megadeth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
megadeth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2010 Pazar

nihayet... gecikmiş bir yazı da benden bu konuda.

olayların üzerinden zaman geçtikçe haklarında yazmak zorlaşıyor mu ne... iki hafta önce biten bir sonisphere ve geçen hafta sona eren bir tatille ilgili bir taşla iki tuş olsun bari diyerek yazmaya niyetliyim ne zamandır. fakat bu çalışan ev kadını olma hali ne zormuş arkadaş! tatilden döndüğüm pazartesi gününden beri (ki dikkatinizi çekerim, yarın bir hafta dolacak!) yazmak için yarım saat bulamamış olmanın şaşkınlıklarındayım... neyse ki tam da şu anda yalnızım, çamaşırlar makinada ve hem de daha çıkmalarına tam 2 saat var, saat henüz öğlen olmakta ve bu nedenle evi de temizleyebileceğim uzuuun bir gün var önümde, o halde müziğimi açıp kahvemi alıp güzelce yazabilirim. yazı bittikten sonra ise "uzun" bir pazar günü beni bekliyor olacak.

(dedim ama tam da manowar'ı yazmaya başlamışken gelen sevgili arkadaşımla geçirdiğim çok güzel bir gün, sonrasında yemek, sonrasında yarına hazırlık derken akşamın 9'una geldik ve ne temizlik yaptım ne de bir başka iş... o uzuuun gün bitti gitti, gün bitmeden bari bunu bitirelim, tatili de başka bir günde yazarız...)

herkes yazdı nasılsa diyerek sonisphere günlerini atlamak fikrindeydim ancak gene de dayanamadım, benden de iki satır bulunsun burada. çok genel hatlarıyla, sonisphere'dan aklımda kalanlar:



1 - murat ilkan : pentagram severim çok, yıllar önce de severdim, belki de ilk gözağrım olmalarından ötürü hala her türlü dinler ve izlerim. murat ilkan'ın vedasını kaçırmamak için cuma günü saat 17:00'de stadda ve yerimdeydim. içim gitti murat ilkan'a, acı çektiği o kadar belliydi ki. bu nedenle performansı kötüydü fakat bu benim için bir şey ifade etmedi çünkü çok duygulandım. umuyorum ki bundan sonrası onun için iyi olur... üstelik de ogün'le birlikte "bir"i söylerlerken bir de gözlerim doldu. yaşlanıyorum...


2 - ronnie james dio : öldü, ama oradaydı, heaven and hell'i çeşitli grupların yorumuyla dinlemek - hele ki manowar yorumu çok fena aldı beni benden - keyif oldu. heaven and hell en bir sevdiğim black sabbath şarkısıydı zaten, doydum diyebilirim. gönül isterdi ki birinci ağızdan dinleyebilelim. artık, başka bir hayatta belki ronnie!


3 - rammstein : diğer bir çok gösterilerine kıyasla oldukça "sulandırılmış" ve hafif bir sahne hazırlamış olmakla birlikte, ne şovdu ama! gene gelsinler, gene gidecek ben. ağzım açık bir o patlama bir bu alev bir bu fişek derken nasıl geçti anlamadım zaman. bir de tamamlasalardı sürelerini pek güzel olacaktı. bir daha ki sefere artık diyor ve güğümleri ile birlikte kendilerini tekrar beklediğimizi hatırlatıyoruz. :)


4 - manowar : kim ne derse desin, kim nasıl burun kıvırırsa kıvırsın... adamların yaşına geldiğimde bırakın bir stadyum insanı coşturmayı, iki adım atacak halim olursa kendimi şanslı hissedeceğim! biraz önce dediğim gibi, benim için festivalin en bir çok sevdiğim anlarından en önde gideni demaio'nun türkçe dersini takiben manowar'dan dinlediğim heaven & hell yorumu idi ki siz de "şuraya" tıklayarak izleyebilirsiniz... çok coştum çok!


5 - megadeth : gençlik aşkım dave mustaine'imi yaşlanmış olarak görmek ve bir türlü hale yola sokulamayan o ses "düzen"i nedeniyle aşkla dinleyememek bir yana, megadeth benim için her zaman megadeth olacaktır. başka da bir şey demem... seviyorum, evleneceğim!


6 - slayer : daha önce geldiklerinde gidememiş ve seyredememiştim o nedenle ziyadesiyle mesut oldum, özellikle istediğim seasons in the abyss beni teee lise yıllarıma götürdü ve çok romantik bir nostalji yaşadım (evet... ilk sevgilimle şarkımız buydu, biz de böyle bir çifttik işte ne yapalım!). karanlıkta olmasa da kırmızı bir sahnede raining blood dinledik ve mutlu olduk!


ve metallica güzeldi evet, özellikle eskilerden çaldıklarıyla beni geçmişe götürdüler, yıllardır dinlemediğim şarkılarının sözlerini unutmadığımı gördüm sevindim, nispeten yeni olan ve zamanında pek dinlediğim şarkılarının sözlerini unuttuğum için ise hafızamın geldiği bu yeni hale oldukça şaşırdım. evet, iyi bir headliner'dı ve evet ben o kadar gak guk etmeseydim de olurdu ama yine de metallica yerine iron maiden olsaydı ben tam dörtköşe olur ve yıllarca unutmazdım.

seneye gene gelecekler(miş). bakalım o zaman geri sayımı kimler için yapacağız..


aaa.. son olarak :

1 - bundan sonra - bu gibi konserlerde - kimse beni saha içine koyamaz. tribün işi güzelmiş. fotolar uzaktan olabilir, ama yerimiz çok rahattı ve çok güzel izledik, cep telefonuyla çekilince ancak bu kadar işte!

2 - çok güzel 3 insanla seyrettim ben baştan sonra arkadaşları... daha iyi bir ekip olamazdı!

3 - anthrax'tan bahsetmeme sebebim nedir bilemiyorum, fotoğraf çekmedim ondan sanırım! volbeat'a yetişemediğim için de çok üzüldüm, lütfen tekrar gelsinler!

4 - meksika dalgasında çok eğlendik!


Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

tehlikeli bir düşüncenin yaşamöyküsü *

derinden duyuyorum kafamın içinde, çok eskide kalmış bir şarkının aklımda yer etmiş bir minik tınısını... düşündükçe hatırlıyorum, zorladıkça görüyorum, unuttuğumu sandığım neler neler resmigeçitte şimdi karşımda. bir çoğu paylaşılmış inatla döve döve, zorla, kerpetenle çekerek, tüm kuvvetle iterek. ama çok sivri bir köşemiz, ucu yanmış kapkara bir yanımız kalmış kendimize hep, içten içe tütmüş, öyle ki ise bulamış her yanımızı. biz bile bilmemişiz. bilmemek işimize gelmiş.

hep uzaktan izlemişiz, yorulursa el atmak üzere. sıkılınca "ha gayret" demek için. ama bilmemişiz ki zamanla gözlerimiz bozulurmuş, miyop bir kez sızdı mı bünyeye, uzaktan izlediğimizde görmemiz gittikçe zorlaşırmış. ses edilmeden artık anlamazmışız bazı şeyleri.

çünkü biz, sesimiz kısılsa da artık, yaş alsak ve bir çok şeyi "öğrensek" de geçen zaman içinde, hala aynı nakaratla dans edermişiz. içimizden geçer gidermiş ve yine de anlamazdan gelirmişiz.



yakın olmak için uzak dur benden.

* kitaplığımdan gözüme çarpan bir başlıktan başka sadece tek bir anlamı var...

18 Haziran 2009 Perşembe

alone but not lonely...

çok sevdiğim bir şarkıydı lise yıllarında suede'in "the 2 of us"ı... yıllardır dinlememiştim ve bugün alakasız bir şekilde aklıma geldi. dinlerken de acayip acayip fikirler üşüştü kafama o zamanlara dair.

abuk bir çocuktum ben, severdim olmadığım biri gibi davranmayı. örneğin "neee erkek arkadaşım mı?! kodum mu oturur ben bildiğimi yaparım" diye caka satar ama gözlerim o pek sevdiğimin gözlerine değdi mi dünyayı unutuverirdim, öyle de bir aklıevveldim! kalbim kırılmazmış gibi davranırdım, ama arada tabii kırılırdı o kalp ve ben "peheeey bana bişi olmaz sen şimdi beni üzdün mü sanırsın vre gafil? sana gerçekten ihtiyacım olduğunu mu sanırsın" diye omuz silker yoluma devam ederdim. paylaşmaya, anlatmaya, göstermeye karşı gönülsüzlüğüm nedeniyle çok insanı harcamışımdır.

sonuç olarak ne oldu? çözümlenmemiş türlü yumrular dizildi boğazıma, zürafa gibi uzadı boynum, uzaklarda neler olabileceğini net bir şekilde görebilir ama tepki vermez bir insan oldum. ama öylesine "ben" oldu ki bu insan, şikayet edecek birşey kalmadı geriye. ara sıra, parça parça atıyorum yumruları parçalayıp şimdi, 30lu yaşlarımda. büyüyorum. :)

velhasılıkelam, aslında the 2 of us'ın videosunu bulayım da koyayım dedim ama yutup haricinde bulamadım (başbakan giriyor olsa da hala herkes giremiyor o siteye) o nedenle de koymadım, onun yerine bir diğer en pek çok sevdiğim şarkıyı koyuverdim:



çok tutarlılık aramamak lazım insanda! :)