En uzun yollar bir minik adımla başlar.
Büyük cinnetler ufacık bir etkiye gelişen devasa bir tepkiden başka bir şey değildir çoğu zaman.
Küçük bir kar tanesi koskoca bir çığın yapıtaşıysa eğer…
Oturup da bugünün öfke krizinin sebebini anda bulmaya çalışmak saçma.
Derine inmeli, çok geriye gitmeli, ne başkalarını ne de kendini suçlayarak zaman kaybetmeli.
Her kuşakta bir kişi çıkar ailelerde. Bu kişi, o kuşağın tüm yükünü omuzlar ki geri kalanlar nispeten rahat hayatlar yaşasınlar ve yaşamın sorumluluğunu peşlerinden sürüklemesinler. Yaştan ve cinsiyetten bağımsız, geçmiş kuşaklardaki benzerlerinin yaptığını yapar bu modern günah keçisi. Ve anlaşılmayı beklemekten vazgeçtiği gün gerçekten ve olduğu gibi görür hem kendisini hem de çevresini.
En basiti aslında hayatta yanlış giden şeylerin suçunu başka olaylara ve başka insanlara yüklemek. Dünyanın öte ucundaki kelebeğin çırptığı kanadı aslında sebep oldu bu fırtınaya. Bundan 500 yıl önce o kadın o adama gülümsemeseydi bu soyağacı çizilmeyecek, o adam bugün diğerinin gözünü oymak için belki fırsat kollamayacaktı. Tek bir kelime çizmişti bugünün tüm sorunlarının çerçevesini. “Evet” yerine “hayır” denseydi aslında hiçbir şey bu kadar sarpa sarmazdı.
Saçma! Evet yerine hayır denseydi de sonuçta takvim önünde sonunda bugünü gösterecekti ve adam diğerinin gözünü oyuvereceği anı kollayacaktı. Kelimeler bunun olmasa da başka sorunların çerçevesini belirleyecek ve o kar tanesi farklı bir çığ olup geçecekti kafamıza.
“Ne” olduğu değil önemli olan sonuçta. Bir “şey” her zaman olur. O olmazsa, bu gerçekleşir. Her gülümseme silinir bir an gelir de… Her kahkaha diner. Herkes ağlar. Her insan kızar.
Önemli olan asla “ne” değildir. Etkinin üstünde durmak sadece bir zaman kaybı. Tepkidir asıl olan. Etki sadece tetikleyendir. Ve biz artık biliyoruz ki bir mermi sürülmemişse eğer, tetik tek başına tehlikeli değildir.
Nefret aslında sevginin kardeşi. Öfke ise huzurun.
Ve huzur diye bir şey yok aslında. Hepsi aldatmaca. Mutluluk ya da mutsuzluk gibi. Sadece birer kelime. Bir çerçeve. İçi bomboş. Amaçsız. Anlamını yüklenemeyen her bir kelime sadece harfler öbeği, sadece sesler gürültüsü.
Kaos da yok. Gözümü kulağımı kapattığım anda ben o yeri yurdu bilinmeyen, balta girmemiş insan görmemiş ormanda devrilen ve sesini kimsenin duymadığı ağacım.
Yokum yani.
Yazının girişine ithafen: En tatlı sabahlar da çokokremle başlar.
YanıtlaSil