26 Şubat 2011 Cumartesi

tired was, tired is, tired will be.



i haven't got a clue why on earth i'm writing this in english.
to be honest, i haven't got a clue why i'm doing anything these days.
actually, i'm neither depressed nor bitter.

but still, it's strange.
void.
naught.
i'm now more tired than i've ever been in my whole life. and a bit bored i suppose.

i have made a great big mistake at some point in life. don't know when and don't know what. and i'm not trying to find out what it is.


i feel that i should feel a little sad but don't feel like it. and with no apparent reason for either.
could be the weather.
or i could be missing something.
nothing cuts it.
and i feel like i should just go to sleep and forget it all.

and,
surprise! surprise!
i'm not going to delete this, it stays.

13 Şubat 2011 Pazar

unfurled flag...

bilmiyorum şu anda, bu akşam bunu kaç kere dinledim.

bunun - ve şu anda yaşamakta olduğum iç sıkıntısının - şerefine, bir de buraya alalım.




demiş ki üstad:


looking beyond the embers of bridges glowing behind us
to a glimpse of how green it was on the other side
steps taken forwards but sleepwalking back again
dragged by the force of some inner tide

at a higher altitude with flag unfurled
we reached the dizzy heights of that dreamed of world
encumbered forever by desire and ambition
there's a hunger still unsatisfied
our weary eyes still stray to the horizon
though down this road we've been so many times

12 Şubat 2011 Cumartesi

beyin fesadı


ben geri geldim. geri geldim ama ne zamandır yazmayınca şimdi de ne yazsam bilemiyorum. vardır içerilerde bir yerlerde birikmiş bir ton şikayet ama hiçbiri gelmiyor şimdi aklıma. o zaman ben de bir liste yapayım yokluğumda olanlara dair:

1 - iso 9001:2008 kalite yönetim sistem standardı doğrultusunda baştan aşağı temizledik ve yeniledik firmamızı. pek güzel oldu bakalım devamı nasıl gelecek? bunun bana armağanı şu anda vücudumun her yanını saran kırmızı minik benekler ve bolca kaşıntı (doktorun tanımıyla "stres ve yorgunluk kaynaklı alerjik reaksiyon"). geçer herhalde yakında, geçsin çünkü beni pek kasıyor bu durum.

2 - anna karenina okundu bitti ve cümleler hazırlandı, illederomancı arkadaşlarım benden güzel bir moderasyon bekliyorlar sanırsam ancak pek zor görünüyor - pek detaylı hazırlan(a)mayabilirim, çalışmak bu sefer fiziksel alerji yaptı ehehe kendimi çok zorlamayacağım :D

3 - illederoman demişken, sitemizi o kadar ihmal ettim ki, şimdi elim varıp da nasıl toparlayacağıma dair bir fikrim yok. ama bunu önümüzdeki haftalarda düşüneceğim artık... kendime bir iş planı hazırlamam lazım : işim, illederoman (ki sitede yapılması gereken bir sürü şey var aklıma yazdığım), blog yazılarım (ki çok uzun süredir istediğim konularda yazılarımı yazmadım, listem var ele alacağım tek tek), remzi kitap gazetesi dünyadan haberler sayfası (ki biraz önce 4. ayımın haberlerini toparlayıp sadece son bir gözden geçirme yapılacak şekilde bir kenara kaydetmeme rağmen bu zamana kadar geçen 4 ayda zaten çok yoğun olduğum için üstünde istediğim gibi duramadım), üzerinde çalıştığım bir diğer yazı-çizi projesi (ki daha bir kelime dahi yazmışlığım yok) var bir arada yürümesi gereken. şimdilik "işim"i planladım, haftanın 6 günü günde 10 saat verimli çalışırsam yetişecek her şey. kalan her şeyi de kalan süreye yerleştirmem ve yürütmem gerekiyor. ve bu arada da YAŞAMAK istiyorum artık biraz da, gezeyim tozayım göreyim diyorum, sinemadan iyice kopmuş olsam da tiyatro - konser - sergi kaçırmayayım istiyorum. bakalım, göreceğiz nasıl olacak bu iş.

4 - ölenler, kalanlar, konuşanlar, susanlar, kavgalar, cinayetler vb bir sürü şey yaşandı haberlerde ve gazetelerde gözüme çarpan ama hiçbiri hakkında yazacak değilim. artık kendimle ilgileniyorum. desem de... yalan yahu nefret ettim tiksindim artık birçok şeyden ve kişiden. diyorum ve gene de yazmıyorum inatla.

uzunca bir süre aç bırakılmış bir insan nasıl oturup birden ve çok yemek yiyemezse ben de sanırım şimdi oturup devamını getiremeyeceğim bu yazının. aslında çok şey var aklımda birbiriyle çarpışan. başka bir zaman artık... belki gece. şimdi kuaföre gideyim. kadın gibi olayım azıcık :)


yazıda aslında link verilecek bir çok kelime ve adres var ama uğraşamayacağım açıkçası, üşendim. fill in the blanks gençler!

2 Ocak 2011 Pazar

haydi lili lili lili lili lili

yeni yıla tv karşısında girdiğim 31 aralık gecesi baktım da televizyon kanalları dizilere dayanmış, yurdum insanı da kendi ailesinin fertlerinden daha da yakından tanıdığı dizi karakterleri ile birlikte neşe içinde yılbaşını kutlamayı hiç yadırgamamış.


cuma gecesi, sanırsam geceyarısına kadar yahşi cazibe dizisi vardı atv'de (ama atmayayım şimdi tam da emin değilim, yine de gecenin büyük bir kısmında zapping faaliyetlerimde bu diziyle sıkça karşılaştım). dün öğleden sonra kanalları gezerken bir baktım gene yahşi cazibe'nin absürdlükte çığır atlayan karakterleri. şimdi de ben kulaklıklarıma sığınmış amon amarth'ta huzur ararken, televizyonda gene yahşi cazibe. bu dizinin gerçekten bu kadar talibi var mı? çok enteresan geldi bana şahsen...



bir de, az önce reklam kuşağına takıldım, ilk önce danone reklamında özkan uğur'un karşısında, sonra da turkcell reklamında serdar ortaç'ın yanında rastladım pascal nouma'ya. arka arkaya. reklamveren firmalarımız tüketiciden üttükleri (!) paraları pascal kardeşimizin ayaklarına sermiş anlaşılan. hayır yani bir de itici gelir ki bana nouma, zaten sevmediğim danone'nin hiç şansı kalmazken gözümde, turkcell konusunu da değerlendirir oldum (turkcell zaten recep ivedik'li reklamlarıyla gözümde yerle bir olan imajını burnumun dibine serdar ortaç'ı sokarak un ufak etmişken pascal nouma ile ofsaydı kör göze parmak sokuyor).



son olarak, kahve fincanımı koyduğum sehpanın üzerinde duran günün gazetesinde karizmatik yeni reklam starımız ali ağaoğlu'nun benimle dalga geçen gülümsemeli fotoğrafının hemen üzerindeki başlığı okuyorum : "bir haftada iki bin daire sattım".


maşallah. allah demek ki gerçekten "yürü ya kulum" diyor bazılarına. bize de aval aval bakmak düşüyor.

ha... "allah" demişken... şunu görmeyen kaldı mı? üniversite gençliğimizin bir porsiyonu allah yolunda salyalar saçıyor:

Noel Baba'yı bıçakladılar (30/12/2010 15:38)
Yılbaşı kutlamalarına karşı olduklarını söyleyen Anadolu Gençlik Derneği'ne üye bir grup üniversite öğrencisi, İstanbul Üniversitesi önünde, Enam Suresi'nin 162'nci ayetini okuyarak, temsili şişme Noel Baba'yı bıçakladılar.

2011'den ülke adına umutlu olmak mı? hahahahahahaha

1 Ocak 2011 Cumartesi

one two three forroo!

