12 Mart 2009 Perşembe

for whom the bell tolls*

iki gün işe gelmedim. bugün - şu anda - işteyim.

sabahtan beri gazete okumak ve biriken e-mail'lerle fakslara göz gezdirmekten başa birşey yapmadım. önüme çıkana yüz tekme geçtim gittim - uzak duruyorlar benden.

klavyemde sorun olmadığına eminim ama ben nasıl yazıyorsam artık, bazı harfler basmıyor ve geri dönüp tekrar basmam gerekiyor. bunu yaparken iç çekiyorum.

sabah uyandığımda saatin alarmını kapattıktan hemen sonra başımı tekrar yastığa koydum... "gitmesem işe?" "uyuyakalıversem?" "unutuversem bugünün perşembe olduğun ve işe gitmemin gerektiğini?" olmadı tabii, içimi çektim ve ayaklandım kendime bir kahve yaptım. sakin sakin sabah haberleri eşliğinde kahvemi içtim ve kalbim "haber"leri daha fazla kaldırmayınca kalkım giyindim, servise bindim geldim buraya.

-- az önce patronum geldi... yüzümde bir ışıltı varmış iyi gelmiş bana iki gün... bir iki gün daha kullanıvereydim, o zaman herhalde saydamlaşırdım! --

iç çekiyorum sürekli bugün. her bir iç çekiş aslında içimde bir nara. bağıramıyorsam, ağlayamıyorsam, yumruklayamıyorsam şu masayı, iç çekerim ben de. gerginliğimin sebebini uzun uzun yazmayacak olsam da - gerginim çok çok.

ama gülüyorum da (mesela demin gergin yazacakken klavye bir harf basmayınca ergin oluverdim çok çok. ve güldüm gene).

uzun, upuzun bir tatil istiyorum. kimsenin derdinin tasasının boğazımı sıkmadığı, para pul düşünmek zorunda olmayacağım, telefonumun sadece neşeli dostlar tarafından arandığım için çalacağı ve internet / e-posta / faks vs telaşına dalmamın hiiiiiiç gerekmeyeceği, sıkılana kadar kullanabileceğim bir tatil istiyorum.



ben ki kendimi "işkolik" olarak tanımlardım çok kısa zaman öncesine kadar... ne kadar sıkıldığımı ve bıktığımı iliklerime kadar hissettiğim andan beri sürekli iç çekiyorum. üstelik konuşasım da yok.

çok insani tepkiler verir oldum geçen bir yıl içerisinde. beni önceden tanıyan herkesi şaşırtıyorum artık... büyümenin mi yan etkisi bu yoksa çok mu eskidim de sabrım kalmadı insanüstücülük oynamaya çok emin değilim.

hep inatçı ve asabiydim ve dediğimdediktim ama son bir yıl içerisinde olduğum kadar tahammülsüz ve fırçalayıcı ve mükemmeliyetçi olmamıştım hiç. üstelik artık kızıyorum, sıkılıyorum, daralıyorum, seviniyorum, üzülüyorum, kıskanıyorum, acıyorum, küçümsüyorum, gözümde büyütüyorum... rengarenk duygulara dalıyorum ama görüşüm siyah - beyaz hala. nasıl olacak anlamış değilim ama oturacak mutlaka bir şekilde herhalde bildiklerimle gördüklerim.

gönlümce ve istediğim kadar sürecek bir yalın olma hali için neler vermezdim... kimseyi kırmadan, ama kendim de yıpranmadan, tüm hayatların içinden bir süreliğine geçip gidip 4 duvar bir odada kendimle kalabilmek ve kimseyle tek kelime konuşmadan bön bön yaşamak, kısacık bir süre için dahi olsa... 1 hafta mesela. kimse bana bulaşmadan.

nasıl ışıldardım o zaman, tanımazdı kimse beni!

iç de çekmezdim hem o zaman.

şu an için sadece çok nefret edesim var ama objesini bulamadığım için edemiyorum. ironik bir durum :)

* başlık atma anı itibariyle düşünürken çalmaya başlayan güzide metallica şarkısı... çok da güzel oturdu yazıya zannımca!

2 yorum:

  1. tiroidine de bir baktırsan fena olmaz :)

    YanıtlaSil
  2. baktırdım baktırdım, son derece sağlıklıyım her yönden (hipertansiyon hariç). benimkisi kapris... ne yaparsın :)

    YanıtlaSil