Hemen herkesin muzdarip olduğu nezle/grip hallerinden bizim ev halkı da nasibine düşeni aldığı için hafta sonunu evde sıcak sıcak geçirmekteyim. Ya da hastamıza bakmaktan arta kalan zamanları mümkün olduğunca öyle geçirmeye çalışmaktayım.
(Yazının yazıldığı) An itibariyle : kepenkler tamamen indirilmiş, yorgan üste çekilmiş, netbook kucağa alınmış, für elise yumuşacık çalarken bir yandan zencefilli tarçınlı ıhlamur içilmekte (tüm soğuk algınlıklılar, bolca zencefil, karanfil, tarçın, ıhlamur, limon, adaçayı, elma diyorum size!) ve bir yandan da vakit geçirmek üzere yazıya girişilmekte.
Bilgisayarlarla hiç aram olmamasından ötürü (Mozilla Firefox / Internet Explorer ve MS Office dışında bir program kullandığım çok nadirdir) uzunca süredir bir notebook alma fikrim olmasına rağmen hayata geçirememiştim. En sonunda geçen hafta hiç aklımda yokken 10 dakika içerisinde bir Netbook alıverdim. Daha doğrusu, ben notebook aldığımı sanırken netbook almışım, bunu alışverişimden iki gün sonra öğrendim. Ama sorun değil, ufacık minicik ve marifetli netbookumla çok seviştiğimizi söylemeliyim. Bunca yıl “yok ben pc’den vazgeçmem, düzgün klavye ve adam gibi ekran isterim” diye konuşup durduktan sonra ajanda gibi elimde ya da çantamda taşıyabileceğim bir tane ufaklığa kendimi bağlamamla yakın ve uzak çevremde alaycı laf atmalara maruz kalmam dahi beni yeni aşkımdan vazgeçirebilecek gibi gözükmüyor. Hem zaten bunların daha minikleri de varmış, ben küçücük bir şey aldım sanırken aslında yine de toraman bir bilgisayar sahibiymişim. Fark etmez, biz mutluyuz. Hem ben ona daha isim takacağım, en güzel dosyalarımı onda saklayacağım, o da uzun süre sorun çıkartmadan çalışacak…
Brooklyn Çılgınlıkları’nı okuyorum bir haftadır (Paul Auster, Can Yayınları Ekim 2007). İşlerin yoğunluğundan ötürü okuma hızım oldukça düştü bu aralar ama Türkiye’nin genel okuma ortalaması düşünülürse rekorlar kitabına girmem an meselesi bu halimde bile! Çevirmen olmamama rağmen her zaman olduğu gibi bu konuda da söyleyecek sözlerim var elbette. Hem zaten ekmeğini yemediğin ve uzaktan izlediğin mesleklerle (zorluklarını asla düşünmek zorunda olmadığın için) çok daha rahat ukalalıklar yapabiliyorsun. Ya da ben yapabiliyorum bilemiyorum… Öncelikli soru(nu)m, orijinal adı “The Brooklyn Follies” olan kitabın adı neden “Brooklyn Çılgınlıkları” olarak çevrilmiş, bunu anlamadım. Şöyle ki, “folly” kelimesi “delilik” anlamına da gelebilecekken aslında “ahmaklık” demektir ve de kitabın ilk 200 sayfasında (ki bitmesine azıcık kaldı) bir çok ahmaklık görmüş olsam da bir tane dahi çılgınlık örneğine rastlayamadım. Acaba bu benim çılgınlık tanımımın olağanın çok dışında olduğunu mu gösterir yoksa kitabın adı çevrilirken “ahmaklık demeyelim şimdi adam uzun uzun yazmış, ayıp olur – çılgınlık kulağa daha hoş geliyor” diye düşünüldüğünü mü? Sonuç itibariyle, saplantılı karakterim nedeniyle güzelim kitap sadece şu noktaya takılmış olduğum için heba olup gitmekte, kendi adıma ziyadesiyle üzgünüm…
Folly’den girdik, “fool”dan çıkalım o halde… Deep Purple’ın “Any Fule Kno That”inin bir rap şarkısı olduğunun farkında mıyız? Yaşların ilerlemeye başladığı, bastıbacakların “daha meşhur” olduğu yıllara gelindiği 1998’de çıkartılan “Abandon” albümündeki bu şarkı benim için en büyük “rock” hayalkırıklıklarından biri olmuştur her daim. Sonsuz düşünce özgürlüğüne saygıdan ötürü çok sert ifadeler kullanmayacak olsam da, bir çok kereler öncü olarak nitelendirdiğim ve bir çok şarkısına hayranlık duyduğum bu güzide insanlar topluluğunun belki de zamana ayak uydurmak ya da “yenilikler” yapmak adına çıkarttıkları bu şarkının sıradan bir 90lar parçasının ötesine geçmemiş olması (diğer yapıtlarla karşılaştırıyorum elbet) ve de bir Deep Purple tadını damakta bırakmamasının en büyük sebebi kendilerinin bir rapper değil rocker olmalarıdır. Herkes iyi bildiği işi yapmalı diye düşünüyorum. O nedenle de Any Fule’u geçerek Perfect Strangers’la bu haftayı sonlandırıyor ve Farmville oynayarak tarlamı ekip biçmeye doğru yola çıkıyorum.
Farmville ile aramdaki aşk-nefret ilişkisini de ilerleyen haftalarda kendimi bu illetten kurtarınca bilahare yazacağım.
* Çocukluk hastalığım A-Takımı’ndan Mr.T’yi hatırlayanlar tanıyacaktır zaten başlığı, hatırlamayanlar için ise nasıl ve ne kadar anlatsam boş… :)
Bu yazı FANZİNCİ'de yayınlanmıştır.
Mr. T Pities the foooooooooooooool :)
YanıtlaSilFarmville'den kurtulmayı nie düşünüosun, hadi düşünüosun nie önümüzdeki haftalar :) Kes gitsin çok meraklı değilsen çiftçi aplam.
Bi de zencefil düşük yapıomuş aklında olsun :S