17 Mart 2010 Çarşamba

Felsefe Tarihi

En kısa tanımıyla FELSEFE, bilginin ve insan eyleminin kaynağını ve ilkelerini inceleyen düşünceler bütünüdür. Yunanca “philosophia” (“philos” = sevgi, “sophia” = bilgelik) sözcüğünden dilimize “felsefe” olarak geçen “bilgiyi sevmek”, tarih boyunca bilgi hakkında kesin tartışmalar ile şekillenmiştir.

İlkçağ’dan günümüze kadar ve gelecekte de felsefe, insan aklının ve zekasının, çağlar boyunca hiç eskimeyen ve eskimeyecek olan düşünce ve buluşlarını daima yenileyerek, ve bilim hayatının gelişmesine de paralel olarak, evren içinde insanın yeri ve hayatın anlamı üzerine düşünmeye devam edecektir.

Geçmişteki felsefeleri bilmeden bugünün ve geleceğin felsefesini anlamak mümkün değildir.


Ocak:

Felsefenin ne zaman başladığı konusunda felsefeciler ve tarihçilerin fikir birliğine vardıkları tarih, M.Ö. 6. yüzyıldır.

Çin’de KONFÜÇYÜS ve LAO TSE, Hindistan’da UPANİŞAD’lar ve BUDA, Pers’te ZERDÜŞT, Filistin’de ESKİ AHİT PEYGAMBERLERİ ve Yunanistan’da HOMEROS, TRAJEDİ YAZARLARI ve FİLOZOFLARIN yaşadığı M.Ö. 800-200 döneminin düşünsel ortamı sayesinde felsefe şekillenmiştir.*

Felsefenin gerçek kurucusu olarak bazı kaynaklar Eflatun’u gösterse de, tarih içerisinde “bilge” olarak tanımlanan ilk düşünür, Miletoslu Thales’tir. Yeni bir düşünme tarzını ortaya koyan Thales, bilim ve büyüyü ayırmış ve öncelikle Tanrı’yı düşünmeksizin dünya hakkında sorular sormaya cesaret etmiştir.

“Belki de başlangıçta her şey SU’dan ibaretti…” - Thales

* Karl Jaspers (1883 – 1969), Alman filozof ve psikiyatrist. Varoluşçu akımın teorisyenlerindendir.


Şubat:

M.Ö.7. yüzyılın sonunda başlayıp, M.S.2. yüzyıla dek süren dönemin felsefesine İLKÇAĞ FELSEFESİ denmektedir. Bu çağın felsefesinin en önemli özelliği, mitolojiden ya da çoktanrılı dinden kopuş ve doğal olayların yine doğal nedenlerle açıklanması gerektiği inancının ortaya çıkmış olmasıdır.

“Sokrates öncesi felsefe” olarak tanımlanan, dönemin başlangıcındaki ilkçağ filozofları, Thales, Anaksimenes, Pisagor, Herakleitos, Anaksagoras, Demokritos doğa bilimleri üzerine önemli çalışmalar yaparak, doğa felsefesi ile ön plana çıkmışlardır.

Tamamına yakını İyonyalı olan bu filozofların çoğu, evrenin temelindeki uyumun gözlem ve deneyle anlaşılabileceği kanısındaydılar ki bu, bugün de bilime egemen olan yöntemdir.

Dönemin sonlarına doğru, Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi filozoflar pratik felsefeye ağırlık verseler de, ilkçağ felsefesinde bilimle felsefe hep bir arada olmuştur.

“ Aynı nehirde iki adım atamazsınız” - Heraklit


Mart:

Tanrı ve Bilim ayrılmaya başladıkça farklı sorgulamalar başlamış ve Sokrates ile birlikte ahlak, doğruluk, gerçek ve iyi olanın keşfine yönelik düşünceler yoğunlaşmıştır.

Sokrates’in diyalektiğinin amacı yanlış düşünceleri ortaya çıkarma ve insanoğlunun kendi doğasının bilgisine ilerlemesini sağlamaktır. Onun takipçisi Platon’un Akademi’si ve Platon’un öğrencisi Aristoteles’in Lyceum’u ile yüksekokulların ilk örnekleri ortaya çıkarak insanların akıl ışığında kendi başlarına düşünebilmek için zihinlerini eğitmeleri sistemleştirilmiştir.

Aristoteles’in okulunda gelişen ve biriken zengin bilgi kadrosu, her bilgi kolu üzerinde bağımsız çalışmalar başlatmış ve bunun sonucunda her şeyi kapsayan bir sistem yerine, aralarında ayrımları belirginleşmiş bilimler (doğal bilimler, fizik, politika) ortaya çıkmıştır. Felsefe ise kendini bu bağlantıdan ayırarak, dünya ve hayat görüşleriyle ilgili sorularla uğraşma yoluna gitmiştir.

“Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez” - Sokrates


Nisan:

Yunan kent devletlerinin M.Ö.3. yüzyıl itibariyle önce gerilemesi ve sonra da tarih sayfasından çekilmesi ile birlikte başlayan dönemin felsefesi HELENİSTİK DÖNEM FELSEFESİ adıyla anılmaktadır.

Bu dönemde, felsefe okulları sayıca çoğalmış ve her bir okul öncelikle “mutluluğa nasıl erişileceği” konusu ile ilgilenmiştir. Çeşitli okullar arasında, Stoacılar düşmanlığa son vermek için ruh sağlamlığına güvenmiş, Epikürcüler dostluk ve düşünce zevklerine öncelik tanımış, Septikler ise her şeyden kuşkulanma duygusuna sığınmıştır.

Dönemin sonlarına doğru, Poseidoinos Panaetios ve Antiokhos, Stoa felsefesini Platon ve Aristotelesçi öğretilerle birleştirmeye çalışmıştır.

“Felsefe, insanları bilgisizlik ve boş inançlardan özgür kıldığı için önemlidir”. - Epikürüs


Mayıs:

Helenistik dönem felsefesinin en önemli özelliği, konularını mantık, fizik ve etik şeklinde düzenlemiş olmasıdır.

Bireyin iyi bir yaşam sürdüğü kent devletinin yıkılması ve kent devletinin yerini alan imparatorlukla birlikte, bilinen dünyanın sınırlarının genişlemesi ve bireylerin kaçınılmaz bir biçimde dünyaya, topluma ve kendilerine yabancılaşarak yalnız ve başıboş kalması nedeniyle, bu dönemde ön plana çıkan felsefi disiplin, etik olmuştur.

Bu dönemde, felsefenin herkesçe kabul görmüş amacı, insanı mutlu bir yaşama ulaştırmak, bireye güven ve bilgelik kazandırarak, onun yaşadığı yabancılaşma ve yolunu kaybetmişlik duygusunu aşmasını sağlamaktır.

“Her şeyin ölçüsü insandır”. - Protagoras


Haziran:

M.S.2. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar süren ve klasik çağ ile modern çağ arasında kalan dönemdeki felsefe dönemi ORTAÇAĞ FELSEFESİ* olarak tanımlanmıştır.

Kilisenin yüzyıllar boyu düşünce tarihini egemenliğine alması üzerine bu dönemdeki filozofların tamamına yakını Tanrı ve insan sorunuyla uğraşan din adamları ve din bilginleri olmuş ve bu dönem kendi içinde dört ayrı geleneği içermiştir: Hıristiyan felsefesi, İslam felsefesi, Yahudi felsefesi ve Bizans felsefesi.

Her geleneğin ortak felsefi temelinin Antik Yunan felsefesi olmasından ve de her birinin vahye dayalı tek tanrılı dinlerin hakim olduğu kültürlerin parçası olmasından ötürü, temel farklılıklarına rağmen, Ortaçağ felsefesi bir bütün meydana getirmiştir. Teoloji ve felsefe arasındaki ilişkinin en kuvvetli olduğu dönem Ortaçağ’dır.

“Bir bilge kişinin tek kaygısı bilgeliğini güçlendirecek fırsatlar bulmaktır”. - Boethius

* Kilisenin egemenliğinde uzun süre etkili olan ve KARANLIK ÇAĞLAR olarak adlandırılan dönem bu takvim içerisinde ele alınmamaktadır.



Temmuz:

Avrupa’da 15. ve 16. yüzyılda yaşanan Rönesans hareketinin düşüncesine ve bu dönemin felsefe anlayışına RÖNESANS FELSEFESİ adı verilmiştir.

Bu döneme damgasını vuran akım hümanizm olmuş ve Rönesans felsefesi insanüstü ya da doğal olana karşı insani boyutu ön plana çıkartmıştır. Bu dönemin felsefesi, geçmiş felsefelerin metafizikle doğa bilimlerini insansızlaştıran yaklaşımına karşı tavır almış, “zorunlu doğru” düşüncesini ortadan kaldırarak, doğruluğu insan düşüncesinin bilgilenme sürecindeki başarısına işaret eden bir değer haline getirmiştir.

Rönesans felsefesinde teori ve pratik arasındaki mutlak antitez yok olup giderken, doğruluk ve yanlışlık mutlak olmayıp, bilginin sonu gelmeyen ilerlemesine bağlı ve göreli olan değerler olarak anlaşılmıştır.

“Bilgi güçtür.” - Francis Bacon


Ağustos:

Rönesans’ta öne çıkan kuşkunun yerine akıl merkezli bir akım olan 17.YÜZYIL FELSEFESİ, kesin ve güvenilir bilgi türü olarak matematiği seçmiştir.

Bu dönemde felsefeye rasyonalizm hakim olmuş ve doğa ölçülebilir cinsten bir şey olarak kabul edilmiştir. Fizikten bütünüyle kopuş söz konusu olmamış, fiziğin bilgisine matematik yöntem uygulanmıştır; zira güvenilir ve kesin bilginin mükemmel örneği olarak matematik kabul edilmiştir.

Kopernik ile Galilei'nin dünyanın dönüşü üzerine kuramları geleneksel düşünceleri altüst etmiş ve bunun sonrasında bilimsel ilerleme, felsefi düşünceyle birlikte gitmiştir. 17. yüzyılın bütün büyük filozofları, aynı zamanda bilgindir. Onları ilgilendiren, bilim üzerine düşünmek ve bilimin nasıl mümkün olacağını göstermek olmuştur. Bu anlayış, özellikle Descartes'da, Spinoza'da ve Leibniz'de belirgindir.

“Düşünüyorum, öyleyse varım”. - Descartes


Eylül:

AYDINLANMA FELSEFESİ olarak da bilinen 18. YÜZYIL FELSEFESİ, Avrupa’da 17. yüzyılın ikinci yarısıyla, 19. yüzyılın ilk çeyreğini kapsamış ve temsilcileri aklı insan yaşamındaki mutlak yol gösterici yaparak insan zihniyle bireyin bilincini “bilginin ışığıyla” aydınlatmıştır.

Aydınlanma hareketi içinde yer alan düşünürler, düşünce ve ifade özgürlüğü, dini eleştiri, akıl ve bilimin değerine duyulan inanç, sosyal ilerlemeyle bireyciliğe önem verme başta olmak üzere, bir dizi ilerici fikrin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Bu yüzyılda ilk kez yayınlanan alfabetik ansiklopedilerin aydınlanma dönemine katkısı büyüktür. Söz konusu temel ve laik fikirlerin modern toplumların ortaya çıkışında büyük bir rolü olmuştur.

18. yüzyılda bir yandan doğa bilgini Lamarck’ın çalışmalarıyla doğal bilimler gelişirken, bir yandan da Voltaire, Montesquieu ve J.J. Rousseau gibi filozoflar da toplumsal ve siyasal fenomenlere yönelerek insan bilimlerinin doğuşunu hızlandırmışlardır. İngiltere'de David Hume, deneyin bilginin kökeni olduğunu öne sürerken, 18. yüzyıl sonunda Emmanuel Kant’ın eleştirisel idealizm kuramıyla AYDINLIK ÇAĞ FELSEFESİ doruğa ulaşmıştır.

“Gerçek ussaldır, ussal olan da gerçektir”. - Hegel


Ekim:

18. yüzyılda aydınlanma sadece dine ve geleneğe değil, siyasi otoriteye de başkaldırarak devletin gücünü azaltıp bireyin gücünü arttırmayı amaçlarken, 19.YÜZYIL FELSEFESİ’nin en tipik özelliği siyasi ideolojiler çağına ait olmasıdır. Bir önceki dönemde siyasette ve ekonomide liberalizmin yıldızı parlamış, ancak istenilen eşitlik ve güvenlik sağlanamamıştır. Buna tepki olarak 19. yüzyılda ortaya çıkan sosyalizmle birlikte, bu dönem liberalizm ile sosyalizmin çekiştiği bir ideolojiler çağı olmuştur.

19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemken, materyalizm de yeni bir derinlik kazanarak öne çıkmıştır. Bu dönemin genel hatlarıyla Almanya'da idealist felsefenin, Fransa'da sosyalist düşüncenin, İngiltere'de iktisat teorisinin gelişip güçlendiği zamanlar olarak belirtilmesi yanlış olmaz. Felsefede romantik düşünce, idealizm, materyalizm, realizm, rasyonalizm, tarihselcilik, pozitivizm bu yüzyılda kendini göstermiştir.

“İlke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak da ilerleme”. - Auguste Comte


Kasım:

Alman idealist hareketine tepki olan irrasyonalizm ve karamsarlık Arthur Schopenhauer ve Friedrich Nietzsche ile doruğa çıkmıştır.

Schopenhauer, dünyayı istenç ve tasarım olarak iki kategoriye ayırmış ve
bu iki kategoriden yola çıkarak, duyularımız aracılığıyla bildiğimiz dünyanın tamamen bir fenomen olduğu ve buna “tasarım” dendiği sonucuna varmıştır.

Günümüzde de farklı görüşlerdeki birçok insanı etkileyen Nietzsche ise felsefe alanında sistem kurulmasına karşı çıkarak, yaşamı yadsıyan 19. yüzyıl kültürünün insana gerçek bir ahlaki temel veremeyeceğini öne sürmüştür. Nietzsche’nin insan doğası üzerine radikal olarak farklı görüşleri, felsefe tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemden sonra birçok düşünür, ussal özne fikrini reddederek insan ve ahlak üzerine çok daha karmaşık ve psikolojik temelli görüşler benimsemiştir.

“Ahlak gibi, gerçek de görecelidir: olgu diye bir şey yoktur, yalnızca yorumlar vardır”. - Nietzsche


Aralık:

20. yüzyıl başlangıcı felsefesinde iki büyük akım ayırt edilebilir: özellikle bilimde görülen büyük değişimleri (Einstein kuramları) inceleyen birincisinin ileri gelen temsilcileri Edmund Husserl ve Gaston Bachelard'dır; daha çok insanla ve insan yaşamının anlamıyla ilgilenen ikinci akımın öncüsü ise Henri Bergson'dur.

İki dünya savaşıyla sarsılan 20. yüzyıl, psikanaliz araştırmalarına paralel olarak, insan üzerinde yeni bir düşünce biçiminin doğuşuna sahne olmuştur. Danimarkalı Kierkegaard'ın öncülüğünü yaptığı varoluşçuluk, Martin Heidegger ile Almanya'da ve Jean-Paul Sartre ile Fransa'da gelişmiştir ve “her insan, kendini kendi seçer, öz seçimleriyle, öz davranışlarıyla kendini yaratır” kuramıyla belirlenmiştir.

Bugün filozoflar artık, sistemler kurmaya çalışmıyorlar; düşüncelerin gelişiminde en çok etkisi olan kişiler, birer insan bilimleri disiplini olan psikanaliz ve etnoloji üzerinde çalışan insan bilimleri uzmanlarıdır.

“Varoluş özden öncedir”. - Sartre


Arka Kapak Sayfası:

Felsefe tarihi, felsefenin ne olduğunun tanımlanmasından, çeşitli felsefe öğretilerinin tarihsel yerlerinin ve öğretisel ayrımlarının belirlenmesine ve bu öğretilerin felsefenin alt bölümleri açısından değerlendirilip ortaya konulmasına kadar çok yönlü ve çok boyutlu bir içeriğe sahiptir. Felsefe tarihi bu anlamda sadece mevcut felsefelerin ansiklopedik bir araya getirilmesi meselesi değildir; felsefenin ne olduğunun tanımlanmasından, neyin felsefe-içi neyin felsefe-dışı sayılacağına değin bir dizi kuramsal/felsefi sorunla yüz yüzedir.

Bu anlamda, felsefenin bir altbölümü olarak Felsefe Tarihi, hem felsefi çalışmanın başlangıcı hem de en önemli alanıdır.

(http://tr.wikipedia.org/wiki/Felsefe_tarihi)

KAYNAKLAR:
1 – www.felsefetarihi.net
2 – www.felsefe.gen.tr
3 - FELSEFE TARİHİ (Prof. Macit GÖKBERK)
4 - YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN FELSEFE (Richard OSBORNE)

4 yorum:

  1. " Kilisenin egemenliğinde uzun süre etkili olan ve KARANLIK ÇAĞLAR olarak adlandırılan dönem bu takvim içerisinde ele alınmamaktadır."

    Bu tanım ve belirtilen dönem hakkında "Karanlık Çağ" ifadesinin kullanılması, günümüz meteryalist/nihilist modernite anlayışının geçmişe yaklaşımını bire bir dile getiren bir geriye bakıştır. Bu bağlamda 20.yy karanlığının 'eyes wide shut' tarzındaki cehaleti ve 'anlamazlığı', üzerinde dikkatle düşünülerek ibret alınması gereken bir noktadır.



    ((http://tr.virgiliuspedia.org/virgilius/insan_düsüncesinin_kararli_karanli_i)

    YanıtlaSil
  2. :)

    şimdi enteresan bir durum var burada...

    dün aksırık hapşırık ve öksürük üçgeni ortasında şunu şuraya koyayım derken aklımdan aynen şu geçti : "buraya biri yorum yazacak olursa o da virgilius olur ki o da kalkar karanlık çağlar notuna çemkirir"

    aylavyu virgilius :)

    YanıtlaSil
  3. Sen iyileşemedin mi hala? Kaç gün geçti kuzum?
    Karanlık Çağı boşver, sümüksüz çağda yaşaman dileğiyle, benden de sana love will conquer all :P

    YanıtlaSil
  4. eheh, iyileşmiş ve hayat dolu zıpzıp olsaydım felsefeye dalar mıydım yahu ben virgiliuscum? "felsefe yapmak" hasta zihinlerin işi diye okumuştum zamanında çok gülmüştüm hatırladım birden...

    iyileşemedim iyileşemiyorum paçavra hastalığı adı verilen paçoz bir hastalığa dalmışım (benden de elit bir hastalık beklenemezdi zaten)

    YanıtlaSil