17 Mart 2010 Çarşamba

Düşünce Tarihi

zaman zaman bloga bir şey koyasım geliyor ama hiçbir şey yazasım olmuyor, o zaman açıyorum eski bohçaları bakıyorum ne var ne yok sağını solunu yamayıp buraya koyabileceğim diye... google'dan kim ne ararken bana düşmüş bazen bakıyorum ve sıklıkla "genom" ve "türk bilim tarihi" araştırıcılarının buradan faydalandığını görüyorum. o zaman, bizim o geleneksel takvimlerden buraya iki yılı daha ekleyelim ve 2007 ve 2008 yılları için hazırladığımız düşünce tarihi ve felsefe tarihi metinlerini de buraya taşıyalım :) işe yaramış olsun...

-----

İnsanın insanlaşma öyküsü, otuz milyon yıl kadar önce dik yürümeye başlamaları ve serbest kalan ellerinin ne işe yarayabileceğini düşünmeleri ile başlar. İşte bu düşünebilme ayrıcalığından dolayı, aynı gezegeni paylaştığı diğer canlılardan çok farklı bir evrim geçirmiştir insan. Bu evrimin ileri aşamalarında, düşüncenin kendisini incelemeye başlaması ile insan, evrendeki varlığının anlamını ve nedenini fark edebilmiş ve bu yolda edindiği bilgiler ona, kendi kozmik geleceğini belirleyebilme hakkını ve olanağını tanımıştır. Bireysel düzeyde ise insan, kendi düşüncelerini objektif biçimde irdeleyip kontrol ederek, bir anlamda yönlendirerek, kendi yaşam koşullarının ve geleceğinin belirlenmesinde daima birinci derecede etkili rol oynayabilmiştir.


OCAK

İlk insan, çevresine ilk baktığında, kendisine göre değerlendirdiği iki şey gördü: Aldırış etmediği kendisinden aşağıda olanlar ve ölesiye korktuğu kendisinden yukarıda olanlar.

Uçsuz bucaksız bir doğanın ortasında ve göğün altında yalnızdı ve gök milyonlarca yıl Yücelik, Tanrılık, Güçlülük ölçülerini elinde tutacaktı. İnsan düşüncesinin ilk vardığı açıklama, evrenin insan iradesinin tıpkısı iradelerle yönetilmekte olduğu ve bu iradelerin hem maddede hem de ruhta belirtildiğidir.

Bu doğrultuda düzenin sağlanması için önce gökyüzü, sonra diğer güçler cisimlendirilerek “Totem İnancı” ortaya çıktı.

“İnsan her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının ve varolmayan şeylerin varolmadıklarının, ölçüsüdür.” Protagoras


ŞUBAT

Totem inancı ve çoktanrılılık ilkelerinin hüküm sürdüğü Hint, Mısır, Sümer, Akad, Babil, Asur, Hitit, Fenike, Pers, Kartaca gibi kültürler, ilkçağ felsefesi kapsamında, günümüzden 50 yüzyıl öncesinden itibaren dinleri ve felsefeleri ile ışık-karanlık diyalektiğini ortaya çıkartmış ve yaşam-ölüm sorularına yanıtlar arayarak anlamlandırmaya çalışmışlardır.

M.Ö. beşinci bin yılda Mısırlıların Ölüler Kitabı, M.Ö. 2000 yılında Hindistan’da düzenlenen Rig-Veda, ilk din kitapları olma özelliğini taşıyarak, insanların daha önce sadece göğe atfettikleri tanrısallığı daha yayarak evreni kişiselleştirip tanrısallaştırmalarının işaretidir.

“Varlık varolandır, hiçlik ya da varolamayan var değildir.” Parmanides


MART

Yunanlıların Anatolia, yani ‘güneşin doğduğu yer’ dedikleri Anadolu, aynı zamanda medeniyetin ve bilimsel düşüncenin de geliştiği yer oldu. Bilimsel araştırma özgürlüğü diğer tüm özgürlükler gibi yeni toplumun en temel gereksinimlerinden birine yanıt olarak gelişti ve felsefenin doğuşunu hazırladı. Batı Anadolu kıyılarındaki İyonya, Yunan felsefesinin ilk merkezi olarak seçkinleşti.

İyonyalı filozof bilim adamları, herhangi bir çıkar ve pratik amaç gözeterek değil, salt bilmek ya da anlamak için felsefe yapmışlardır. Bu devrimle birlikte Kaos’tan Kozmos’a geçiş sağlandı, M.Ö.6. yüzyıl İyonya savına göre iç düzeninden ötürü evreni tanımanın mümkün olacağı ortaya kondu.

“Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız.” Heraklit


NİSAN

Antikçağ felsefesi İ.Ö. 6. yüzyılda şeylerin birliğini arayanlarla başlamıştır. “Bilge” adı verilen ilk kişi İyonya’lı Thales ve onun gibi düşünürleri başkalarından ayıran şey, onların bilim ve büyüyü ayırmaya çalışmış olmaları ve ilkin tanrıyı düşünmeksizin dünya hakkında düşünmeye cesaret etmeleridir.

Matematiğin kesinliğinden yola çıkarak sayıların evren içinde oynadığı rolün önemine yoğunlaşan Pisagor ve yandaşları evrensel uyum hakkında tartışmakla kalmamış, tümdengelimsel akıl yürütmeyi sistematik olarak uygulayan ilk ekol olmuşlardır.

“Hiçbir şey mutlak olarak yeni değildir.” Pisagor


MAYIS

Thales’in çağdaşı ve dostu Anaksimender, tarihte deney yaptığı bilinen ilk insanlardan biridir. Yılın ve mevsimlerin uzunluğunu tam olarak hesaplayabilmiş ve zamanı takip edebilmek için güneş saatini icat etmiştir. Aynı dönemde, dönemin en büyük mühendisi Theodorus anahtarı, cetveli, gönyeyi, tesviyeyi, torna tezgahını ve merkezi ısıtmayı bulmuş ve ilk defa kuramcılar ile uygulayıcılar bir araya İyonya’da gelmiştir.

Gene aynı coğrafi bölgede Hipokrat ünlü tıp geleneğini yerleştirmekteydi.

“Hiçbir şey yoktan varolmaz, varken de yok olmaz.” Thales


HAZİRAN

İyonya’nın etkisi ve deneysel yöntemleri Yunanistan’a, İtalya’ya ve Sicilya’ya yayıldı ve insanların o zamana kadar hakkında bilgi sahibi olmadığı bir çok fenomen açıklanabilir oldu. Empedokles adlı bir fizikçi tarafından hava ile ilgili ilk deneyler yapılmış ve bu deneyler Demokritos tarafından geliştirilerek atomların varlığı böylece ortaya çıkmıştır.

Demokritos, elmanın bir bıçak ile kesilebilmesinin atomlar arasında boşluklar olmasından kaynaklandığını söylemiş, suyun akışkan olmasını atomlarının daha düzgün ve yuvarlak olmasına, demirin katı olmasını da atomlarının pürüzlü olmasına bağlamıştır.

“Uzun yaşamak aslında uzun ölmektir.” Demoktitos


TEMMUZ

Atina’da yaşayan İyonyalı deneycilerden Anaksagoras, bir meteoru inceledikten sonra, gökyüzündeki tüm cisimlerin yer ile aynı maddeden meydana gelmiş olduğunu ve bu nedenle başka gezegenlerde de hayat olduğu düşünülebileceğini öne sürdü. Savlarından bir diğeri de Güneş’in bir tanrı olmayıp Peloponnesos Yarımadası’ndan irice, kor halinde bir kütle olduğuydu. Ayrıca Anaksagoras, Ay’ın ışığını güneşten aldığını varsayıp Ay ve Güneş tutulmalarını bununla açıklamıştır. Ayrıca, hayvanların anatomilerini incelemiş ve balıkların solungaçlarıyla nefes aldığını keşfetmişti. Yaptığı deneylerle duyularımızın doğrudan algılayamayacağı kadar hassas değişikliklerin başka yollardan saptanması gerektiğini göstermiştir.


AĞUSTOS

Thales’ten Demokritos’a ve Anaksagoras’a kadar uzanan büyük düşünürler tarihte “Sokrates’ten öncekiler” olarak nitelenirler ve ünlü yunan filozoflarına dek felsefeyi geliştirmiş ve onları etkilemiş oldukları gibi bir kanı oluştururlar. Ancak salt felsefe değil, çağdaş bilimin de temellerinin sağlamlaştırılmasına katkıda bulunan İyonyalı düşünürlerin sadece filozof değil bilim adamı olarak da görülmeleri düşünce tarihine katkılarının doğru değerlendirilmesi için önem taşımaktadır.

İyonyalıların çoğu, evrenin temelindeki uyumun gözlem ve deneyle anlaşılabileceği kanısındaydılar ki bu, bugün de bilime egemen olan yöntemdir.

