19 Mayıs 2010 Çarşamba

hatırlama seansı

bugünün çok büyük bir kısmını evde ve bilgisayar başında geçirdim. canım dışarı çıkmak istemedi, uzun zamandır ilk kez kitap okumak cazip gelmedi, kimseyle konuşasım olmadı, tv ise zaten çok meraklısı olduğum bir şey olmadığı için aklıma dahi gelmedi. bir süredir dolap - raf - çekmece şeytan üçlüsündeki fazlalıkları elden geçirip atılacaklardan kurtulmayı planlıyordum, daha ilk kutuda kayboldum gittim. yapı olarak geçmişe çok meraklıyımdır. daha doğrusu, meraklıydım... neler neler saklamışım, konser & maç biletleri, arkadaşlarımla gittiğimiz yerlerde üzerine günün anlam ve önemi hakkında notlar düştüğümüz peçeteler, erkek arkadaşların doldurdukları kasetlerin içine yazdıkları notlar (evet evet eskiden kaset doldurmak diye bir şey vardı! hatırlayan bilir), kendi aldığım bazı günlükvari notlar ve ayırdığım bazı fotoğraflar derken bir kaç saatim geçti.

sonrasında - sanırım biraz da girdiğim havadan çıkmak istemediğim için - o dönemde en çok dinlediğim şarkılara takıldım bir süre, üstelik de bazılarını neredeyse o zamandan bu yana dinlememiştim (o zamanlar dediğim, daha çok 1994 - 1998 arası). fark ettim ki "90'lar" benim için şunlar demek :


chris cornell aşkım o zamandan bu zamana hala devam etse de, o dönemde walkman'imde (evet yahu walkman de vardı o zamanlar!) sıklıkla bunu dinler ve özellikle de no attention'da çok coşardım... akranlarım gibi o yaşlarda ben de dünyayla kavga halindeydim ve elbette blow up the outside world ve pretty noose da favorilerim arasındaydı, ancak hiçbiri no attention'ın gönlümdeki yerini alamadı.

genelde dinlediğim müzik türünün birazcık dışına da düşseler, o zaman da - aynen şimdi olduğu gibi - ben bir the cranberries hayranıyım ve o dönemde önce kaset sonra cd olarak sıklıkla dinlediğim no need to argue albümü hala favorilerim arasındadır... içimdeki tüm kırılganlık kendini dolores'in sesinde buluyor sanırsam... albümdeki en en en favorim ise (aralarından seçmek çok zor çünkü benim için!) disappointment'tır ve diğer tüm şarkıları da aynı sırada ikincidir :)

hem çok sevdiğim hem de çok tembel olduğum için (sık sık walkman / cdman içeriğini değiştirmezdim anlayacağınız) okula geliş gidişlerimde çok dinlerdim bu iki albümü. metro seyahatlerimin vazgeçilmez eşlikçisi, hüzün bunalımlarımın ve hayalkırıklığı molalarımın pek anlayışlı destekçisi, melankolik ve hatta deli anlarımın (ki ben o yaşlarda zaten ya maniktim ya depresif) her türlü yandaşı bu güzel albümlerimi sonra attım bir kenara gittiler... ta ki bugün tekrar aklıma gelene ve beni tam da o günlere geri götürene kadar...

vaaay be dedim kendi kendime! aklım hala orada kaldı ama şimdi de, iyi mi?!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder