konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2010 Pazartesi

JCW, konser kuşu!

bono'yu hala sevmiyorum yahu... önceden de sevmezdim, hala sevmiyorum. ama U2, ne hikmetse başka benim için. özellikle 80lerin sonları ve 90ların başlarındaki şarkılarının, onları dinlediğim dönemdeki hayat öyküm nedeniyle, bana hissettirdikleri... (evet evet, kız çocukları bazen te böyle duygusal yaklaşabiliyor bazı şeylere).

ve bu nedenle işin politik kısımlarına hiç dalmadan (dalarsam, çıkamam), ileri geri konuşmadan (konuşursam, susamam), sadece bir - iki şey söylemek istiyorum dün geceye dair:

- ah be canımın içi seçom! aklımın bir köşesinde hep seni taşıdım konser boyunca, bir çok şarkıyı söylerken sen de ol, sen de gör, sen de söyle istedim. bu benim duygusal yanım, seni çok özledim benim güzel arkadaşım.


- "hold me, thrill me, kiss me, kill me" ve "desire" demeyen bir U2 yarım bir U2'dur, olmadı.


- bono, hep yavşaktın, hep yavşak kalacaksın (üzgünüm bu bir gerçek).

- egemen bağış, köprü, amnesty international vs bahsine girmiyorum.

ayrıca :

- zülfü livaneli ile kültür şoku yaşadık ehehe, livaneli'nin elini bono'nun omzuna atıp da "yiğidim aslanım burda yatıyor"u stadyuma söyletirken hava atması beni şahsen pek eğlendirdi.

- sevgili arkadaşım GSI ile birlikte bol yemeli, bol gülmeli, birazcık ıslanmalı, sonra aralıklarla hem coşmalı hem kızmalı güzel bir geceydi, kendisini de buradan öper, çektiği fotoları (benimkiler evde!) ondan izin almadan şuraya koymamdan ötürü bana kızmayacağı için teşekkür ederim. :)

son olarak :

"aman kendi araçlarınızla gelmeyin toplu taşıma kullanın" diyen dingiller! yenibosna'dan 15 dk değil mi olimpiyat stadı? o zaman neden toplu taşımayı seçen herkes ağlıyordu orada "ne otobüs var ne minibüs, bulduklarımız da abuk sabuk yerlerde indiriyorlar insanı" diye? hem ayrıca hangi üstün zekanın eseri o stada giren çıkan yollar? sen 9 şeridi tek şeride düşürmeye kalkarsan bir 3 km yol sonunda, o 3 km 2,5 saat sürüyor, haberin var mı?? stad otoparkından çevre yoluna ulaşım 2,5 saat, o noktadan sonrasında anadolu yakasındaki evime ulaşımım 15 dk... sizlere söyleyecek lafım bile yok, hata sizde değil, vatandaşta!!!

11 Temmuz 2010 Pazar

nihayet... gecikmiş bir yazı da benden bu konuda.

olayların üzerinden zaman geçtikçe haklarında yazmak zorlaşıyor mu ne... iki hafta önce biten bir sonisphere ve geçen hafta sona eren bir tatille ilgili bir taşla iki tuş olsun bari diyerek yazmaya niyetliyim ne zamandır. fakat bu çalışan ev kadını olma hali ne zormuş arkadaş! tatilden döndüğüm pazartesi gününden beri (ki dikkatinizi çekerim, yarın bir hafta dolacak!) yazmak için yarım saat bulamamış olmanın şaşkınlıklarındayım... neyse ki tam da şu anda yalnızım, çamaşırlar makinada ve hem de daha çıkmalarına tam 2 saat var, saat henüz öğlen olmakta ve bu nedenle evi de temizleyebileceğim uzuuun bir gün var önümde, o halde müziğimi açıp kahvemi alıp güzelce yazabilirim. yazı bittikten sonra ise "uzun" bir pazar günü beni bekliyor olacak.

(dedim ama tam da manowar'ı yazmaya başlamışken gelen sevgili arkadaşımla geçirdiğim çok güzel bir gün, sonrasında yemek, sonrasında yarına hazırlık derken akşamın 9'una geldik ve ne temizlik yaptım ne de bir başka iş... o uzuuun gün bitti gitti, gün bitmeden bari bunu bitirelim, tatili de başka bir günde yazarız...)

herkes yazdı nasılsa diyerek sonisphere günlerini atlamak fikrindeydim ancak gene de dayanamadım, benden de iki satır bulunsun burada. çok genel hatlarıyla, sonisphere'dan aklımda kalanlar:



1 - murat ilkan : pentagram severim çok, yıllar önce de severdim, belki de ilk gözağrım olmalarından ötürü hala her türlü dinler ve izlerim. murat ilkan'ın vedasını kaçırmamak için cuma günü saat 17:00'de stadda ve yerimdeydim. içim gitti murat ilkan'a, acı çektiği o kadar belliydi ki. bu nedenle performansı kötüydü fakat bu benim için bir şey ifade etmedi çünkü çok duygulandım. umuyorum ki bundan sonrası onun için iyi olur... üstelik de ogün'le birlikte "bir"i söylerlerken bir de gözlerim doldu. yaşlanıyorum...


2 - ronnie james dio : öldü, ama oradaydı, heaven and hell'i çeşitli grupların yorumuyla dinlemek - hele ki manowar yorumu çok fena aldı beni benden - keyif oldu. heaven and hell en bir sevdiğim black sabbath şarkısıydı zaten, doydum diyebilirim. gönül isterdi ki birinci ağızdan dinleyebilelim. artık, başka bir hayatta belki ronnie!


3 - rammstein : diğer bir çok gösterilerine kıyasla oldukça "sulandırılmış" ve hafif bir sahne hazırlamış olmakla birlikte, ne şovdu ama! gene gelsinler, gene gidecek ben. ağzım açık bir o patlama bir bu alev bir bu fişek derken nasıl geçti anlamadım zaman. bir de tamamlasalardı sürelerini pek güzel olacaktı. bir daha ki sefere artık diyor ve güğümleri ile birlikte kendilerini tekrar beklediğimizi hatırlatıyoruz. :)


4 - manowar : kim ne derse desin, kim nasıl burun kıvırırsa kıvırsın... adamların yaşına geldiğimde bırakın bir stadyum insanı coşturmayı, iki adım atacak halim olursa kendimi şanslı hissedeceğim! biraz önce dediğim gibi, benim için festivalin en bir çok sevdiğim anlarından en önde gideni demaio'nun türkçe dersini takiben manowar'dan dinlediğim heaven & hell yorumu idi ki siz de "şuraya" tıklayarak izleyebilirsiniz... çok coştum çok!


5 - megadeth : gençlik aşkım dave mustaine'imi yaşlanmış olarak görmek ve bir türlü hale yola sokulamayan o ses "düzen"i nedeniyle aşkla dinleyememek bir yana, megadeth benim için her zaman megadeth olacaktır. başka da bir şey demem... seviyorum, evleneceğim!


6 - slayer : daha önce geldiklerinde gidememiş ve seyredememiştim o nedenle ziyadesiyle mesut oldum, özellikle istediğim seasons in the abyss beni teee lise yıllarıma götürdü ve çok romantik bir nostalji yaşadım (evet... ilk sevgilimle şarkımız buydu, biz de böyle bir çifttik işte ne yapalım!). karanlıkta olmasa da kırmızı bir sahnede raining blood dinledik ve mutlu olduk!


ve metallica güzeldi evet, özellikle eskilerden çaldıklarıyla beni geçmişe götürdüler, yıllardır dinlemediğim şarkılarının sözlerini unutmadığımı gördüm sevindim, nispeten yeni olan ve zamanında pek dinlediğim şarkılarının sözlerini unuttuğum için ise hafızamın geldiği bu yeni hale oldukça şaşırdım. evet, iyi bir headliner'dı ve evet ben o kadar gak guk etmeseydim de olurdu ama yine de metallica yerine iron maiden olsaydı ben tam dörtköşe olur ve yıllarca unutmazdım.

seneye gene gelecekler(miş). bakalım o zaman geri sayımı kimler için yapacağız..


aaa.. son olarak :

1 - bundan sonra - bu gibi konserlerde - kimse beni saha içine koyamaz. tribün işi güzelmiş. fotolar uzaktan olabilir, ama yerimiz çok rahattı ve çok güzel izledik, cep telefonuyla çekilince ancak bu kadar işte!

