1 Ocak 2009 Perşembe

şimdi gülümsüyorum ama...

hani radyo dinlerken "ay sıradaki şarkı benim olsuuuğğğnnnn" diye ses edip bir sonra çalınan şarkıyı "aaaa evet evet işte bu tam benlik" ya da "yok artık daha neler ne alakası var" diyecek kadar sahiplenen bünyeler yaşar aramızda.

işte ben de onlardanım... sadece daha psikopatça "fal"larla oyalanıyorum ben.

mesela... her yeni kitapta, kitaba başlamadan hemen önce rastgele bir sayfa açar o sayfadaki gözüme ilk çarpan cümleyi okurum. kendimce anlamlar çıkartırım, üzerinde düşünürüm, yazarım çizerim, anlamadıysam sorar soruşturur öğrenmeye çalışırım. bazen sadece bir cümle değil, koca bir paragraf ya da bölüm tutarım. okurum, okuturum.

gene mesela... her yıl, ilk öğrendiğim kelimeye (kelime dağarcıklarımızın ne kadar da dar olduğunu fark ediyorum bilmediğim bir çok kelimeyi duyup da merak ettikçe) çok dikkat ederim. o kelimenin anlamının bana mutlaka bir şey öğreteceğine inanırım. ve bu inancımı da gerçekleştirir, o kelimeden mutlaka ama mutlaka kendime bir pay çıkartırım.

kendimce acaipliklerim yok değil yani - bayılıyorum hepsine! takıntılılık lazım şu hayatta!

(diyerek, kendimi görece normal ilan ediyorum)

ve geliyorum bu yıl erken davranarak kelime dağarcığıma kattığım fars kökenli kelimemize:

"azürde"
azar görmüş, incinmiş, gücenmiş. kalbi kırılmış, üzülmüş

kitap falımın sonucunu da yazardım uzun uzun hiç üşenmeden, eğer kitap olsaydı elimin altında. ama ben haftasonu kitabı alıp da gelene ve yazacak vaktim olana kadar şu an içinde bulunduğum trans halinden kurtulmuş ve kendime katacaklarımı çoktan katarak sindirmiş olacağım, o sebeple de muhtemelen son derece üşeneceğim yazmaya.

fakat biz, sanırsam bugünü bir süre unutmayacağız. :)

dipnot : karanlık bir yerde, deli gibi debelenirsiniz mesela, ne anlama geldiğini anlamazsınız karanlığınızın, sonra bir gün, çok uzun bir süre sonunda, tak eder canınıza ve bir şekilde, tırnaklarınızla kazıyarak, canınızın yanmasına aldırmadan, uzun çabalar sonucu bir şekilde yolunuzu bulur ve aydınlığa çıkarsınız. çıkarsınız çıkmasına ama hem çok yorulmuşsunuzdur hem de kendinizden bir parçayı o karanlıkta bırakmışsınızdır. aydınlığa çıkmanın diyetidir o aslında. velhasıl, siz bunca debelendikten sonra, bir gün bir yerde bir şekilde önünüze bu karanlıktan aydınlığa çıkışın haritası konuverir. hayret içinde, ağzınız bir karış açık defalarca baştan sona okursunuz her satırını. "ulan" dersiniz, "neredeydi 2 sene önce şu satırlar"? yine de, koyar azıcık... çok anlamlıdır çünkü. hatırlarsınız. eğer sizinle bu anı paylaşacak biri yanınızdaysa ve güldürüyorsa sizi gözyaşlarınıza rağmen - ya da onlar sayesinde - tıkanırsınız kelimelere. güzeldir.

1 yorum:

  1. bir süre değil, hiç süre...

    kelimeler kafi (ya da bazen değil ama iyi ki varlar)

    YanıtlaSil