMAR çektirmek için nereden para bulacağız? Kalacak yeri bile zor ayarladık.’ diye konuştu.
Halbuki Başbakan ve Sağlık Bakanı yaptıkları açıklamalarda acil durumda olan hastalardan para alınmadan, güvence sorulmadan tedavilerinin yapılacağını söylemiş, meydanlarda oy istemişti. Buna göre; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayınlanan Başbakanlık Genelgesi ile de belirtildiği gibi, kişinin sosyal güvencisi olup olmadığını, ödeme gücü bulunup bulunmadığına veya tedavi masraflarının nasıl karşılanacağına bakılmaksızın acil hastalara gerekli tıbbi tedavi yapılacaktı. 'Acil Sağlık Hizmetleri'nin Sunumu' adlı genelgeye göre, Kamuya ait sağlık kuruluşları verdiği acil sağlık hizmetlerinin ödemesini, o bölgede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından; özel sağlık kuruluşları ise belediyelerden isteyecekti.
sosyal güvencesi olmadığı için hiçbir hastanenin kabul etmediği, kanser tedavisi görmesi gerekirken sokaklarda yaşayan inci ile ilgili yazının tamamını burada bulabilirsiniz. okumaya ve inci'yi tanımaya başlamışken şunu da okumak isteyebilirsiniz.
İnci Bayraktar’a yardımcı olmaya çalışan Lambdaistanbul Aktivisti Belgin Çelik ise duyarsızlıktan yakındı ve kurumların umursamaz tavrına işaret etti. Çelik, ‘Kaymakamlık yeşilkartın normal şartlarda bile çıkmasının 3 ayı bulacağını söylüyor. Zaten Nüfus cüzdanı da kayıp. Feriköy’de ikameti var, fakat oradaki muhtar da ikametgah kağıdını kimlik olmadan vermiyor. İnci yürüyemiyor bile. Nüfus cüzdanı yok. Taksim İlkyardım hastanesi başhekimi yatırabileceklerini söyledi. Diğer arkadaşımız İnci’yi hastaneye getirdiğinde, bu sefer de aşağıdakiler, başhekimi dinlemek zorunda değiliz diyerek, hastaneye yatırmadı. Şişli Etfal hastanesi de kabul etmiyor. Çarşamba günü arkadaşlarla aramızda topladığımız paralarla yaptırdığımız kan tahlilleri sonuçları belli olacak. O zaman net teşhis de konulacak. Ama daha EMAR çekilmesi lazım. Sırf kan tahlilleri 300 TL’den fazla tuttu. EMAR çektirmek için nereden para bulacağız? Kalacak yeri bile zor ayarladık.’ diye konuştu.
Halbuki Başbakan ve Sağlık Bakanı yaptıkları açıklamalarda acil durumda olan hastalardan para alınmadan, güvence sorulmadan tedavilerinin yapılacağını söylemiş, meydanlarda oy istemişti. Buna göre; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayınlanan Başbakanlık Genelgesi ile de belirtildiği gibi, kişinin sosyal güvencisi olup olmadığını, ödeme gücü bulunup bulunmadığına veya tedavi masraflarının nasıl karşılanacağına bakılmaksızın acil hastalara gerekli tıbbi tedavi yapılacaktı. 'Acil Sağlık Hizmetleri'nin Sunumu' adlı genelgeye göre, Kamuya ait sağlık kuruluşları verdiği acil sağlık hizmetlerinin ödemesini, o bölgede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından; özel sağlık kuruluşları ise belediyelerden isteyecekti.
sosyal güvencesi olmadığı için hiçbir hastanenin kabul etmediği, kanser tedavisi görmesi gerekirken sokaklarda yaşayan inci ile ilgili yazının tamamını burada bulabilirsiniz. okumaya ve inci'yi tanımaya başlamışken şunu da okumak isteyebilirsiniz.
31 Mayıs 2010 Pazartesi
bir devleti lanetlemek...
çok farklı başlayacağımı düşünmüştüm haftaya, sabah neşeli uyanıp haberler eşliğinde giyinmeye başlayana kadar dün yaşadığım güzel günü yazmaya niyetliydim. sonra geçti hepsi... dünyaya döndüm. iskenderun'daki şehit haberine yutkunurken bir de uluslararası sularda devlet eliyle cinayete kurban giden insanların haberi beynime çakılınca tüm kan çekildi beynimden...
ön not : ihh denen organizasyona zerre kadar güvenmesem de, orada beyaz bayrak çekmiş gümrüklü - "güvenli" - malzeme ile birlikte yol alan SİVİL insanların gördüğü bu muamele hiçbir şekilde açıklanamaz!!
sonra, mutlaka belirtelim : israil devletinin yaptıklarını israil halkının tamamına - hele hele yahudi toplumuna - mal etmek aptallıktır, gaddarlıktır, cahilliktir.
fakat, ekşisözlük'te çok güzel maddelendirildiği için direkt oradan buraya yapıştırarak şunları da hatırlatalım:
madde 1. gazze israil toprağı değildir. yani girişi ablukaya alamazsınız, kimin gireceğine karışamazsınız.