2011'in ilk gününde bir iki satır da olsa karalarsam, yıl içerisinde yazma alışkanlığımı tekrar kazanma umudum yeşerir diye düşünerek şuraya gerçekten de "bir iki satır" karalamaya geldim ey mütevazı blogumun az sayıda okurları... nihayetinde, yeni yıla nasıl girersen yıl öyle geçer diyen bunca kişinin hepsi de yanılıyor olamaz!




dünya güneşin etrafında bir turunu daha tamamlarken, benim 2010 performansım hedeflenenin pek altında kaldı tabii ki. 2009'un sonlarında onca atıp tuttum, sonra kendim de sıkıldım ve hemen hepsinin peşini bıraktım kararlarımın. ne planladığım gibi programlı ve disiplinli bir şekilde yazdım, ne de okumayı hedeflediğim kitapların tamamını okudum. evlensem mi evlenmesem mi ikilemimin yanıtını da aramadım, bıraktım dağınık kalsın. velhasılıkelam, bu sene de bekarım gibi gözüküyor, kararsızım çünkü hala. şaşırtıcı değil, hayırlısı olsun diyoruz ve önümüzdeki maçlara bakıyoruz. :)

2010'un haberlerini derleyip panaroma yapsam mı diye düşündüm, çok sevimsiz haberlerden hangi birini alayım da sinirlerimi hoplatıp içimi cızlatayım bilemediğim ve açıkçası da çok istemediğim için vazgeçtim. sadece benim için büyük önemi olup da insanlık için hiçbir şey ifade etmeyen bir başlangıcım oldu (burada bu işe vesile olan canımıniçi güzel insana teşekkür ederim). aralık 2010'dan itibaren remzi kitap gazetesi'nin dünyada kitap sayfasını yapar oldum, artık dünyanın edebiyat haberleri benden sorulur blog. baktım bu sabah, ikinci sayfam da çıkmış. şurada dursunlar hem aralık hem ocak sayfaları, zamanla birikmelerini ve dahi büyümelerini bekliyoruz.

bu arada, 2010'da bizim yavru kitap kulübü'nü de büyüttük, serpildi yavrucak, evini taşıdı ve çok daha güzel olma yoluna girdi. mutluyuz. üstelik dün öğrendik ki şu anda günde yaklaşık olarak 100 tekil giriş oluyormuş, başlangıç hedefi sadece 3 kişinin bir araya gelerek kitap okuması ve hakkında yazması olan bir oluşumun büyümeye başlaması çok güzel diyorum. ha... bahsedilen bu 100 kişi az tabii, ama "henüz" için güzel bir rakam, artsın daha da.
 

işler yoğun ve bünye de yorgun olunca yılbaşı gecesi planım da tam gönlüme göre mideyi doldurmak ve tv karşısında uyuklamak olarak gerçekleşti ve güzelce uyudum gece. bu yılı daha dinlenmiş geçirmeyi umuyorum. haydi hayırlısı. göreceğiz hep birlikte. evet, bu haftasonu çalışmayacağım, eve iş getirmedim, haftaya telafi ederim sanırım. anna karenina okuyacak, yılbaşından kalan türlü yami mamaları hüpletecek ve döne döne uyuyacağım bugün ve yarın. umarım.

yeni yılımızın ilk gecesinde rüyamda izzet altınmeşe ve bendeniz esmerim düeti yaptık. heleloyloyloy diye uyandığımdan olsa gerek, saatlerdir dilimde esmerim biçim biçim dolanıyorum. hayırlısı olsun!



2011'e dair yukarıdakilerden başka dileğim yok. insanca yaşayabilelim, insan gibi hissedip davranabilelim yeter.

