bugün birine bir öğüt verdim...
dedim ki, "bir dakika sonra hayatta olacağının garantisi yok, kafana uçak düşebilir ya da kendi tükürüğünle boğulabilirsin... o nedenle bırak ona buna tasalanmayı, keyfini sür aldığın nefeslerin ve yaptığın işin ve etrafındaki insanların. yarın bir gün ölüme yaklaştığında şu stresinin hiç anlamı olmayacak farkında mısın?"
dedi ki, "evet haklısınız. ama ne yapalım ki yapım bu. üstelik benim şiddetli ölüm korkum var. panik derecesinde korkuyorum ölmekten. öyle her an ölebileceğimi düşünsem yaşayamam".
***
resmi olarak 10 yıldır çalışıyorum. bu ayın başı itibariyle "iş hayatı"nda 10.yılım dolmuş bulunmakta.
ama ben hala sanki yaz bitecek de okul başlayacakmış gibi hissediyorum!
***
sağdan soldan "tanıdık"ların haberleri geliyor, bilmemkimhanımın kızı hamileymiş, ötekibaşkabirtanışın oğlu iki ay sonra evlenecekmiş, berikiteyzenin kızının ikizleri olmuş bir haftalıklarmış, üstelik kız benden 5 yaş küçükmüş.
dinliyorum dinlemesine de kendimi hayal dahi edemiyorum benzer bir fotoğrafın içerisinde!
***
benciminbatın'ın tuhaf hikayesinin bir bollywood versiyonu içerisindeyim gibi hissediyorum zaman zaman... yabancısına absürd gelen ritmik hareketlerle yaşadığım bir hayat, özgünlüğünü kaybetmiş ve yılların sömürüsünün kattığı bir çok kelimeyle süslü anlaşılmaz bir karma dilde anlattığım kendim, rengarenk bir sari ve sapsarı altınların şangırtıngırmıngır curcunasının altında gri bir ton... geri vitesten çıkmadan sürekli geriye doğru yokuş yukarı bir seyahat.
***
kaşınıyor ayaklarımın altı. bir çantaya ve biraz - az biraz - paraya bakıyor aslında yola düşmek. ama ilk defa gidecek bir yer beğenemiyorum. ne uzağı açıyor beni ne de kısası. dön dolaş gene servis hattı üzerinde ya işteyim ya evde. ve işin özü, artık çok rahatsız da olmuyorum.
***
hayatımda ilk defa film festivalinde seyretmek isteyebileceğim tek bir film bile beğenemedim.
***
ilginç bir şekilde son dönemde yaşlı insanları çekiyorum kendime:
geçen gün, bir arkadaşımın nikahına gitmek üzere bir cumartesi öğleden sonrası evden çıktım, arabaya binmek üzere karşıdan karşıya geçmek için bekliyorum. hani nikah salonu nikahı sonuçta öğleden sonra 3'te kadıköy'de. pantalon - bluz sadeliğinde ve kendi topladığım saçlarım ve minimini makyajımlayım. teyzecik yaklaştı... gençliğinde kendisinin de çok gezdiğini ve zamanın çabuk geçtiğini kıymetini bilmem gerektiğini söyledi. sonra gitti ben de öööööyle bakakaldım arkasından.
dün akşam nevizade'de iş yemeğinde iki fransızla cebelleşirken masamıza oturan mekan sahibi yaşlı yorgo'nun uzun uzun eskilerden bahsetmesi ve günün kıymetini bilmekle ilgili bana uzun uzun nasihat etmesi üzerine aynı hislere gene daldım gittim.
evren bana bir mesaj mı vermek istiyor acaba?
***
ne bileyim işte öyle birşeyler...
birinciye çok güldüğümü itiraf etmeliyim:)
YanıtlaSilbu dersten geçenlere "kelin ilacı olsa 102"yi veriyor musunuz hocam? fikir teatisi filan yapardık :-P
bundan sonra kimseye öğüt vermeyeceğim zaten - ancak benim karşıma çıkar böyle yanıtlar :P
YanıtlaSilbu dersin sonu yok be yahu JoAkom, kendim çalıp oynuyorum sen gel istediğin teatiyi yapalım.
teati dedim aklıma "tea party" geldi - gelir öyle arada! yapsak da içsek.
yapalım Windy. bitti benim çeviri, okuma faslına geçtim. ama ben de bittim. bir de kim kime geçti, o da tartışılır tabii:)
YanıtlaSilEvren sana mesaj vermeye çalışıyor sevgili Riderwind...
YanıtlaSilNickini böyle tuhaf bir versiyon ile zikrederek ben de sana bi msg vermeye çalışıyorum görüyorsun.
Anlamadın tabi sen, diyorum ki yani, hep Windrider olma, arada bir Riderwind ol, farklılıkları yaşa, yaşlıları çekeceğine gençleri çek.. Pendik tarafına çek mesela vakti gelince huguuhuhufuhu.
Oyy
SN : affirmative ve dahi roger ve dahi i got the message. ve de gidişatı bozmamak adına : ooh yeah hallelujah, spring 2009!
YanıtlaSil