“Başlangıçta çok büyük bir kaos varken, zeka gelip her şeyi düzene soktu.” Anaksagoras


EYLÜL

Tanrı ve Bilim ayrılmaya başladıkça farklı sorgulamalar başlamıştı ve Sokrates ile birlikte ahlak, doğruluk, gerçek ve iyi olanın keşfine yönelik düşünceler yoğunlaştı.

Sokrates’ın diyalektiğinin amacı yanlış düşünceleri ortaya çıkarma ve insanoğlunun kendi doğasının bilgisine ilerlemesini sağlamaktı. Onun takipçisi Platon’un Akademi’si ve Platon’un öğrencisi Aristoteles’in Lyceum’u ile yüksekokulların ilk örnekleri ortaya çıkarak insanların akıl ışığında kendi başlarına düşünebilmek için zihinlerini eğitmeleri sistemleştirildi.

“Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez.” Sokrates


EKİM

Modern felsefe ve bilimin temelleri, dünyanın hem yeni düşüncelere hem de yeni keşiflere açıldığı 15. ve 16. yüzyıllarda atılmıştır.

Bilim her zaman felsefeyle ilişkili olmuştur. 17. yüzyıldaki bilimsel ilerlemelerle “çağdaş dünya” ve “çağdaş felsefe” ortaya çıkmıştır.

Aristo’nun klasik dünya resmi terkedilmiş, eleştirel inceleme fikri ile birlikte bilgiyi keşfetmenin yeni yolları bulunmaya başlanmıştı. Bilgi güçtü ve kastedilen pratik bilgiydi.

“Gerçek olan her şey ussal, ussal olan her şey gerçektir.” Hegel


KASIM

Descartes’ın mutluluğu ararken uyguladığı metot yeniçağ felsefesinin temeli olmuştur.

“Kesin olan tek şey var: Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek... Şüphe etmek, düşünmektir. Şu halde düşünmekte olduğum şüphesiz. Düşünmekse var olmaktır. Şu halde var olduğum da şüphesizdir. İşte bilgim: Ben varım. Şimdi bütün öteki bilgileri bu sağlam bilgimden çıkarmalıyım.”


“Doğada rastlanan her taşın altını kaldırıp bakmalıdır çünkü gerçeğe bazen caddelerde değil, patika yollarda rastlanır.” Francis Bacon


ARALIK

Yeniçağ felsefesi ve takip eden akımlar boyunca, felsefe, mutluluğun tanımı ve insanlığın nereden gelip nereye gittiği sorularının yanıtları için sorgulamıştır.

Milyonyıl önce gökyüzüne tapan, totemlerle doğayı cisimleştirerek, çoktanrılılığa ve tektanrılılığa ulaşan, düşünce alışkanlığını önce terkeden sonra gene eline alan insanoğlunun bilim ve din arasında gidip gelmeleri düşüncenin çağlarboyu şekillenmesini sağlamıştır.


“Felsefe Bilim ve Teoloji arasında olan ve her iki taraftan saldırıya uğrayan bir hiçkimsenin ülkesidir.” Bertrand Russel


ARKA KAPAK

FELSEFE = “phileo” (seviyorum, arıyorum) + “sophia” (bilgi, bilgelik)

Gerçek nedir? Bir ifadeyi nasıl veya niye doğru veya yanlış olarak tanımlarız? Nasıl karar veririz? Bilgi mümkün müdür? Bildiğimizi nasıl biliriz? Doğru bilginin kökeni ve sınırları ? Ahlaken doğru veya yanlış hareketler (veya değerler, veya kurumlar) arasında bir fark var mıdır? Hangi hareketler doğrudur, hangileri yanlıştır? Değerler mutlak mı, göreceli midir? Yani nasıl yaşamak gerekir? Ahlakın kaynağı nedir? Gerçeklik nedir ve neler gerçek olarak nitelendirilebilir? Gerçek olan şeylerin doğası nedir? Bazı şeyler algımızdan bağımsız olarak var olabilir mi? Zaman ve mekanın doğası nedir? Düşünme ve düşüncenin doğası nedir? Birey olmak ne demektir? Güzel nedir? Güzel şeylerin farkı nedir? Sanat nedir?

“Bir uçurumun içine baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakar.” Nietzsche

Kaynaklar :
1 – KOZMOS: Evrenin ve Yaşamın Sırları (Prof.Dr.Carl SAGAN)
2 – DÜŞÜNCE TARİHİ (Orhan HANÇERLİOĞLU)
3 – YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN FELSEFE (Richard OSBORNE)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder