22 Şubat 2009 Pazar

Cesur Yeni Hafta*


Haftalardır yaşadığım sinirsel buhranın iki kar tanesiyle dağılacağını söyleselerdi dünyada inanmazdım! Sabah ayaklarımı sürüyerek yataktan kendimi binbir telkinle kaldırmamın ardından homurdanarak yarım fincan kahve ile bir sigarayı tüttürmüş saçlarımı at kuyruğu bağlayıp sıkıca giyinmiş ve ıslak sevimsiz caddeyi geçip kendimi servise atarak kitabımı açmıştım halbuki son haftalarda en çok yaptığım gibi (burada ilginç bir ironi var - haftasonları en geç 7de uyanıyorum sabahları... ama hafta içi günlerinde mümkün değil bu!)... kitaba dalmış yolun yarısını devirmiş bir haldeyken kafamı kitaptan yeni kahküllerimi savurmak için kaldırmışken kar yağışıyla göz göze geldik... ve sevindim. ferahladım birden...


halbuki manyak mısın kızım, bu haftanın tamamına - hele ki hafta ortasından sonrasına - kar yağışı bolca var diyor meteorologlar (yazması söylemesinden zor!!) ve sen perşembe - pazar arası heeeeeeeeeeeer gün beylikdüzü'ne gidip geleceksin teee kadıköy'den. sevinme, endişelen o yollar ne olacak acaba diye! ama neredeeeeeeee :-)


kafamda bugünün işlerini toparlayarak vardım nihayet buralara, kendime bir koca bardak neskafe yaptım (geleneksel kahve** kesmez şimdi mini mini boyutlarıyla), aldım bir sigara, giyindim gene sıkı sıkı, çıktım kapının önüne... içtim sigaramı kahvemle, beyaz beyaz saçlarıma ellerime üstüme yağdı kar, buz kesti ellerim (ki hala buz gibi, zira ben eldiven kullanmaktan nefret ediyorum) ama ben sevindim.


geldim yazdım, şimdi de işe gömülmeye gidiyorum - çok iş var ve bir şekilde hallolacak. bu hafta da sağ salim bitecek ve ben haftaya gene geleceğim buraya gülücüklerimle.


şimdilik, kayıt sonu....!




*Aldous Huxley'in "Brave New World"ü, kulakların çınlasın... Tabii sadece başlıksal olarak :-)

** kendi kahvemize "türk kahvesi" dememiz - bunu Türkiye'de dememiz - beni delirtiyor yahu... kahve dediğin bizim kahvemizdir diyesim var her fırsatta

21 Şubat 2009 Cumartesi

Kalbimden uzakta çok uzakta bir kurt öldü...

uludum uzun uzun, yandı canım.

yalnız kalmaya, kimsesiz olmaya bu denli meraklı oluşumun nedenlerini bulmaya çalışırken közün içinde kalan tek bir kor kaldığını bilememişim. hazır değilken elimi atmışım kalıntıların arasına, o tek bir tane koru yakalamış ellerim. sıkmışım avucumda sonsuza kadar kendimi yaralayacağımı düşünemeden. halbuki bıraksaymışım olduğu gibi, dokunmasaymışım, geçip gitseymişim yanıma kar kalacakmış gönül rahatlığı.

şimdi geç kaldım o sapak da kaçtı. köprüden geçmekten ve gişede geçmişle hesaplaşmaktan başka çare kalmadı. yapacak birşey yok...

imkansızlıklara tutkunluğumun sebeplerini artık bulmam lazım. fark ettim ki ben bunu çözmeden tek bir adım atamayacağım ileriye doğru.

aşk meşk değil, iş değil, aile desen hiç değil.

kendimle ilgili problemlerimi çözmem ve bırakıp gitmem lazım.

barışmalıyım. madem sırtımı döndüm beni besleyen acıya, kendime bir amaç bulmalıyım.

o sevdiği yalnızlığına gömmeliyim gönlümü. buğu banyosu yapmalıyım.

sonra gelirim.



*Başlık, Lale Müldür'ün "Buğu Banyosu" şiirindendir.
Görsel : Rob Gonsalves - White Blanket

15 Şubat 2009 Pazar

time out


kırmızı kabloyu kesmeyecektin be hocam...!

eleştiri kaldıramıyorsanız eleştiri yapmayın
beni biraz tanıyorsanız bana surat asarak beni terbiye edemeyeceğinizi artık anlayın
biraz düşünüp söyleneni anlayın sonra karşılık verin
o karşılık "ama sen de... bilmemne bilmemne" olmasın
herşeyin her zaman bizim istediğimiz gibi olamayacağını artık bir zahmet kabul edin
öfkeli olduğum zaman beni zorla konuşturmayın
nefret yeteneğim zayıf olsa bile şansınızı zorlamayın
tatsızlıkları uzatmayın
kim olduğumu dikkate alın ve verebileceğimden fazlasını benden istemeyin

son iki yıl içerisinde geçirdiğim değişikliği ve dönüştüğüm şu insanı artık bir görün.
beni eski benle ölçmeyin, ondan beklediklerinizi benden beklemeyin.
onun istemediği ama artık benim ihtiyacım olan şeylere saygı duyun.
yaşımı, duruşumu, göze aldıklarımı, gözden çıkarttıklarımı ve dahi gözden çıkartabileceklerimi bir anlayın.
hepimizin topun ağzında olduğumuzu fark edin.

her gün bir adım daha atmak için ne kadar mücadele ettiğimi ve suratıma yapıştırdığım gülümseme kadar sahici olan bir cinnetin içimde filizlenmekte olduğunu ve izin vermem durumunda hiçbirinizin fırtınamın şiddeti karşısında dik duramayacağınızı aklınıza getirin.

benim cinnetimin kurbanı benden başkası olmaz da...

ben iyi değilsem kimseye faydam yok.
ben iyi değilsem kimseye faydam yok.
ben iyi değilsem kimseye faydam yok.
ben iyi değilsem kimseye faydam yok.
ben iyi değilsem kimseye faydam yok.

çabaladığımı görün.
susun.

3 haftasonu, 3 plan

1 - starwars filmlerinin tamamı kiralanacak, cuma akşamından eve kapanılacak pazar akşamına kadar çıkılmayacak şekilde türlü alışveriş yapılacak, mis marka börekler eşliğinde (evet bunu kim yapacak belli...) ve cumartesi akşamını süsleyecek bolonez soslu makarna & şarapla birlikte (hıhım bunu da kim yapacak belli...) tembel mi tembel miskin mi miskin rahat mı rahat bir haftasonu tatili yapılacak.

2 - sabahın erken saatinde kadıköy'den karaköy'e geçilecek, namlı gurme'de deli bir kahvaltı ile tıkabasa doyulacak, oradan tünel ve derken boydan boya istiklal caddesi kitapçıları & antikacıları gezilecek, yemek için adını bir türlü hatırlamadığım ama odakule'ye yakın olan minimini teras katındaki o şahane kafeye gidilecek ve lorlu patlıcanlı güveç yenecek, galataya inilerek biralar hüpletilecek ve tekrar karaköy'den vapur yoluyla eve gece dönülecek.

3 - piknik sepeti hazırlandıktan sonra battaniyeler kapılacak - havaların da düzelmesiyle birlikte - caddebostan sahilde sabahtan akşama yayılıp dergiler kitaplar gazeteler okunarak ve yeme - içme faaliyetlerine doyularak yatılacak ve sonrasında fenerbahçe'ye kadar yürünecek, trueblue'da denize nazır içkiler yuvarlanacak, iyice uyku gelince eve gidilecek.

okuyalım -3-


"you can do nothing about your condition, and you'll only make yourself feel worse. live in the present, remember the past, and fear not the future, for it doesn't exist and never shall. there is only now."
- christopher paolini / eldest -



görsel : aesha kennedy - past present future

no subject

"where have all the feelings gone?
why is the deadliest sin - to love as i loved you?
now unblessed, homesick in time,
soon to be freed from care, from human pain.
my tale is the most bitter truth:
time pays us but with earth & dust, and a dark, silent grave.
remember, my child:
without innocence the cross is only iron,

hope is only an illusion
and ocean soul's nothing but a name...

the child bless thee & keep thee forever"


demiş nightwish.