son derece yorgun ve bir o kadar da argın bir şekilde kendimi pijamalarımın içine tıktım, bağdaşımı kurdum, çayımı ve türlü ıvır zıvırımı çevreme dizdim ve günün anlam ve önemine uygun yazımı yazmak üzere kuruldum koltuğuma...
efenim, bugün istanbul il sınırları dahilinde turistçilik oynadı bendeniz ve benimle yorulmayı göze alabilen bir cesur arkadaşı..! uzun zamandır ilk defa (kendi adıma konuşuyorum evet tamam) bu kadar yorulduğum ama bir o kadar da güzel vakit geçirdiğim bir gezi programı hatırlamıyorum (bu noktada günün ortağı ve eşyorgunu sayın eşlikçim gsi'e teşekkürü bir borç bilir, o şen kahkahalarının daimi olmasını dilerim)...
sabahın 8:30 eminönü vapuruna sayemde (!) binemediğimiz için simitlerimizi kapıp kendimizi 8:50'ye attık ve çayları söyleyip düşük çenem eşliğinde (ne çok konuştum yarabbim!) eminönü'ne vasıl olduk ve derhal tramvaya yollandık. istikamet gülhane, nokta vuruşu arkeoloji müzesi.
vapurdu, tramvaydı, azıcık bir yürüyüştü derken sanırım 9:30'da (benim kartımı kaybetmiş olmam sebebiyle yenisini çıkartmam gerektiği için) müze kartı kuyruğuna girdik. önümüzde 3, hadi bilemediniz 4 kişi var... rahat ve şeniz, hemen sıra gelecek, hemen içeri gireceğiz, kalabalık olmadan gönlümüzce talan edeceğiz ortalığı. yağma yok! önümüzdeki o kişiler "grup" kartları alacaklarmış, daha doğrusu ellerinde bir grup insanın kimliği, her birine tek tek tek tek tek tek kart çıkarttırıyorlar. kendimizi içeriye atabilip elimize birer kahve tutuşturabildiğimizde saat 10'u geçiyordu. buradan oradaki yavaş arkadaşlara ve yüzellibinmilyonbeş kişinin kartını almaya kalkışan şahısların tümüne kibarca bir YUH demek istiyorum, dedim rahatladım.
her şeyden önce, osman hamdi bey'e buradan teşekkürlerimizi gönderiyoruz, bu ülke için çalışmalarını takdir ettiğimizi de eklemek istiyoruz (bu notu da buraya sadece osman hamdi bey'i tanımayan varsa diye ekledim, tanımıyorsanız okuyun tanıyın diye de buyurmuş oldum, pek yorgunum uzun uzun yazamayacağım).
türlü kafasız tanrı - tanrıça - genç erkek - genç kadın - erkek - kadın - çocuk vb gövdesi ve gene türlü gövdesiz tanrı - tanrıça - genç erkek - genç kadın - erkek - kadın - çocuk vb kafası gördük, bakmayın böyle küçümser havada yazdığıma zira detayları pek beğendik ancak sanırsam sabah sabah bir türlü ilerlemeyen 4 kişilik kuyrukta fazlaca gerilmişiz ki bu heykeller arasında gezerken 8-10 yaş grubu seviyesine hızlı bir geçiş yaşayıp aynı şeyi söyleyip aynı şeye güldük ve sanırsam ki bizimle aynı zamanda galeriyi gezen insanlarda enteresan his ve düşünceler uyandırdık. kendilerinden de özür dileyesim var ama enerjim yok :P
buradan - aynı zamanda - ufacık tefecik parçacıkları bize bırakıp eserleri hamuduyla ülkelerine götüren ve british museum ile berlin pergamon müzesinde sergileyen tüm şahıslarla buna izin veren geçmiş yöneticilerimize bir kafa atıyoruz. mesela bunu gördük:
bu kafanın kalanını ve hatta parçası olduğu kocaaa eseri görmek için sizi ingiltere'ye bekliyorlar. gidin görün. bir süre sonra kabak tadı veriyor tadımlık bir parçacık görüp de "eser berlin'de bilmem ne müzesinde" ya da "londra'da şurada burada" diye notlar okumak. o nedenle hızlıca geçiyorum, merak eden gitsin görsün.
apollon güzel insan, sevilen tanrı, aklım sende kaldı!
bir de bu pek ilgimi çekti, kafamda hemen hikayesini yazdım bu çalışmanın neden tamamlanamadığı ve neden heykele dönüşemediği ile ilgili, bir gün bilahere yazarım :)
istanbul'un dört bir köşesinden, bazıları 400000 yıl önceye dayanan bir çok şey gördük ve bazılarına şaşırdık, bazılarıyla eğlendik, bazılarında hüzünlendik (hepsini buraya taşımanın imkanı olmadığı gibi, zaten gezmiş olanlara tekrar tekrar göstermenin ya da henüz gezmemiş olanlar için gezinin tadını kaçırmanın anlamı olmayacaktır) ama şunu söylemeliyim ki, arada verdiğimiz bir 15-20 dakikalık sandöviç molası haricinde yaklaşık 5,5 saat müzeyi gezdik ve aşağıdaki bir iki özel seçmeyi buraya taşıdık:
"ölü hediyeleri" ile birlikte (sanırsam ki kırklareli'ndeki vize tümülüsü, korkarım neresi olduğunu hatırlayacağım gibi bir fantastik düşünceye kapılarak çok dikkat etmemişim) bir iskelet, yıllar yıllar önce bırakıldığı gibi sergilenmekte...
mısır mezar buluntuları, mumyası ile birlikte tam tekmil (mumya'nın yakın plan fotoğraflarını eklemiyorum işte, bana kalsın, gidin kendiniz görün!)
kadeş anlaşması - hani hep öğretmişlerdir ya, "tarihin ilk yazılı barış anlaşması" diye, ta kendisi.
kişisel favorim : tragedya maskesi :)
son olarak, en pek bir çok sevdiğimiz bir mezar taşı, üzerinde (bu mezarı narkissos'un anısına satüros'un kendi parasıyla yaptırdığı notundan sonra) der ki :
(yolcu) : "elveda narkissos!"
(narkissos) : "sana da elveda, her kimsen!"
uzar gider aslında, kısa keseceğim - zaten çayım da bitti ve yorgunluktan sürünüyorum - gidin görün gezin inceleyin, şaşırın, gülün (hititlilerin ve asurluların galerisini atlamayın, oradaki yazılı belgeleri inceleyin, okuyun, bazılarına çokça gülün - ya da bizim neden gülmekten nefessiz kaldığımızı anlayamayarak "nasıl insanlar lan bunlar" diye düşünün) ve sonrasında da gene bizim yaptığımız gibi galata kulesine kadar yürüyüp (aman diyeyim yokuşu tırmanacak gücünüz yoksa tüneli kullanın sonra yokuş aşağı yürüyün zira biz neredeyse yarı yolda yığılıp kalacaktık!) kendinizi bira ve patatesle ya da canınız ne çekerse onunla ödüllendirin...
sonrasında enerjiniz kaldıysa gecelere akarsınız, ya da bizim gibi sürüne sürüne karaköy'e iner vapurunuza binip evinize dönersiniz...
belki de yolda bir yerlerde kulağınızda louis armstrong doluverir ve sonrasında tüm akşam mırıldanırsınız:
and i think to myself...
what a wonderful world...
Louis Armstrong-What a Wonderful World
Yükleyen redhotjazz. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.










