18 Nisan 2010 Pazar

jet city'de eyyafyallayöküll külleri...

ne zamandır ağzımın tadıyla oturup da şöyle uzun uzun bir blog yazabilmiş değilim. hevesimi mi aldım, önceliği başka yer ve şeylere mi verdim, artık iki cümle üst üste anlamlı kelimeler yan yana mı getiremiyorum ne, ben de pek emin değilim.

tek bildiğim var, son derece bezgin ve yorgun olduğum. işe gidip geliyorum, çalışıyorum, bir şeyler ortaya koymak istiyorum ama hem piyasamızın keyfi hem de organizasyona yönelik hevesim o kadar kaçık ki, her yaptığım yarım kalıyor, hepsi gözümde büyüyor ve nihayetinde dosyanın tekinin içinde tozlanmaya başlıyor. bundan aslında benim iş yapmadığım sanılmasın, aslına bakılırsa "ortalama" bir bordrolu çalışanın çıkartacağı işin daha fazlasını çıkarttığım bir gerçek. sadece benim standartlarımda, son 10 yıl içerisinde ortaya koyduklarıma kıyasla, son derece düşük bir verimle çalışıyor ve bundan sadece yarım ağız şikayet edip gene bildiğimi okumaya devam ediyorum. kıştan bunaldım dedim, bahar geldi gene farklı hiç bir şey yok.

özel hayata gelince, özel bir halt kalmadı o cenahta da... işten eve dönüp elime bir kitap alıp kıvrılıyorum yatağa. erkenden uyuyorum. hafta içi nadiren bu döngünün dışına taşıp bir şeyler yapıyorum, o da ya kitap kulübü toplantısı oluyor ayda bir, ya da anne & kardeşle dışarıda biraz takılmak, yemek yemek ya da banka işleri peşinde koşturmak. bu kadar! bu kadar! bu mudur benim yaptığım yapacağım? tokatlayasım var kendimi ama halim yok - o derece... oysa ne güzel işlere kalkışmış, ne kadar beni heveslendiren projeleri kafamda iştahla kurmuştum. sonrasında - arada ne oldu farkına bile varamadan - sürüklendim gittim kendi kabuğumun ta içine. birileri emrivaki yapmadan ya da çok kıymet verdiğim ve "hayır" diyemeyeceğim birilerinden teklif almadan hiçbir şey yapmaz oldum. üstelik biraz sürüklendikten sonra sanki dönüşü olmayan bir noktayı geçmişcesine o kişileri aramaz sormaz da oldum. sadece beni arayanlarla konuşur, beni görmeye gelenlerle görüşür oldum. hep hayırsızdım, huyumun bir parçası, asla gönlümden uzaklaştırmamakla birlikte çok sık kapanır giderdim içime ve arayıp sormazdım ama artık beni dahi rahatsız eder bir hale geldi bu davranışlarım. üstüne gidip kırayım geçeyim dedikçe daha da fena sarınıp sarmalanıyorum bu atalet battaniyesine.

kimsenin sitemine tahammülüm yok. önce benim hayatımı yaşasın insanlar iki hafta için, iki ucunu bir araya getirmeye çalışsın, sonra bana hayırsız desin. aslında arada kaynayanlar, benden ilgi bekleyip göremeyenler, artık kendilerini sevmediğimi ya da farklı alanlara yelken açtığımı düşünenler için gerçekten üzgünüm. ama özür dilemeye niyetim yok. mutlu olmadığım sürece kimselere yalancılık yapmamaya, bu arada da kimselere derdimi anlatmamaya niyetliyim.
nihayetinde... derdim yok anasını satayım. benim derdim kendimle ve biraz da hayatın kendisiyle. size ne anlatayım şimdi oturup?

uzun lafın kısası, jet city çok tatsız bu aralar... çok!

4 yorum:

  1. jetcity adı üstünde jet gibin yaşıyor, acısı da hızlı geçer tatlısı da.

    Tatsızlığa selam yola devam aplası mucuk, geliyor bak Flatley az kaldı :)

    YanıtlaSil
  2. Ama bak güzel günler de geliyor. Bence üstündeki upuzun kışın buhranlığı ve işlerin yığılması. Şimdi bahar kendini hissettirecek, FB şampiyon olacak falan derken bir bakmışsın doğum günün gelmiş. Ee bu da 40 gün 40 gece kutlamaları demek zaten :)

    Güzel günler geliyor şekerüm, kül de yağsa taş da kafamıza, biz aynı modda devam :)

    YanıtlaSil
  3. Evet ya...karamsarlık yok..
    kendimizi yukarı çekmek biraz da kendi çabamızla olmalı ve tabii ki yakın civardaki pisiklerin, uyumsuz gıcıkların ve diğer dostların desteğini de hep yanında bil yavlum:) Gülen yüzler, gülen gözler ve 13.kabile öptüm seni.

    YanıtlaSil
  4. kalamadım yahu bunalımda falan - adını bile telaffız edemiyorum daha, böyle bunalımdan ne anladım ben?!

    eheh..

    bir geliyor bir gidiyor, gelgit kılıklı bir tip oldum :)

    YanıtlaSil