
Geçen haftadan bu yana ben de marazi bir merakla takip ediyorum İzlanda civarlarından dünyaya yayılan camlı külleri.
Bir yere gitmek, bir yerden gelmek, birilerini beklemek gibi bir niyetim olmadığı için kişisel olarak – henüz – hiç etkilenmedim ama volkanın adından tutun (hala tek seferde telaffuz edip rahatlıkla cümle içinde kullanamıyorum orası ayrı!) bunun dünyayı daha nasıl etkileyeceğine kadar (deprem vs duyuruları yapan felaket tellalleri var her bir köşede malum) morbid bir ilgiyle takıldım oralarda olana bitene (ve evet burada da biliyorum ki “morbid” kelimesi güzel dilimize ait değil ama seviyorum, kullandım).
İlgimin en büyük nedenlerinden biri de bunun – tüm doğa olayları gibi – bizden (insanoğlundan) bağımsız, bize (insanoğluna) kayıtsız, bizi (insanoğlunu) kesinlikle kaale almayan bir olay olması.
Hani sen kendini paralıyorsun, geceli gündüzlü çalışıyorsun, evini – sağlığını – kişiliğini – paranı – pulunu feda ediyor ve belki de bir toplantı / sunum / kontrat için yıllarının birikimini yerlere seriyorsun. Bu arada kimleri kırıyorsun, nelerden vazgeçiyorsun, ne streslere göğüs gerip ne krizlere giriyorsun... Sonra, hoooop adını dahi ezberinde tutamadığın ve varlığından dahi haberdar olmadığın bir volkan patlıyor, onca gününü geceni gömdüğün işi sadece bu nedenle binemediğin bir uçak sebebiyle kaçırıveriyorsun.
Ki bu aslında ufak ve – diğer olası felaketlere kıyasla – görece etkisiz bir afet. Deprem gibi sel gibi daha nicelerini gördük, neler yaşadık, neler kaybettik. Ama yine de – en azından ben şahsen – hala başıma gelen ya da gelmeyen olayların dünyadaki en büyük en fena en önemli şeyler oldukları aldatmacasında kendi kendime rezil ediyorum günümü gecemi. Yarın öbür gün başıma bir uçağın düşmeyeceğinin dahi bir garantisi yok üstelik!
Fazla önemsiyoruz kendimizi ve hayatlarımızı.
Halbuki Eyyafyallayöküll’ün umurunda dahi değiliz. Asla da olmayacağız. Ama biz göçüp gittikten sonra o hala püskürte püskürte kalacak buralarda.
Sözün özü :
Bilica penaltı noktasını eşelemiş, Bobo penaltı kaçırmış, hakem diğer penaltıyı vermemiş, o sarı kart almış bu kırmızı... Ben Eyyafyallayöküll olsam gözlerimi süze süze bir bakar ağzımın kenarından dumanımı ince ince üfler küllerimi de üzerinize üzerinize silkerim.
Neyse ki Eyyafyallayöküll ben değilim.
BlockNOT-1 : Evet, copy-paste yaparak yazıyorum : Eyyafyallayöküll – Eyyafyallayöküll – Eyyafyallayöküll
BlockNOT-2 : Dün Etiler’deydim. Bunca yıldır İstanbul’da yaşarım, Etiler gibi yer görmedim – ayrı bir dünya orası!
BlockNOT-3 : Sanırım artık yer kalmamıştır ama... Hatırlatmakta fayda var, Hakan Günday’ın Malafa’sı Mayıs’ın son 3 günü Salon İKSV’de – ben biletimi haftalar önce aldım, bir deneyin şansınızı derim.
Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.
eEeEe ne derler bilirsin, Tarabya'da uşaklar, Etiler'de yumuşaklar... Öhmm. Ne diyoduk, hee, Elyafyalatopyekün püskürdü... Copy paste yapmayınca yazılmıyor bu öfkeli dağ da yahu :/
YanıtlaSil