tatilin son gününe resmen girdiğimiz şu dakikalarda - o çok aradığım - yalnızlığı yakalamış deep purple eşliğinde oturuyorum.
yorgun muyum?
evet
gözlerimden uyku akmıyor mu?
akıyor, hem de feci
sabahtan beri çalışmadım mı? okumadım mı? yazmadım mı?
evet be ya - hepsine evet
ama inat işte, o kadar dönüp dolandıktan sonra sakin ve kendi halimde kalabileceğim bir aralık bulmuşken uyuyarak harcayamam onu.
üstelik, fark ettim ki, nicedir içli ve hisli bir şeyler yazmamışım. yazmamak olmamak demek değil elbet. düdüklü tencere gibiyim ve sanırsam düdük de hızını almış ötmekte.
bu akşam yazacak mıyım peki?
sanmıyorum.
smoke on the water and fire in the sky...
bir sigara daha içmek ve bu arada günah çıkartmak istiyorum kimse önümü ve sözümü kesemeyecekken:
bir süredir fazlaca kendime dönüğüm. kimseyle alıp veremediğim, kimseye kırgınlık ya da kızgınlığım yok. özellikle kendimi kopartmaya da çalışmıyorum "ortamlar"dan. ama ortamlar bana uzak artık diyebilirim rahatlıkla. akşama kadar işte, akşamdan sonra da evde bir ton koşturma, dinleme, anlama, anlatma(ya çalışma) ve siniri zaptetme çabalarından ötürü çok yorgunum. o nedenle de en dost insana bile ağır gelecek bir halet-i ruhiyedeyim. bu nedenle de benleyim. sanırım bir süre daha (b)öyle olacağım.
derken... kardeş döndü eve, kilitte dönen anahtar sesiyle benim aralığım da kapanmış oldu.
kardeşi sevmem mi?
deli gibi tutkuyla severim, en kıymetlimdir.
ama yine de artık evdeki tek ışık benim bulunduğum mekandan gelmiyor.
gerçek dünyaya döndüğümüze göre, artık gidip yatabilirim.
uyumak paklar beni.
nobody gonna take my head, i got speed inside my brain
nobody gonna steal my head now that i'm on the road again
i'm in heaven again
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder