8 Mayıs 2010 Cumartesi

masif ataklı cuma günü!

cuma günü işe gitmedim, kafa izni yaptım. sabah gene işe gidecekmişcesine erkenden uyandım ve bilgisayarı açtım, programlanmışım sabahın 8'inde radyasyona maruz kalmaya - huylu huyundan vazgeçmiyor! önemli bir e-mail almış mıyım hemen ilgilenmem gereken diye bir göz attım şirket maillerine, sonra reader'ı açtım günün haberlerine göz gezdirdim, facebook'ta takıldım uzunca bir zaman sonra ilk kez, uzun uzun... kafa izni ya adı, kafamı ne yapacağımı bilemedim, iki kahve ve bolca sigara içtim (bu nedenle işe gitmek aslında hem sağlığıma hem keseme iyi geliyor, mesai saatleri içerisinde içtiğim sigaraların toplamını daha öğlen olmadan aşmış da gitmiştim bile cuma günü!) baktım yapacak iş bulamıyorum, kalktım kuaföre gittim.

yapı olarak aynı noktada uzun uzun oturamam, sıkılırım. saçlarımla oynanmasını sevmem, cinlerim tepeme çıkar! boya kokusundan, fön makinasından, saç spreyinden nefret ederim. kuaför dedikodularından hoşlanmam ve kendimi bir uzaylı gibi hissederim o salonda. bundan ötürü seyrek giderim kuaföre, birilerinin bana beyazlarımın nasıl göründüğünü birden fazla kereler söylemesi ya da aynaya enerjimin düşük olduğu bir anda bakmam ve "idare eder işte kızım ya işine bak sen" diye kendimi kandıramadığım bir an olması gerekir.

uzun sözün kısası, cuma sabahı saat 10:30'ta - hani birçok kadın iştedir ya da ev kadınları daha evi toparlıyordur nasılsa kalabalık olmaz diye düşünerek - girdim kuaförümden içeri. bir tane kızcağız var manikür yaptıran, ki görüntüsü bana benden yaklaşık olarak 10 yaş küçük olduğunu söyledi, başka da kimse yok. neyse işte saçlara boya sürüldü, ayaklar pedikür suyuna batırıldı, eller manikür için birilerine teslim edildi - hiçbir şekilde kaçış imkanım yok - çakıldım kaldım koltuğa... tüm hareket kabiliyetimin sıfırlandığı anda yandaki kızcağız manikürcüsüyle (sanırsam uzun zamandır tanışıyorlar) son derece samimi ve yüksek sesli bir "sohbet"e başladı... massive attack'ın unfinished symphony'sinde (o sırada kuafördeki televizyonda bu klip dönüyordu) amerikan sokaklarının ne biçim kirli olduğuna ve bunu nasıl çekebildiklerine ve nasıl utanmadıklarına şaştığına, anneler günü - sevgililer günü - kadınlar günü vb günlerde bir erkeğin hayatındaki kadına zaten hediye alması gerektiğine yoksa ne işe yarayacağını bilmediğine, hande yener'in görüntüsünün ve erkek arkadaşının güncel durumuna (bu arada demin kadıncağızın adını hatırlayacağım diye göbeğim çatladı, hatırlayabildiğim bir şarkısından - "senin aşkın balondu söndü" - google araması yapana kadar da hatırlayamadım) ve birçok "önemli" güncel konuya dair fikirlerini tüm mahalleye duyuracak şekilde ve benim kulaklarımı tırmalayarak uzuuuun uzun anlattı.

bir yandan bu kadının sesi, diğer yandan sağdan boya için soldan manikür için çekiştirilmek, öte yandan cep telefonunda insanlara laf anlatmaya çalışmak derken günümün 1,5 saati ciddi bir krize dönüştü bünyem için. işe gitmedim ya, yağmurdan kaçarken kendimi dolunun göbeğine atıverdim. sonuçta, eve nasıl döndüm ve kapıyı nasıl kapatıp odama ve sessizliğe sığındım bilemedim, hala da bilemiyorum açıkçası, paranormal bir olay gibiydi.

günün kalan kısmında kitap okudum, tv seyrettim, balkondan caddeyi izledim, annemle zaman geçirdim, odam dediğim karmaşanın içerisinde yolumu bulmaya çalıştım, şirkette - benim orada olmadığım anı her zaman bulduğu gibi gene gerçekleşen - absürd ve canımı çok sıkan saçma bir olayın haberini aldım ve nihayet akşamüstüne erdim : giyindim kuşandım yüzümü boyadım kendimi yollara attım. kadıköy minibüsünde arkamdaki ve yanımdaki kadınlarla didiştim, sinir katsayımı daha da bir katladıktan sonra kendimi pisikopatimin şefkatli kollarına attım ve gülümseyen sıcacık ilgisine sığındım resmen. pisicim beni gezdirdi, yedirdi, içirdi, sinirimi kusarken dinledi, anladı, anlattı, güldük eğlendik ve insanlığa beni armağan etti. kendisine buradan çok teşekkür ediyor ve öpücükler gönderiyoruz. :)

eve dönüşümde - yemekten sonra içtiğimiz kahvenin üzerine bir de duble espresso patlattığımız için olsa gerek - sabahın bilmemkaçıncı saatine kadar oturdum durdum. okudum, okudum, okudum. iyi geldi.

bundan sonra, en azından bir ay süreyle, "kafa izni" yapmamaya karar verdim, bana iyi gelmiyor. haziran sonunda sonisphere tatiline kadar, tam gaz çalışmaya devam!

2 yorum:

  1. eheheh kuafördeki kızın bombardımanı çok iyiymiş yaw. Ama kız bu kadar geyik şeyleri manikürcüsüne anlatıyorsa, acaba etrafında bu muhabbete gelemeyen insanlar mı var ? Acaba kız bize göre bir ortamda kalmış zavallı mı ? Yoksa hepimiz mi zavallıyız ne ?

    YanıtlaSil
  2. Wiricanım ben de çok mutlu oldum cuma akşamından..(paylaşmadığımız hiç bişey kalmadı di mi yavlu:) Uyumsuzum çok şey kaçırdın bebeyim..sori

    YanıtlaSil