9 Aralık 2010 Perşembe

tiksinmek üzerine...





dün bu "karikatür"ü gördüğümden bu yana düşünüyorum. birkaç cümlem var sonunda kullanabileceğim:

kimse bana bu canlı formlarının da insan olduğunu anlatmaya çalışmasın, inandıramazlar. din demek anlayış demektir, tekamül demektir, daha iyi olmak için uğraşmak demektir. ya da benim anlayışımdaki din öyle. bunca dinsizliğimde ben hepinizden daha insanım bu durumda. yok olun bir zahmet. dünya üzerinde kapladığınız yer bile fazla.

desem de... ben sizin gibi acımasız ve kötü kalpli / fena düşünceli olamıyorum. vicdanım var çünkü. kendi içinizde kalın yeter. çekilin gidin bir zahmet. tiksindiriyorsunuz.

ff'de yazmışlar, aklıma gelmemişti ilk gördüğümde, çok doğru gerçekten de... şu aşağıdakini yapabilen ahlaksızlardan başka ne beklenir ki?




insan değilsiniz.
hayvan bile değilsiniz.
çünkü niyetiniz pis ve kötü.

arşiv niyetine, e.temekuran'ın iki yazısının da bu köşede bulunması, henüz okumamış olan varsa belki faydalı olur (okur yorumlarına da bakarsanız tiksinecek çok insanımız olduğunu ayrıca göreceksiniz) :

http://www.haberturk.com/yazarlar/579223-sizin-istikrariniz-onun-bebegi (08.12.2010)
http://www.t24.com.tr/content/newsdetail.aspx?newscode=115853&cat=25 (09.12.2010)

(ve bu arada, karikatür demişken, şurada da mizah dergilerimizin konuyu nasıl işlediğini görebilir / hatırlayabilirsiniz).

insansınız ve şunu kaldırabiliyor yüreğiniz:



eyvallah...!!

5 Aralık 2010 Pazar

this charming MİM!

mimlerle aram pek hoş değil, sıklıkla unutuyorum mimlendiğimi. sonra, en alakasız zamanda, aklıma geliveriyor "amanın falanca beni mimlemişti ben de unuttum!" diye, sonra gene unutuyorum, sonra gene aklıma geliyor ve sonunda bırakıyorum peşini gidiyor... o nedenle, beni mimleyen herkese peşin özürler, mimsel bir insan olmadığım çok açık. yine de, geçtiğimiz haftalardan birinde pisicimin kucağıma attığı şu mim (artık eski haber oldu ya bu mim, olsun, maratonu başlangıçtan 1 hafta sonra sonuncu bitiren azimli koşucuyum ben) pek hoşuma gitti, aklıma gelmişken hemen yapayım şimdi.

"Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin."

(sıkıyönetim kurallarına benzer bir "ilk 6 maddesi değiştirilemez" anayasa vardı mimin sonunda ama kusura bakmasın kimse, ben o kadar büyütemeyeceğim işi)



kankardeşimden ödünç aldığım, aylardır okunmayı bekleyen ve daha geçen hafta okumayı bitirdiğim (başlangıçta, tarzımın çok dışında olması nedeniyle, çok yadırgadığım ama sonrasında bayıldığım) bir marian keyes kitabı : this charming man. kankardeş kişisinin beni tanıyor olduğunu unutarak nasıl sorgulamıştım ki "ne lan bu kitap böyle ben bu tarz romans, aşk, moda kitabı okur muyum ki!? diye... ama sonrasında, tam da ihtiyacım olduğunu gördüm, rahat okudum, kafamı dağıttı yoğunluk içerisinde. buradan kendisine teşekkürü borç bilir, öpücükler yollarım!

gelelim 55.sayfadaki son paragrafa:


"Made self walk into town. Could have driven, but only five minute's walk. Shameful to drive. Also remember what shrink used to say after Mum died. Best way to keep depression at bay is to get out and about and take short walk. Quite funny really when you think about it. Because when you're depressed, the last thing you want to do is get out and about and take short walk. Tablets far better."

sakıncası olmayacaksa, ben kimseyi mimlemeyeyim, isteyen alır yapar diyeyim, olmaz mı? :)

not : abi o kadar entelektüel kişiliğim, bir ton ağır kitap arasından rafa elimi atınca gelen kitap nasıl çıktı iyi mi! gitti repütasyon :P