madde 2. olay uluslararası sularda gerçekleşmiştir. uluslararası sularda sadece ve sadece deniz haydutluğu ve köle ticareti yapılıyor ise sivil bir gemiye askeri müdahele yapılabilir ki onda bile silahlı bir karşılık vermezse gemi ateş açamazsınız.
madde 3. saldırıya uğrayan gemi türkiye tabiyetinde olduğu için hukuki olarak israilin hatay'a saldırmasından zerre farkı yoktur. ve savaş sebebidir.
madde 4. saldırıya uğrayan gemide türk vatandaşları olduğu için türkiye gemideki vatandaşlarını korumak, zarar gören vatandaşlarının zararlarını karşılamakla yükümlüdür. ayrıca zarara yol açan israil'e zararla karşılık verme hakkına sahiptir.
madde 5. türkiye hukuki olarak bu operasyonu fiili bir savaş ilanı sayma hakkını saklı tutar ve savaş ilanı olarak kabul ederse yapacağı müdahaleler meşru müdafaa kapsamına girer ve bm 51. maddesi gereği hiçbir devlet saldırgan taraf olan israil'e yardım edemeyeceği gibi türkiye'ye yardım etme sorumluluğu altına girer.
***
şimdi... olacaklar şudur (geçmiş deneyimlerden ötürü tahmin) : iki gün lanet okuyacağız, birileri çıkıp kınayacak, eve cenazeler geldiğinde tekbirlerle büyük konvoylarla gösteriler yapılacak, sonra birileri çıkıp sırtımızı sıvayacak, unutup gideceğiz.
israil devleti, resmi olarak terör uygulayan, şımarık ve cani bir devlettir. dün de böyle olmuştur, yarın da değişmeyecektir.
peki... "biz" insanlar ne yapacağız bu durumda?
özellikle BM ve ABD ne yorum yapacak ve ne sözlerle "kınayacak" çok merakla bekleyeceğim...
ön not : ihh denen organizasyona zerre kadar güvenmesem de, orada beyaz bayrak çekmiş gümrüklü - "güvenli" - malzeme ile birlikte yol alan SİVİL insanların gördüğü bu muamele hiçbir şekilde açıklanamaz!!
sonra, mutlaka belirtelim : israil devletinin yaptıklarını israil halkının tamamına - hele hele yahudi toplumuna - mal etmek aptallıktır, gaddarlıktır, cahilliktir.
fakat, ekşisözlük'te çok güzel maddelendirildiği için direkt oradan buraya yapıştırarak şunları da hatırlatalım:
madde 1. gazze israil toprağı değildir. yani girişi ablukaya alamazsınız, kimin gireceğine karışamazsınız.
madde 2. olay uluslararası sularda gerçekleşmiştir. uluslararası sularda sadece ve sadece deniz haydutluğu ve köle ticareti yapılıyor ise sivil bir gemiye askeri müdahele yapılabilir ki onda bile silahlı bir karşılık vermezse gemi ateş açamazsınız.
madde 3. saldırıya uğrayan gemi türkiye tabiyetinde olduğu için hukuki olarak israilin hatay'a saldırmasından zerre farkı yoktur. ve savaş sebebidir.
madde 4. saldırıya uğrayan gemide türk vatandaşları olduğu için türkiye gemideki vatandaşlarını korumak, zarar gören vatandaşlarının zararlarını karşılamakla yükümlüdür. ayrıca zarara yol açan israil'e zararla karşılık verme hakkına sahiptir.
madde 5. türkiye hukuki olarak bu operasyonu fiili bir savaş ilanı sayma hakkını saklı tutar ve savaş ilanı olarak kabul ederse yapacağı müdahaleler meşru müdafaa kapsamına girer ve bm 51. maddesi gereği hiçbir devlet saldırgan taraf olan israil'e yardım edemeyeceği gibi türkiye'ye yardım etme sorumluluğu altına girer.
***
şimdi... olacaklar şudur (geçmiş deneyimlerden ötürü tahmin) : iki gün lanet okuyacağız, birileri çıkıp kınayacak, eve cenazeler geldiğinde tekbirlerle büyük konvoylarla gösteriler yapılacak, sonra birileri çıkıp sırtımızı sıvayacak, unutup gideceğiz.
israil devleti, resmi olarak terör uygulayan, şımarık ve cani bir devlettir. dün de böyle olmuştur, yarın da değişmeyecektir.
peki... "biz" insanlar ne yapacağız bu durumda?
özellikle BM ve ABD ne yorum yapacak ve ne sözlerle "kınayacak" çok merakla bekleyeceğim...
19 Mayıs 2010 Çarşamba
"ölümün taşeronları"
dün öğle saatlerinde de yazmıştım aslında, iyimser olmanın imkanı yoktu bu saatten sonra zonguldak'tan gelebilecek haberler hakkında. "beklenen" oldu sonuçta ve birilerinin babası, kocası, kardeşi, oğlu, dostu yitip gitti ekmek parası peşinde yerden yüzlerce metre aşağılarda... çok duygu yüklüyüm, dokunsalar ağlayacağım, mutsuzum ve isyanlardayım.
bir dahaki sefere kadar unutup gideceğim, bugün kaybını kesinlikle öğrendiğimiz o 30 babanın, kocanın, kardeşin, oğulun, dostun yakınları gene ocaklarda gerçekten de sadece "ekmek parası" peşine düşecek, hiçbir şart iyileşmemiş olacak, ne karınları tam doyacak ne sırtları tam ısınacak.
rte "ölüm madencinin kaderi" demiş, diğeri "takdiri ilahi" diyecek, öteki bilmemne diyecek ve geçecek gidecek.
taşeronmuş... ölüm taşeronları demiş ya çarşı, üstüne bir şey eklemeye gerek görmüyorum.
son olarak, sabah sabah gözlerim yaşararak okuduğum (gözyaşının sabahı akşamı mı olurmuş ki!) bir aydın engin yazısını da buraya eklemek ve kısa bir bölümü aşağıya kopyalamak istiyorum:
"Meselâ, göçük sırasında birbirine çatılarak beş altı tonluk bir kayayı, tam madenciyi pestile çevirecek durumda iken askıya alan direk bağlarla taban arasında sıkışıp kalmış bir madenciyi göz önüne getirin. Bu delikanlı, o an, ne bizim yandadır, ne de öte ”köy”den tarafta.. Ölebilir de, kurtarılabilir de... Biz ne yaparız? Tepeden her an yüklenmesi beklenen yeni akışlara karşı tedbir ala ala, bin bir ihtiyatla, onu bulunduğu yerden tekrar canlılar arasına almağa çalışırız. Görülmeden anlatılmayacak bir iştir bu..."
Bir Yudum Soluk - Ahmet Naim
Not : "TTK Genel Müdürlüğü istatistik verilerine göre, kömür ocaklarında 1955-2009 yılları arasındaki iş kazalarında 2 bin 687 işçi öldü, 326 bin 321 işçi yaralandı." Can bilançosunu görmek için şuraya tıklayabilirsiniz.
bir dahaki sefere kadar unutup gideceğim, bugün kaybını kesinlikle öğrendiğimiz o 30 babanın, kocanın, kardeşin, oğulun, dostun yakınları gene ocaklarda gerçekten de sadece "ekmek parası" peşine düşecek, hiçbir şart iyileşmemiş olacak, ne karınları tam doyacak ne sırtları tam ısınacak.
rte "ölüm madencinin kaderi" demiş, diğeri "takdiri ilahi" diyecek, öteki bilmemne diyecek ve geçecek gidecek.
taşeronmuş... ölüm taşeronları demiş ya çarşı, üstüne bir şey eklemeye gerek görmüyorum.
son olarak, sabah sabah gözlerim yaşararak okuduğum (gözyaşının sabahı akşamı mı olurmuş ki!) bir aydın engin yazısını da buraya eklemek ve kısa bir bölümü aşağıya kopyalamak istiyorum:
"Meselâ, göçük sırasında birbirine çatılarak beş altı tonluk bir kayayı, tam madenciyi pestile çevirecek durumda iken askıya alan direk bağlarla taban arasında sıkışıp kalmış bir madenciyi göz önüne getirin. Bu delikanlı, o an, ne bizim yandadır, ne de öte ”köy”den tarafta.. Ölebilir de, kurtarılabilir de... Biz ne yaparız? Tepeden her an yüklenmesi beklenen yeni akışlara karşı tedbir ala ala, bin bir ihtiyatla, onu bulunduğu yerden tekrar canlılar arasına almağa çalışırız. Görülmeden anlatılmayacak bir iştir bu..."
Bir Yudum Soluk - Ahmet Naim
Not : "TTK Genel Müdürlüğü istatistik verilerine göre, kömür ocaklarında 1955-2009 yılları arasındaki iş kazalarında 2 bin 687 işçi öldü, 326 bin 321 işçi yaralandı." Can bilançosunu görmek için şuraya tıklayabilirsiniz.
we lied to each other so much that in nothing we trust...*
haftanın orta yerindeki tatil gününün tam orta yerindeki saatlerde - sabahın erken saatinde uyanmama rağmen - hala dağınık olan odamda köşeye koyduğum koltuğa oturup ayaklarımı uzatıp megadeth'in nispeten eski şarkılarını çalarak sersem gibi oturur buldum kendimi şimdi.
kişisel olarak beynimi mıncıklayan şey : bir şeyi hem çok istemek hem de bir şekilde hiç istememek - ya da en azından gerçekleşmemesi için elinden geleni yapmak - çok enteresan bir durum. çözemiyorum. çözmesem de olur belki, kim bilir...
yurt genelinde yüreğime batan olay : zonguldak'ta 30 can mahsur kaldı. yakınlarının hala ve her şeye rağmen umutla bekleyişte olduklarını biliyorum (hoş son 1 saat içinde bir gelişme olduysa duymadım ve görmedim o nedenle geriden geliyor da olabilirim) ama bende ne iyimserlik var bu konuda ne de umut. bir 30 can daha gitti meçhule değil mi? sorun değil aslında, zira her aile 3 çocuk yapacak ve kısa sürede "açık" kapanacak değil mi? gerek yok hiç bir şartı iyileştirmeye, nasılsa gidenlerin yerine misli misli insan doğurulacak değil mi? o zaman, sorun yok... değil mi?
sen aklımı koru! ben koruyamıyorum, çok enteresan zamanlarda yaşıyoruz.
