18 Mart 2009 Çarşamba

ares*

çok zor bir hafta olmakta. zaman zaman nefes almayı bırakmayı isteyeceğim kadar zor. az kaldı, iki adım daha...

dün, "şirret memnuniyetsiz asabi müdür insan" davranışıma bürünmüş ve herkesi canından bezdirirken çekine çekine biri geldi odama, elinde bir kutu. telefonda birilerine parlamakta olduğum için ilk anda ilgilenemedim, fazla yaklaşmaya korkarak masanın bir ucuna bıraktı kutumu ve de sessizce çıktı gitti odadan. yarım saat kadar bekledi kutu masamda (gelenin gidenin derdi sorunu, telefon görüşmeleri, içimdeki kocaman ve anlamsız öfke ve de şikayetlerim dinene kadar bekledi).

nefes molası verdim, kutuyu elime aldım ve açtım.

ve gülümsedim. hem de o kadar sevinçle gülümsedim ki, zamanlamanın özellikle ayarlandığına ve kozmik bir şaka ile karşı karşıya olduğuma emin oldum.

sevgilerle bezenmiş bir güzel kart geçti elime önce...



ve sonrasında da ruh halime son derece uygun ve uyumlu iki hediye...



"öfke" ve "serzeniş" ve ben :)

çok teşekkür ederim güzel insan, aslında gerek yoktu demek istiyorum ama dün beni girdiğim yoldan çevirdiğine göre bu hediyelerin, gerçekten gerek varmış.

okuduktan sonra ayrıca birlikte yorumlar tartışırız. ben klasik "kitap falı" ritüelimi gerçekleştiriyorum şimdi ve rastgele açtığım sayfadan gözüme ilk çarpan parçayı yazıyorum:




anlıyor musunuz, çok erken yaşta öğrendim ben öfkenin ne olduğunu - öfkenin ve çaresizliğin. bir daha da unutamam. sevgi... ihanet... ve ölüm... benim bunlara dair on yaşında bildiğimi sen belki de bütün ömrünce öğrenemeyeceksin.


(john osborne, "öfke")

insanların hayatına ne derece dokunduğumuzu bazen çok az anlarız. belki bu kendi egomuz açısından iyidir, felsefi bir tartışma peşinde değilim. ama dün benim hayatıma yumuşacık dokunuldu, iyi ki de dokunuldu.

* yazarken dinledim, başlık o oldu...

1 yorum: