herkes gibi benim de sinirlerimi ve dahi sınırlarımı zorlayan cümlecikler var, duyduğumda karşımdakinin ağzını burnunu kırmak istediğim.
açıklamalı yazmayacağım, anlayan anlar kendince zaten, tüyler olur diken diken:
1 - "bir de kız olacaksın başıma"
2 - "ben öyle istiyorum da ondan!"
3 - "sen çok iyi bir insansın"
4 - "bravo aslı, saat kaç haberin var mı??"
5 - "üzülme..."
top 5 yukarıda, sıralama yok, aklıma geldiği gibi yazıverdim. daha yazarken dahi kafam döndü içim şişti canım çekildi.
"her expression of a midget queen and murder lurking just behind her lips"
10 Temmuz 2010 Cumartesi
o.ö.a.
gülümsüyorum:
- takma kafanı, olur öyle arada.
konuşuyor benimle oysa. duymuyorum hiç bir kelimeyi, gülümsüyorum ben. iki arada bir derede, olan olmuş öylesine. yankılar çok fazla:
... özür dilerim... üzgünüm... halbuki... dur öyle değil... bakma bana öyle... böyle olsun istemezdim...
gülümsüyorum. donakalıyorum gözlerinde. tekrar ediyorum:
- takılma, geçer. hem üzülme yahu, olur öyle arada.
anlamıyor o aranın neresi olduğunu. bilmiyor nereden geldiğimi. haberi yok nereye gittiğimden. farkında değil bundan sadece 1 yıl sonra yollarımız kesiştiğinde "neden izin verdin gitmeme?" diye soracağının. ve gene bilmiyor ki ne o durdurabilir olmakta olanı ne de ben götürebilirim yanımda ondan kalanları.
oluveriyor öyle arada.
donuveriyoruz karşılıklı.
çiziyor beni boydan boya koyu bir kanvasın üstünde. azıcık renk vermeye çalışıyor, biraz gümüş, biraz kırmızı, alabildiğince beyaz. ama donuyor tüm renkler, donuyor ifadesi, sıkışıyor kalbim.
olmuyor.
gene.
bir kez daha.
repeat after me.
olur öyle arada.
- takma kafanı, olur öyle arada.
konuşuyor benimle oysa. duymuyorum hiç bir kelimeyi, gülümsüyorum ben. iki arada bir derede, olan olmuş öylesine. yankılar çok fazla:
... özür dilerim... üzgünüm... halbuki... dur öyle değil... bakma bana öyle... böyle olsun istemezdim...
gülümsüyorum. donakalıyorum gözlerinde. tekrar ediyorum:
- takılma, geçer. hem üzülme yahu, olur öyle arada.
anlamıyor o aranın neresi olduğunu. bilmiyor nereden geldiğimi. haberi yok nereye gittiğimden. farkında değil bundan sadece 1 yıl sonra yollarımız kesiştiğinde "neden izin verdin gitmeme?" diye soracağının. ve gene bilmiyor ki ne o durdurabilir olmakta olanı ne de ben götürebilirim yanımda ondan kalanları.
oluveriyor öyle arada.
donuveriyoruz karşılıklı.
çiziyor beni boydan boya koyu bir kanvasın üstünde. azıcık renk vermeye çalışıyor, biraz gümüş, biraz kırmızı, alabildiğince beyaz. ama donuyor tüm renkler, donuyor ifadesi, sıkışıyor kalbim.
olmuyor.
gene.
bir kez daha.
repeat after me.
olur öyle arada.
asansör korkusu
iki doğruyu aynı anda bulamamak... yanlış zamanda doğru insan, doğru zamanda yanlış yer...
asansöre yetişmek için hızlanmak ama kapının suratına kapanmasıyla kılpayı kaçırmak... doğru kata tırmanana kadar yanlış zamana varmak ve fırsatı ıskalamak... teğet geçmek "an"ı... anda her ne var ise artık... kaçırmak ve kaçırdığın için de bulamamak... dolayısıyla bilememek...
asansöre nihayet yetiştiğinde ise "o"nun inmiş olması belki de 1 saniye öncesinde ve geride kokusunu bırakması... senin gene kalakalman orada öylece...
hep gecikmek...
daha da kötüsü yanlış zamanda yetişmek...
görsel : pablo picasso - girl before a mirror
asansöre yetişmek için hızlanmak ama kapının suratına kapanmasıyla kılpayı kaçırmak... doğru kata tırmanana kadar yanlış zamana varmak ve fırsatı ıskalamak... teğet geçmek "an"ı... anda her ne var ise artık... kaçırmak ve kaçırdığın için de bulamamak... dolayısıyla bilememek...
asansöre nihayet yetiştiğinde ise "o"nun inmiş olması belki de 1 saniye öncesinde ve geride kokusunu bırakması... senin gene kalakalman orada öylece...
hep gecikmek...
daha da kötüsü yanlış zamanda yetişmek...
görsel : pablo picasso - girl before a mirror
7 Temmuz 2010 Çarşamba
bad hair day...
Tiefe Brunnen muß man graben,
Wenn man klares Wasser will,
Rosenrot oh Rosenrot,
Tiefe Wasser sind nicht still
Wenn man klares Wasser will,
Rosenrot oh Rosenrot,
Tiefe Wasser sind nicht still
hiya!!!
hayal dünyam çok geniştir benim. mesela şöyle bir şey olacağını sanmıştım:
- tatil dönüşü sakin sakin öğle saatlerinde evime dönecek, soyunup dökünüp yan gelip yatacak ve akşam yemeğini güzelce mideye hüpletip akşam erken yatıp uykumu aldıktan sonra ertesi gün işe geleceğim.
- tatil sonrası işbaşı günümde sakin sakin takılacağım, birikmiş e-mailleri temizleyip çok acil bir şeyler varsa onlarla ilgilenecek, hem üzerinden kaaaç günler geçmesine rağmen tek satır yazamadığım sonisphere yazımı hem de tatilime ait yazımı yazacak, fotoğraflarımı ayıracak bazılarını facebook'a bazılarını bloga koyacak, akşam olunca servisime binip evime varacak mis gibi bir akşam yemeği ve üzerine ilk yarı final maçını izleyeceğim.
deli olmalıyım! hayal dünyamı öpeyim alnından! zira gerçekleşen şöyle oldu:
- havalimanına varış... aaaa nüfus cüzdanım yok! e nerede? aha, annemde kaldı! annem nerede? o yok tabii o geride kaldı, e uçağa yarım saat var! kızım aslı hadi bakayım dua et ehliyet yanında olsun. ohhh çok şükür burada, neyse ki almışım bu sefer yanıma. koşşş uçak kaçacak sen burada aranırken. hah, yetiştim. anam bu ne türbülans! sakin durup yiğitliğe bişicik sürdürmezken sen biraz için kıpır kıpır ha düştük ha düşecez diye takıl şimdi... yav ben böyle uçak endişesi taşır mıydım? noluyoruz?
- haaah, indik istanbul'a, öp toprağı (şaka şaka, nesini öpeceğim yahu, bırakmışım misler gibi izmirimi geride, istanbul peh sana!). bagajı alalım... hani şu el kadar olan ve neden kabine almadığıma hala şaşırdığım bagajı. bekle bakalım... 10 dk... 30 dk... 40 dk... yahu izmir'den sırtında taşısan gelir bu saate, nerede bu bagaj!? 50 dk, hah, nihayet... fırla aslı, havaş seni bekler... nasıl? hı güzel, 1 dk önce kalktı, peki bir sonraki? yarım saat... bekle bakalım... neyse, var evine, beklenenden 1 saat sonra olsun varsın ne olacak...
- eve geliş. allahım her yer her yerde! kardeş hasta yatak döşek. kur aslı ilk parti çamaşırları hemen. mutfak toparla tuvalet temizle oh oh mis gibi eve döndün, sakinlik hakkındır. hasta kardeşe yemek yaaap, çamaşır yıkaaa, aaaas, toplaaa, bulaşık yıkaaa... alışveriş yapmak lazım, salla sonra yaparsın. hah, oldu şimdi her şey yerli yerinde, yazılarını yaz. yok... konsantrasyon sıfır. yarın iş var lan of pof tatil ne güzeldi...
- uyu, uyanama sabah! aferin kızım sana tatilin her günü saat 6da dikil ayağa, şimdi n'oldu? eşek kafalı! neyse... kardeş işe, sen bavul açmaya, kirlileri çıkart, tamam. kendini toparla, biraz makyaj, yallah işe.
- 5 iş görüşmesi, 378 e-posta mesajı, "söylenmesi unutulmuş" bir ihalenin hazırlıkları, hoşgeldinler beşgittinler "aslııııanım siz yokken carcar" "aslıııanım bu nolcekti varvar" derken aha da saat 19:30!! kardeş arar "yemek?" dersin ki "sen ye ben gelicem". saat 21:30 e hani ev? inek içti! saat 22:15, hah, zarfı kapattık mühürledik yallah eve... eve var, yemek yemeye hal yok, o zaman maç? hadi bakalım. bir posta çamaşır daha gecenin o saatinde. yatak? yok olmaz maç bitsin. maç bitti. uyku nerede? dağa kaçtı! otur dur. dur ya şunları toparlayalım, yarın ne yemek yapsak? inat ettim en azından bir planı gerçekleştireceğim : fotoğraf seç, facebook'a ekle. hah, bu tamam. eeee? uyu kızım uyu saat 1 oldu!
- uyan, koş işe. öğlen oldu (aha saat 12:28 vallahi şimdi) yaptın 3 görüşme, bekler bir 3 görüşme daha, bir de bir ton başka bişi bişi bişi... yemeğe gitmeden iki satır yazmazsan gözün arkada kalacak. ya diğer yazılar? tatil matil? sonisphere falan? aaaaaaaaaaayt hadi bir kahve daha!
gittim. gelirim. işleyen demir pas tutmaz.
gibi...
- tatil dönüşü sakin sakin öğle saatlerinde evime dönecek, soyunup dökünüp yan gelip yatacak ve akşam yemeğini güzelce mideye hüpletip akşam erken yatıp uykumu aldıktan sonra ertesi gün işe geleceğim.
- tatil sonrası işbaşı günümde sakin sakin takılacağım, birikmiş e-mailleri temizleyip çok acil bir şeyler varsa onlarla ilgilenecek, hem üzerinden kaaaç günler geçmesine rağmen tek satır yazamadığım sonisphere yazımı hem de tatilime ait yazımı yazacak, fotoğraflarımı ayıracak bazılarını facebook'a bazılarını bloga koyacak, akşam olunca servisime binip evime varacak mis gibi bir akşam yemeği ve üzerine ilk yarı final maçını izleyeceğim.
deli olmalıyım! hayal dünyamı öpeyim alnından! zira gerçekleşen şöyle oldu:
- havalimanına varış... aaaa nüfus cüzdanım yok! e nerede? aha, annemde kaldı! annem nerede? o yok tabii o geride kaldı, e uçağa yarım saat var! kızım aslı hadi bakayım dua et ehliyet yanında olsun. ohhh çok şükür burada, neyse ki almışım bu sefer yanıma. koşşş uçak kaçacak sen burada aranırken. hah, yetiştim. anam bu ne türbülans! sakin durup yiğitliğe bişicik sürdürmezken sen biraz için kıpır kıpır ha düştük ha düşecez diye takıl şimdi... yav ben böyle uçak endişesi taşır mıydım? noluyoruz?
- haaah, indik istanbul'a, öp toprağı (şaka şaka, nesini öpeceğim yahu, bırakmışım misler gibi izmirimi geride, istanbul peh sana!). bagajı alalım... hani şu el kadar olan ve neden kabine almadığıma hala şaşırdığım bagajı. bekle bakalım... 10 dk... 30 dk... 40 dk... yahu izmir'den sırtında taşısan gelir bu saate, nerede bu bagaj!? 50 dk, hah, nihayet... fırla aslı, havaş seni bekler... nasıl? hı güzel, 1 dk önce kalktı, peki bir sonraki? yarım saat... bekle bakalım... neyse, var evine, beklenenden 1 saat sonra olsun varsın ne olacak...
- eve geliş. allahım her yer her yerde! kardeş hasta yatak döşek. kur aslı ilk parti çamaşırları hemen. mutfak toparla tuvalet temizle oh oh mis gibi eve döndün, sakinlik hakkındır. hasta kardeşe yemek yaaap, çamaşır yıkaaa, aaaas, toplaaa, bulaşık yıkaaa... alışveriş yapmak lazım, salla sonra yaparsın. hah, oldu şimdi her şey yerli yerinde, yazılarını yaz. yok... konsantrasyon sıfır. yarın iş var lan of pof tatil ne güzeldi...
- uyu, uyanama sabah! aferin kızım sana tatilin her günü saat 6da dikil ayağa, şimdi n'oldu? eşek kafalı! neyse... kardeş işe, sen bavul açmaya, kirlileri çıkart, tamam. kendini toparla, biraz makyaj, yallah işe.
- 5 iş görüşmesi, 378 e-posta mesajı, "söylenmesi unutulmuş" bir ihalenin hazırlıkları, hoşgeldinler beşgittinler "aslııııanım siz yokken carcar" "aslıııanım bu nolcekti varvar" derken aha da saat 19:30!! kardeş arar "yemek?" dersin ki "sen ye ben gelicem". saat 21:30 e hani ev? inek içti! saat 22:15, hah, zarfı kapattık mühürledik yallah eve... eve var, yemek yemeye hal yok, o zaman maç? hadi bakalım. bir posta çamaşır daha gecenin o saatinde. yatak? yok olmaz maç bitsin. maç bitti. uyku nerede? dağa kaçtı! otur dur. dur ya şunları toparlayalım, yarın ne yemek yapsak? inat ettim en azından bir planı gerçekleştireceğim : fotoğraf seç, facebook'a ekle. hah, bu tamam. eeee? uyu kızım uyu saat 1 oldu!
- uyan, koş işe. öğlen oldu (aha saat 12:28 vallahi şimdi) yaptın 3 görüşme, bekler bir 3 görüşme daha, bir de bir ton başka bişi bişi bişi... yemeğe gitmeden iki satır yazmazsan gözün arkada kalacak. ya diğer yazılar? tatil matil? sonisphere falan? aaaaaaaaaaayt hadi bir kahve daha!
gittim. gelirim. işleyen demir pas tutmaz.
gibi...
6 Temmuz 2010 Salı
vira!
anlayanlar beri gelsin.
anlamayanlar için de güzel bir şarkı dinleme molası olsun.
tatil yazısı da gelecek ve hatta başka başka yazılar ama onlara vakit var, önce biraz çalışalım :)
i can't play it safe... but i might just in case
2 Temmuz 2010 Cuma
2010 - 1993 = 17 yıl = 6205 gün
isimleri hatırlayan var değil mi?
dönemin "siyasi"lerinden alıntı yapmayacağım...metin altıok'tan kocaman iki dize olsun :
ben eğilmem gündüz ama,
geceleri kanatırım kendimi.
dönemin "siyasi"lerinden alıntı yapmayacağım...metin altıok'tan kocaman iki dize olsun :
ben eğilmem gündüz ama,
geceleri kanatırım kendimi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