* birbirimize o kadar yalan söyledik ki hiçbir şeye güvenmiyoruz demiş megadeth. gidin dinleyin : http://fizy.com/s/151lu1
kişisel olarak beynimi mıncıklayan şey : bir şeyi hem çok istemek hem de bir şekilde hiç istememek - ya da en azından gerçekleşmemesi için elinden geleni yapmak - çok enteresan bir durum. çözemiyorum. çözmesem de olur belki, kim bilir...
yurt genelinde yüreğime batan olay : zonguldak'ta 30 can mahsur kaldı. yakınlarının hala ve her şeye rağmen umutla bekleyişte olduklarını biliyorum (hoş son 1 saat içinde bir gelişme olduysa duymadım ve görmedim o nedenle geriden geliyor da olabilirim) ama bende ne iyimserlik var bu konuda ne de umut. bir 30 can daha gitti meçhule değil mi? sorun değil aslında, zira her aile 3 çocuk yapacak ve kısa sürede "açık" kapanacak değil mi? gerek yok hiç bir şartı iyileştirmeye, nasılsa gidenlerin yerine misli misli insan doğurulacak değil mi? o zaman, sorun yok... değil mi?
sen aklımı koru! ben koruyamıyorum, çok enteresan zamanlarda yaşıyoruz.
* birbirimize o kadar yalan söyledik ki hiçbir şeye güvenmiyoruz demiş megadeth. gidin dinleyin : http://fizy.com/s/151lu1
3 Mart 2010 Çarşamba
biz "gündem"i kaçırıyor ya da unutuyor olabilir miyiz?

15 Aralık: Tekel eylemi başladı.
16: Eczacı protokolü iptal edildi.
17: Tekel işçileri dövüldü.
18: Apo, Meclis’te grup kurdu.
19: Yarbay Tatar canına kıydı.
20: Arınç “yaratık” dedi.
21: Çukurambar...
22: Suikastçı krokiyi yedi filan...
23: DTP, BDP oldu.
24: Osman Baydemir hastir dedi.
25: Osman Baydemir ayet okudu.
26: Kozmik odaya girildi.
27: Deniz Feneri Noteri aklandı.
28: Kritik MGK toplandı.
29: Asgari ücrete günde 1 lira zam.
30: Suikastçı denilen albay serbest.
31: Kozmik takibe baskın yapıldı.
1 Ocak: Kozmik suikastçı aşçı çıktı.
2: Hürriyet yayın müdürü değişti.
3: Bilecik’te iki tren çarpıştı.
4: Kurban bağışı rezaleti patladı.
5: Kozmik hâkime mermi gönderildi.
6: Baykal, kozmik patates dedi.
7: Başbakan-Başbuğ zirve yaptı.
8: Apo, köşe yazarı oldu.
9: Edirne’de linç girişimi yaşandı.
10: Sincan Adliyesi basıldı.
11: İsrail, Kurtlar Vadisi’ne kızdı.
12: İsrail, elçimizi alçağa oturttu.
13: Danıştay, eczacılar haklı dedi.
14: Başbakan Davos’a gitmedi.
15: Metrobüs zammı durduruldu.
16: Piyasada ilaç bulunamıyor.
17: Batman’da çatışma, bir şehit.
18: Ağca serbest.
19: Doktorlar tam gün iş bıraktı.
20: Balyoz darbe planı manşet.
21: Darbeci gazeteci listesi...
22: Balyoz kabinesi açıklandı.
23: 16 şehirde El Kaideci baskını.
24: Başbakan, İnönü diktatör dedi.
25: Başbuğ “Allah Allah” dedi.
26: Balyoz bavulu adliyede...
27: Eskişehir albayı gözaltında.
28: Amirallere suikast davası başladı.
29: Deniz otobüsü, şilebe çarptı.
30: Yargıtay Başsavcısı, hissederler...
1 Şubat: Kredi notumuz yükseldi.
2: Peygamber kavgası çıktı...
3: Eskişehir albayı tutuklandı.
4: Emasya protokolü kaldırıldı.
5: BDP kurşunlandı.
6: Nejat Uygur krizi çıktı.
7: Soğan zam şampiyonu oldu.
8: Danıştay, katsayıyı durdurdu.
9: Meclis’teki toplar kaldırıldı.
10: İftira atılan albay kafasına sıktı.
11: Başbuğ “Yeter yahu” dedi.
12: Başbuğ “Gerekirse açıklarım” dedi.
13: Habur’da savcılar ayarlandı mı?
14: İçişleri Bakanı’na gensoru...
15: Ordu Komutanı ifadeye çağırıldı.
16: Erzincan Başsavcısı içerde...
17: Savcıyı alan savcılar alındı.
18: E haliyle yargı krizi çıktı.
19: Başbuğ’un ses kaydı çıktı.
20: Sanatçı açılımı...
21: AKP’li “Fişliyoruz” dedi.
22: Kuvvet komutanları içerde.
23: Başbakan’a pabuç fırlatıldı.
24: Balıkesir’de grizu, 14 ölü.
25: AKP’li olmayanın kanı bozuk.
26: Emekli orgeneral tutuklandı.
27: Tarkan kuru’dan enselendi.
28: Albay Çiçek yaş’tan...
1 Mart: Danıştay, Tekelci haklı, nokta!
*
2 Mart: Son bir yılda 860.000 vatandaşımızın daha işsiz kaldığı açıklandı... Son bir yıldaki “adalet” ve “kalkınma”yı anlatmaya kalksak, 860.000 satır.
Yılmaz Özdil burada sıralamış, ben de buraya taşıdım...
28 Aralık 2009 Pazartesi
yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl
okudukça heveslendim çok, ben de bir "2009 güle güle, 2010 hoşgeldin" yazısı yazayım istedim. 2009'un kişisel olarak bana kattıklarını özetlemeye kalkıştım, pek bir nane olmamış koskoca 362 günde!!
dedim ama... nankörlük yapmayayım, bitmeyecek sandığım kredilerden biri nihayet bitti bu yıl. ömür bankalara gidiyor vallahi billahi! :) ayrıca, pek güzel arkadaşlar edindim, kitap kulübü üyesi oldum, ayda bir toplandık güldük didiştik, sevdim bu işi. eh, karnım tok - sırtım pek, daha ne istemeliyim değil mi hayattan? "son tahlilde" kötü bir yıl değildi 2009. daha iyi olabilirdi, ama daha kötü olmadığı için şikayet hakkım yok diye karar verdim demin yazarken. 2010'dan ise pek fazla beklentim olmadığı için geldikçe görelim diyerek 2009'dan aklımda kalanları sıralıyorum:








dahası da var ama içim kaldırmadı hatırlayıp bulup buraya koymayı. yeter bu kadar. önümüzdeki yılın daha bir sevimli olmasını diliyorum.
herkese - şimdiden - hepitepimerinivyır.
dedim ama... nankörlük yapmayayım, bitmeyecek sandığım kredilerden biri nihayet bitti bu yıl. ömür bankalara gidiyor vallahi billahi! :) ayrıca, pek güzel arkadaşlar edindim, kitap kulübü üyesi oldum, ayda bir toplandık güldük didiştik, sevdim bu işi. eh, karnım tok - sırtım pek, daha ne istemeliyim değil mi hayattan? "son tahlilde" kötü bir yıl değildi 2009. daha iyi olabilirdi, ama daha kötü olmadığı için şikayet hakkım yok diye karar verdim demin yazarken. 2010'dan ise pek fazla beklentim olmadığı için geldikçe görelim diyerek 2009'dan aklımda kalanları sıralıyorum:








dahası da var ama içim kaldırmadı hatırlayıp bulup buraya koymayı. yeter bu kadar. önümüzdeki yılın daha bir sevimli olmasını diliyorum.
herkese - şimdiden - hepitepimerinivyır.
8 Kasım 2009 Pazar
pes...
TRT'nin Politik Açılım programını izlemedim... Ama az önce şunu okudum, RTE Darfur'da soykırım yapılmadığını bir başbakan olarak tespit ettiğini belirttikten sonra demiş ki:
''Ben Netanyahu ile o kadar rahat konuşamam ama Beşir ile rahatlıkla konuşurum. Rahatlıkla 'bu yaptığınız yanlıştır' derim. Ve yüzüne derim. Niye? Bir Müslüman böyle bir şey yapamaz ki. Bir Müslüman soykırım yapamaz. Varsa böyle bir şey bunu rahat söyleriz. Türkiye'nin böyle bir rahatlığı var. Öz güveni var en azından. Bu konudaki rahatlığımızı ben Ban Ki-mun'a da açıkladım''
Haberin tamamı için: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=185093&cat=160&dt=2009/11/09
''Ben Netanyahu ile o kadar rahat konuşamam ama Beşir ile rahatlıkla konuşurum. Rahatlıkla 'bu yaptığınız yanlıştır' derim. Ve yüzüne derim. Niye? Bir Müslüman böyle bir şey yapamaz ki. Bir Müslüman soykırım yapamaz. Varsa böyle bir şey bunu rahat söyleriz. Türkiye'nin böyle bir rahatlığı var. Öz güveni var en azından. Bu konudaki rahatlığımızı ben Ban Ki-mun'a da açıkladım''
Haberin tamamı için: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=185093&cat=160&dt=2009/11/09
23 Ekim 2009 Cuma
herkes eşittir ama bazıları daha eşittir
bazıları köyde yaşar, bazıları şehirde... deniz kıyısında, ovada, yüksekte ya da alçakta.
bazıları hayat derdine düşer, kazanır ve kazandırır, besler ve beslenir.
bazıları suç işler, cezasını çeker... bazıları dürüstçe yaşamaya, hak yememeye, kan dökmemeye çalışır, başka bazılarının canı yanmasın ister.
bazıları da dağa çıkar, kurşun atar, "onurlu barış"lara varmak için çirkin savaşlara imzasını basar.
bazıları gecenin köründe evinden alınır, düşündükleri ve yazdıkları için. ama düşündüklerinin ne olduğu ve ne yazdıkları o kadar da önemli değildir. hapse konurlar.
bazıları emir alır ve dağdan iner, daha önce ne yapmış oldukları önemli değildir. ayaklarına gezici mahkemeler gider. çiçekler ve çikolatalarla karşılanırlar, davul zurna halaylar zılgıtlar zafer işaretleri derken bayram havasında kurulurlar hakim ve savcıların önüne. iki kelime ya konuşur ya konuşmazlar ki serbest bırakılırlar.
bazıları çocuğunu gönderir binbir endişeyle. çocuğu döner tabut içinde cansız.
bazılarının çocuğu ise lüks ciplerle iner, çıktığı o dağın tepesinden, arsızca.
daha yazmak istemiyorum.
nefesim daralıyor.
maksadını aşan arsızlıklar bunlar.
göz göre göre, kanırta kanırta, böyle yüzsüzce olmamalıydı.
kaş yapılacakken göz çıkartılmamalıydı.
kim ne derse desin, bu "açılım" böyle olmamalıydı.
bazıları hayat derdine düşer, kazanır ve kazandırır, besler ve beslenir.
bazıları suç işler, cezasını çeker... bazıları dürüstçe yaşamaya, hak yememeye, kan dökmemeye çalışır, başka bazılarının canı yanmasın ister.
bazıları da dağa çıkar, kurşun atar, "onurlu barış"lara varmak için çirkin savaşlara imzasını basar.
bazıları gecenin köründe evinden alınır, düşündükleri ve yazdıkları için. ama düşündüklerinin ne olduğu ve ne yazdıkları o kadar da önemli değildir. hapse konurlar.
bazıları emir alır ve dağdan iner, daha önce ne yapmış oldukları önemli değildir. ayaklarına gezici mahkemeler gider. çiçekler ve çikolatalarla karşılanırlar, davul zurna halaylar zılgıtlar zafer işaretleri derken bayram havasında kurulurlar hakim ve savcıların önüne. iki kelime ya konuşur ya konuşmazlar ki serbest bırakılırlar.
bazıları çocuğunu gönderir binbir endişeyle. çocuğu döner tabut içinde cansız.
bazılarının çocuğu ise lüks ciplerle iner, çıktığı o dağın tepesinden, arsızca.
daha yazmak istemiyorum.
nefesim daralıyor.
maksadını aşan arsızlıklar bunlar.
göz göre göre, kanırta kanırta, böyle yüzsüzce olmamalıydı.
kaş yapılacakken göz çıkartılmamalıydı.
kim ne derse desin, bu "açılım" böyle olmamalıydı.
29 Mayıs 2009 Cuma
ülke gerçekleri...
işlerim çok yoğun bu aralar ve keyfim de pek yok - sanırım bahar yorgunluğu ve sıcağı sevmeyen bünyemin yazı reddetmesi ile ilgili biraz da - o nedenle hem buradan hem de eş-dost'un bloglarından bir süredir uzağım. dünya ile bağlantım reader'daki haber sitelerinin verdiği haberlerle sınırlı. hal öyle olunca, daha önceden bilmediğim bir çok konuya da vakıf olma imkanım oluyor. aşağıda 3 ayrı yurdum haberini ilgi ve bilgilerinize sunuyorum. boşa çalışıyoruz, boşa çabalıyoruz, bilinçsizce nefes alıp veriyoruz, falan filan işte...!
2 bin 424 TL maaşı olmayan yoksul (28 Mayıs 2009 Perşembe 11:03)
Türk-İş, Mayıs ayında dört kişilik bir aile için açlık sınırını 744, yoksulluk sınırını 2 bin 424 TL olarak hesapladı.
13'lük kız 7 bin TL'ye satılmış (29 Mayıs 2009 Cuma 00:30)
İnanılmaz ama okuyacaklarınız tamamen gerçek. Edirne'de kaçırılan bir kız çocuğu 24 yaşındaki gence resmen satıldı.
Esra Erol'un maaşı ne kadar? (29 Mayıs 2009 Cuma 09:48)
Esra Erol 'izdivaç'la milyonların gönlünde taht kurdu. Flash TV ile başlayan kariyeri Star'da zirve yaptı. Star TV’de yayınlanan “İzdivaç”ın sunucusu Esra Erol'un aylık 120 bin TL maaş aldığını biliyor muydunuz?
2 bin 424 TL maaşı olmayan yoksul (28 Mayıs 2009 Perşembe 11:03)
Türk-İş, Mayıs ayında dört kişilik bir aile için açlık sınırını 744, yoksulluk sınırını 2 bin 424 TL olarak hesapladı.
13'lük kız 7 bin TL'ye satılmış (29 Mayıs 2009 Cuma 00:30)
İnanılmaz ama okuyacaklarınız tamamen gerçek. Edirne'de kaçırılan bir kız çocuğu 24 yaşındaki gence resmen satıldı.
Esra Erol'un maaşı ne kadar? (29 Mayıs 2009 Cuma 09:48)
Esra Erol 'izdivaç'la milyonların gönlünde taht kurdu. Flash TV ile başlayan kariyeri Star'da zirve yaptı. Star TV’de yayınlanan “İzdivaç”ın sunucusu Esra Erol'un aylık 120 bin TL maaş aldığını biliyor muydunuz?
21 Nisan 2009 Salı
günün ilgimi çeken haberi
insan merak ediyor, acaba aynı uygulama ramazan ve kandillerde de böyle gözetilecek ve sahur & iftar vb programlar özel olarak yayınlanmayacak mı...?
TRT'de 'ulusal günler' temizliği
Bundan böyle, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ve 10 Kasım'da özel yayın yapılmayacak
Geçen yıl 23 Nisan’da “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Özel Uygulama Talimatı” yayınlayan ve program akışını, hangi radyoların hangi anonsu yapacağına kadar ayrıntılı planlayan TRT, bu yıl bu uygulamadan vazgeçti. Günlük normal program akışı sürecek, o gün yayın yapan programcıları kendi inisiyatiflerinde konuya yer verirse verecek.
Radyo Televizyon Kurumu (TRT), radyolarında ulusal bayramları içerenözel gün ve haftalarla ilgili “özel yayın” uygulamasına son verdi. TRT’ye bağlı radyolarda ulusal günler için yayın düzenlemek programcının inisiyatifine bırakıldı. Özel gün yayınlarında, TRT’ye bağlı tüm radyolar ortak yayına geçip, farklı bölümleri yayınlıyorlardı. TRT Genel Müdürlüğü’nün özel gün ve haftalara ilişkin “özel yayın talimatı” vermediği Radyo Dairesi Başkanlığı, 2009 yılındaki hiçbir ulusal bayram için özel yayın yapmayacak. Geçen yıl özel kutlama anonsu ile başlattığı ve “Yaşasın 23 Nisan”, “Atatürk ve Çocuk”, “Ata’nın Işığında Eğitim” gibi programlarıyla “Atatürk ve Cumhuriyet değerlerini” ön plana çıkartan kurum,artık ulusal günleri, var olan programların içinde, programcının isteğine göredüzenleyecek. Yani ulusal bayramlar programcının keyfine göre değerlendirilecek.Geçen yıl özel kutlama anonsu ile açılan 23 Nisan özel yayınında “Yaşasın 23 Nisan”, “Uygarlık Yolunda”, “Atatürkçü Düşünce ve Çağdaşlaşma”, “Atatürkve Çocuk”, “Ata’nın Işığında Eğitim” gibi 11 anlamlı program hazırlanmıştı. TRT Radyo-1’in bu seneki 23 Nisan yayın içeriğinde ise normal gün programakışı sürecek. 23 Nisan Perşembe günü yayınlanacak günlük program akışında“Atık servettir”, “Ekonomi Günlüğü”, “Din ve Ahlak”, “Spor Dünyası” ve “Can Eriklerinin Düşleri” gibi programlar yer alıyor.
10 Kasım için de geçerli
TRT’nin “özel program yapmama ve yayın akışı hazırlamama” uygulaması, 23Nisan’ın ardından gelecek olan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, 30 AğustosZafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nü de kapsayacak.
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=142118&cat=140&dt=2009/04/22
TRT'de 'ulusal günler' temizliği
Bundan böyle, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ve 10 Kasım'da özel yayın yapılmayacak
Geçen yıl 23 Nisan’da “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Özel Uygulama Talimatı” yayınlayan ve program akışını, hangi radyoların hangi anonsu yapacağına kadar ayrıntılı planlayan TRT, bu yıl bu uygulamadan vazgeçti. Günlük normal program akışı sürecek, o gün yayın yapan programcıları kendi inisiyatiflerinde konuya yer verirse verecek.
Radyo Televizyon Kurumu (TRT), radyolarında ulusal bayramları içerenözel gün ve haftalarla ilgili “özel yayın” uygulamasına son verdi. TRT’ye bağlı radyolarda ulusal günler için yayın düzenlemek programcının inisiyatifine bırakıldı. Özel gün yayınlarında, TRT’ye bağlı tüm radyolar ortak yayına geçip, farklı bölümleri yayınlıyorlardı. TRT Genel Müdürlüğü’nün özel gün ve haftalara ilişkin “özel yayın talimatı” vermediği Radyo Dairesi Başkanlığı, 2009 yılındaki hiçbir ulusal bayram için özel yayın yapmayacak. Geçen yıl özel kutlama anonsu ile başlattığı ve “Yaşasın 23 Nisan”, “Atatürk ve Çocuk”, “Ata’nın Işığında Eğitim” gibi programlarıyla “Atatürk ve Cumhuriyet değerlerini” ön plana çıkartan kurum,artık ulusal günleri, var olan programların içinde, programcının isteğine göredüzenleyecek. Yani ulusal bayramlar programcının keyfine göre değerlendirilecek.Geçen yıl özel kutlama anonsu ile açılan 23 Nisan özel yayınında “Yaşasın 23 Nisan”, “Uygarlık Yolunda”, “Atatürkçü Düşünce ve Çağdaşlaşma”, “Atatürkve Çocuk”, “Ata’nın Işığında Eğitim” gibi 11 anlamlı program hazırlanmıştı. TRT Radyo-1’in bu seneki 23 Nisan yayın içeriğinde ise normal gün programakışı sürecek. 23 Nisan Perşembe günü yayınlanacak günlük program akışında“Atık servettir”, “Ekonomi Günlüğü”, “Din ve Ahlak”, “Spor Dünyası” ve “Can Eriklerinin Düşleri” gibi programlar yer alıyor.
10 Kasım için de geçerli
TRT’nin “özel program yapmama ve yayın akışı hazırlamama” uygulaması, 23Nisan’ın ardından gelecek olan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, 30 AğustosZafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nü de kapsayacak.
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=142118&cat=140&dt=2009/04/22
14 Aralık 2008 Pazar
mükemmel blog
bakınız türk dil kurumu ne demiş:
mükemmel
sıfat Arapça mukemmel
Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin, şahane:
"Sırtında İngiliz kumaşından karyağdılı mükemmel bir elbise." - R. H. Karay.
yani hem şahane olacaksın, hem hiiiiç kusurun olmayacak, hem de tamsın. süper, daha ne olsun değil mi? :) herkesin ağzında bir mükemmeldir gitmekte, şaşkınlıklar içerisindeyim...
- aaaaaaay şekerimmm müüükkeeemmeeeeeeldi görmeliydin!!
- evet ya mükemmel bir insandır o!
- mükemmel çaldılar!
mükemmel aşağı, mükemmel yukarı... herkes, herşey mükemmel.
madem herşey bu kadar mükemmel, nedir o halde bu memleketin mevcut durumu? insanların cehaleti ve bilinçsizliği?
imkansız olmasa da, o kadar kolay değil mükemmel olmak.
ha... abartmayı seviyorsanız, o başka tabii ;)
mükemmel
sıfat Arapça mukemmel
Eksiksiz, kusursuz, tam, yetkin, şahane:
"Sırtında İngiliz kumaşından karyağdılı mükemmel bir elbise." - R. H. Karay.
yani hem şahane olacaksın, hem hiiiiç kusurun olmayacak, hem de tamsın. süper, daha ne olsun değil mi? :) herkesin ağzında bir mükemmeldir gitmekte, şaşkınlıklar içerisindeyim...
- aaaaaaay şekerimmm müüükkeeemmeeeeeeldi görmeliydin!!
- evet ya mükemmel bir insandır o!
- mükemmel çaldılar!
mükemmel aşağı, mükemmel yukarı... herkes, herşey mükemmel.
madem herşey bu kadar mükemmel, nedir o halde bu memleketin mevcut durumu? insanların cehaleti ve bilinçsizliği?
imkansız olmasa da, o kadar kolay değil mükemmel olmak.
ha... abartmayı seviyorsanız, o başka tabii ;)
12 Aralık 2008 Cuma
serbest kürsü seansı, ref.1
nefret ediyorum şu "bayan" kelimesinden, "bayanlar baylar" ya da "bayan bilmemkim" haricinde bu lafı duyduğumda insanların beynini patlatmak isteyecek kadar büyük bir gıcıklık hissediyorum. bu kelimeye bu kadar takık olduğum için kendimle de sorunlarım var ama bu serbest kürsü seansında onu irdelemiyorum.
kardeşim, güzel arkadaşım, canım ve de hatta ciğerim, delirtme beni ne demek "bayan"??
kimi neden koruyor da hangi ayıbı örtüyorsun da KADIN demiyorsun sen?
bu bana direkt olarak "kadın mı kız mı ben ne bileyim o yüzden en iyisi ben bayan diyeyim" yaklaşımını çağrıştırıyor ki ben bunu iğrenç buluyorum.
yoksa basit bir kibarlık mı yapmaya çalışıyorsun sen anlamıyorum ben.
erkeklerin "bayan" demeleri beni yeterince gıcık ediyor aslında ama ona "e hadi kendince kibar olduğunu sanıyor ayrımcılık yaptığının farkında bile değil salla gitsin" diyorum da bir kadın görünce "biz bayanlar" diyen... delleniyorum ötesi yok.
evet evet obsesif manyağın tekiyim sanırım. serbest kürsüden de gidiyorum şimdi.
kapı açık arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık
kardeşim, güzel arkadaşım, canım ve de hatta ciğerim, delirtme beni ne demek "bayan"??
kimi neden koruyor da hangi ayıbı örtüyorsun da KADIN demiyorsun sen?
bu bana direkt olarak "kadın mı kız mı ben ne bileyim o yüzden en iyisi ben bayan diyeyim" yaklaşımını çağrıştırıyor ki ben bunu iğrenç buluyorum.
yoksa basit bir kibarlık mı yapmaya çalışıyorsun sen anlamıyorum ben.
erkeklerin "bayan" demeleri beni yeterince gıcık ediyor aslında ama ona "e hadi kendince kibar olduğunu sanıyor ayrımcılık yaptığının farkında bile değil salla gitsin" diyorum da bir kadın görünce "biz bayanlar" diyen... delleniyorum ötesi yok.
evet evet obsesif manyağın tekiyim sanırım. serbest kürsüden de gidiyorum şimdi.
kapı açık arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