2 - çok güzel 3 insanla seyrettim ben baştan sonra arkadaşları... daha iyi bir ekip olamazdı!

3 - anthrax'tan bahsetmeme sebebim nedir bilemiyorum, fotoğraf çekmedim ondan sanırım! volbeat'a yetişemediğim için de çok üzüldüm, lütfen tekrar gelsinler!

4 - meksika dalgasında çok eğlendik!


Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.

19 Temmuz 2009 Pazar

bir kafa tatilinin anatomisi

deniz güneş kum yok.

müzik var.
dostlar var.
filmler var.
kitaplar var.
"kafa" yok... tatile çıktı, kendini resetleyecek, stresi silkeleyecek, haftaya pazartesi geri dönecek ve işine gene sarılıp kendini bulacak.

cuma akşamından bu yana pek sevgili kardeşimin katkılarıyla unirock'da, "o pislik festivaller (!) (*)"e nispet yaparak eğlenmekte, dinlenmekte, death ve trash metal'in o bayıldığım bateri ve bas kardeşliğinde kendimi kaybetmekte ve bir süredir içine girdiğim karanlığın dışına pırıl pırıl taşmaktayım.



artık ortalarda çılgınca kafamızı sallamıyor ve sabahın köründen gecenin sonuna kadar güneşte yanma pahasına deliler gibi yeni grupları desteklemiyor olsak da ilk gece arch enemy, ikinci gece kreator ve bu gece de amon amarth izlemek üzere maçka'da yerimizi alıp biramızı yudumluyor ve sonrasında paşa paşa evimize dönüyoruz. her zamanki gibi, bir köşeye çöküp aralarda çevremizdeki loser'ları birbirimize göstererek hiç utanmadan ahkam kesiyoruz, "zamanında" nasıl olduğumu bıkmadan anlatarak supernaut'umu arada bir bunaltıyor, gene "ah eskiden böyle miydi bak belim ağrıdı bak kolum bilmemne oldu" diye vıdırvıdır konuşuyor, kreator'un nazik ricası ile kendilerince bir moshpit oluşturan ancak pite takılıp moshu unutan güzel gençlerimizi izliyor, bir de haftaya işe gitmeyeceğimi hatırlayarak iyice bir rahatlıyorum. daha ne olsun :)

derken arada çıkan paradise lost'a burun kıvırarak birden leş metalci kimliğimizden sıyrılıveriyor ve kendimizi en komprador şekilde yan taraftaki g-mall'e numnum'a atarak lezzetin derinliklerinde kaybolarak sanki yarını görmeyecekmiş gibi yemeğe vuruyorum. loser olabilirim ama ağzımın tadını bilirim!



şimdilik gidiyorum... bu gece de amon amarth (ki çok çok severim) dinleyerek tatilimin müzikal sayfasını kapatacak, bir günümü gene kardeşimden ödünç aldığım filmlere (star wars trilogy, lotr trilogy ve transformers) vakfederek tembellik yapacak, bir iki gün ille de roman olsun ayın kitabı ile haşır neşir olacak (ve hatta belki de oraya daha bu sabah bitirdiğim "cevdet bey ve oğulları" ile ilgili bazı yorumlarımı ekleyecek) ve sonrasında da herhalde kendime tamamen gelmiş bir şekilde işimin başına döneceğim.

o zamana dek, herkeslere pek güzel bir pazar ve takip eden harika bir hafta dilerim!

ve de diyorum ki : eski hayatlarımdan birinde - ki bu en etkili olan eski hayatım olsa gerek - bir viking savaşçısı olduğumu düşünür oldum bir süredir. evet kreator çok iyiydi - e zaten bu kadar yıldır bu işi yapan adamlar hakkında ben mi yorum yapacağım bir de - ama, iskandinav metali üzerine tanımam. her fani bir arch enemy dinlemeli canlı canlı. angela hatunun brutal vokallerine şahit olmalı. amon amarth'la coşmalı. bas ve bateride kendini kaybetmeli.






(*) "pislik festivaller" tanımı bana ait değil ama 3 günüme neşe getirdiği için burada yerini aldı, hay sen çok yaşa soul sacrifice!! :))