her zamanki yoğun trafik nedeniyle otobüse ya da taksiye binmeyip kulağımda rock fm omzumda güneş yanığı ve gözümde eflatun gözlüklerimle birlikte ortaköy'den beşiktaş iskeleye doğru o çok sevdiğim yolu yürüdüğüm 20 dakika kadar süre içerisinde neden bir süredir bloga birşey yazma isteğimin olmamasından tutun da hayatımda son dönemde yaşadığım ve memnun olmadığım tüm olaylar hakkında kimi suçlayabileceğime kadar her türlü konunun üzerinde "uzun uzun" düşündüm. geçtiğimiz haftalar boyunca kendimi düşünmemeye vermiş olmamdan olsa gerek, bu 20 dakikalık uzun düşünme kürü beşiktaş - kadıköy arasındaki vapur yolculuğuna da sarktı ve eve gelip kendimi tekrar düşünmemeye programlayarak coupling'e vurana kadar epeyce bir beyin hücremi ateşledi.
bir süredir, hem işte hem de hayatımın diğer kısımlarında oldukça zorlandığım bir dönem geçirmekteyim. bu nedenle de "herşey çözülecek, herşey iyi olacak, sen önündeki güne odaklan ve ötesini düşünme, hepsi çözülecek, bak bu da geçti diğerleri de geçecek" ve benzeri düşünceler haricinde her türlü düşünce ve analize beynimi kapatmış olduğum için azıcık ağır geldi aslında ortaköy'le evim arasında geçen yaklaşık 1 saatlik yolculuk. sıyrılamadım da henüz tam olarak - iskambilden olumlu düşünce şatom yıkılmamış olsa da azıcık sarsıntı geçirdi. ama daha tam tamına 19 saat var iş başı yaparak yel değirmenleriyle savaşı tekrar başlatmama - o nedenle de "mış gibi" yapmaya devam edebiliyorum erteleme telaşlarında...
-I-
mayıs ayına ait kitabımızdan aklımda kalan bir cümleyi tekrarlamak hoşuma gidiyor bu aralar: "eve dönmek için önce evden gitmek gerek, hem de sağlamca gitmek gerek, yoksa dönecek ev olmaz". (Kitab-ı Duvduvani, Y.Hakan Erdem, Kanat Yayınları 2004, sayfa 141)
cümlenin bana hissettirdikleri ve istettirdikleri (!) üzerine burada uzun uzadıya yazacak çizecek değilim zira oldukça bariz. ve benim de pek o kadar derinlerimi ortalığa sermeye niyetim yok. ama şu kadarını rahatlıkla söyleyebilirim ki, gemileri yakmayı ve köprüleri yıkmayı göze alana dek böyle debelenip durmaya mahkum ortalıkta dolanıp duracağım, bir gün iyi bir gün kötü bir gün mutsuz bir gün nötr takılacağım sanırım. eve dönemeyeceğim bir türlü. asla gitmedim çünkü.
-II-
canımıniçi JoA da anlatmıştı geçtiğimiz hafta bir mini toplaşma yaptık kendisiyle "ölümüne pizza" parolasıyla... pizza yedik, ölümden dahi bahsettik, ama hala hayattayız işte. zaten çatlayacak kadar pizza da yiyemedik, tıkandık kaldık, midemiz sadece doldu, patlamadı. demek ki herşey dilimizde midir nedir..? bilmiyorum, bilemiyorum, sokrat'ı anlıyorum, bilmediğimi bildiğimden ötürü huzur muzur da hissetmiyorum.
-III-
kutlu doğum haftası başlıyor yarın sabah itibariyle, şenlikli kutlamalar yapmak adetimiz olmadığı için gene sessiz ve sakin karşılıyorum dünya tarihime büyük etki etmiş bu önemli günün yaklaşmasını (2 yıl önce 30'u doldurduğumda hayatımın 3.kutlama deneyimini güzel insanlar sayesinde tatmış ve de hatta doymuştum her türlü kutlamaya - bu vesileyle hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim). bunu buraya neden yazdığımdan dahi emin değilim ama herkese bir tavsiyede bulunmak istiyorum : arkadaş grubunuz birbirine benzer ve ortak noktaları bulunan kişilerden oluşmazsa eğer, kalabalıklarınızdan hiç keyif almıyorsunuz - benden söylemesi.
-IV-
(fazla hassas kişilere rahatsızlık verecek bu maddeyi keyfinizce atlayabilirsiniz)
cem mumcu'nun binbir insan masalları serisinden belki de en morbid kitabı üçüncü sayfa güzeli'nden bir mini hikayeden bahsettim dün pek sevgili pisikopati'ye, ve de benim atlamış olduğum bir ironik anlam daha çıkarttı hikayeden. onu da buraya alayım istedim, hem okuduğum tüm kısa hikayeler arasındaki en başarılı kısa hikayeler arasında başı çekiyor olması nedeniyle hem de son dönemdeki her türlü cinnet cinayet ar namus vs tartışmalarında bize ışık tutacak, memleketim insanının büyük çoğunluğunun kafasından geçenin ve içine sinenin bir fotoğrafı olması açısından :
"onu vurdum hakim bey, çünkü orospu olduğunu anladım. sen adamın karısının orospu olması ne demek bilir misin, hakim bey?
pişman değilim, namusumu temizledim. nerden mi anladım? ben dölümü boşaltırken çığlık attı hakim bey. orospu olmasa zevklenir çığlık atar mıydı hakim bey?"
(Binbir İnsan Masalları-1 "Üçüncü Sayfa Güzeli" 32.masal, Cem Mumcu, Okuyan Us Yayın 2001, sayfa 75)
(kişisel not : bu çok tedirgin edici ve irkilten hikaye etkileyici olsa da, benim kişisel masalım serinin 5.kitabı "hayat gerçeğe perde"de yer alan 126.masal, azürde'dir... sanırım yakın zamanda onu da bir şekilde üşenmeyerek buraya almalıyım)
-V-
daha yazacak çok şey olmasına rağmen, saatin 1:30 olması ve de benim daha yapacak bir ton işimin kendi kendine hallolmaması nedeniyle gidiyorum... kalan durumu şu aşağıdaki özetleyiversin, belki benden daha başarılı olur!!
so... understand
don't waste your time always searching for those wasted years
face up... make your stand
and realize you're living in your golden years
onu bunu bilmem, kutlarım ben doğum gününü :)
YanıtlaSilbayılıyorum bu kutlu doğum haftasına ya gerçekten 7 gün 7 gece doğumgünü kutlanan şımarığın tekiyim ben sayenizde :))
YanıtlaSilteşekkür eder, bir güzel öperim!