tembelim çok. yaklaşık bir aydır uyuyorum, okuyorum, çalışıyorum ve yazmayı planlıyorum. sadece planlıyorum. gördüğüm bir şeyi ya da gittiğim bir yeri ya da okuduğum bir paragrafı hafızamda bulabildiğim minik noktalara kaydedip ilk boş vakitte yazmaya niyetleniyorum ama niyetlenirken dahi o boş vakti bulursam yazmaya üşeneceğimi biliyorum.
örneğin bu sabah, uzunca bir zamandan sonra ilk kez, bir toplantı için “karşıya” geçmem gerekti ve vapura bindim. mutlu mesut, soğuğa rağmen, üst kata, dışarıya çıktım ve oturdum, kadıköy’den eminönü’ne kadar denizi seyrettim. bir ara, bulutlar nedeniyle gri beyazken gökyüzü, bulutların arasından az biraz ışık kızkulesi’ne vurdu – spot tutulmuş gibi sadece o noktaya. insanlar fotoğraf makinalarına davrandılar, ben (ki taşımam yanımda makine falan) cep telefonumu çantamdan çıkartıp da kendimce bir fotoğraf çekmeye üşendim. bloguma koyarım en kötü ihtimal diye düşünürken, yazıp yazmayacağıma bile emin olamadım. ben kararımı verene kadar geçtik gittik tabii, hatta bir ara bulutlar dağıldı sanki, her yer aydınlandı. ve o an geçti gitti.
garip bir şekilde, böyle yaşıyorum son aylarda. konfor alanımın dar sınırları içerisinde, kendimi burnuma kadar işe ve okumaya gömmüş bir şekilde, aynı döngüde “ilerliyorum”. değişiklik fikirlerimi değerlendirip de hayata geçirene kadar fırsat gelip geçiyor burnumun ta dibinden fersah fersah ötelere. klişe benzetmelere dalıp dönüyorum sırtımı ve uyuyorum.
gezmiyor değilim, arkadaşlarımı görmüyor değilim. mesela, ne ozzy’yi kaçırdım ne de scorpions’u (bunlarla ilgili yazmaya çok niyetliydim ama artık biliyorum ki yazmayacağım). arkadaşlarımın bir çoğuyla bağlantım sürüyor (itiraf ediyorum, sürüyor çünkü onlar hala benden yana ümidi kesmediler ve ben ne kadar hayırsızlaşırsam onlar o kadar anlıyorlar ve bağırlarına basıyorlar beni, şanslıyım. anlıyorlar, sormuyorlar, sadece ara sıra bir nefes molası verdiriyorlar bana). hala şikayet edebileceğim bir şey yok hayatımda. hala bir işim var, bir ailem var, arkadaşlarım var, sağlığım var, hala ne açım ne de açıktayım. küstahça dahasını istediğim de yok. zaten dahası da var…
projelere boğuyorum kendimi, şu anda ve ilk düşündüğüm anda aklıma gelen 6 (yazıyla “altı”) proje var ya başladığım ya da başlamak üzere olduğum. insanüstü bir kuvvet gelsin bana ve ben 18 saat çalışabileyim, kalan 6 saatin 2’sinde de okuyabileyim istiyorum. planlar yapıyorum, büyük çoğunluğunu hayata bile geçirmeyeceğimi bile bile. ama yapıyorum gene de. ben bugünü “atlatırken” onlar uzaktan ara sıra yüzlerini gösteriyorlar, gördüğüm anda sıkılıyorum. gerçekleşmeleri durumunda kısa süreli bir başarmışlık memnuniyetinden fazla bir şey hissetmeyeceğimi biliyorum şimdiden (bu projeleri de yazacağım mesela, güya!).
ve ne gariptir ki, bunalımda falan değilim.
sadece “böyle”yim.
donuk gibi hani. ya da sönük. mutsuz görünüp de onu bile olmayan bir insan modeli.
belki de fazla okudum bu aralar, belki de televizyon dizilerine dönmeliyim.
ya da daha da okumalıyım… bilemedim şimdi ama bildiğim bir şey varsa o da şudur ki, bugün karar verdiğimden yarın büyük ihtimalle sıkılmış olacağım.
geçenlerde okudum ki murat menteş şöyle yazmış :
“bir bebek doğdu mu, bir baba da doğar. babalık, bitmeyen bir acemilik. bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. öte yandan, baba olmak, tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey” (korkma ben varım, sayfa 163)
2 haftadır durup durup bunu düşünüyorum, belki bu aralar bununla ilgili bir şeyler yazarım.
ya da, belki de yazmam.
görsel, zamanında e-mail olarak gelmişti, kimindir bilemiyorum, antarktika'da bir sabah(mış). belki gider de yerinde görürüm...

:)
YanıtlaSilNe aşina haller bunlar bana. Biri lambamı söndürmüş gibi olurum bazen. Ama zaman olur, bir başkası basar düğmeme yeniden. Reostalı lamba gibi yavaş yavaş tekrar söndüğüm ve yandığım olur yeniden. Ve bu kısırdöngüye de "hayat" denir. Geçer gider.
:)
ne güzel demişsin müge :)
YanıtlaSilgeçer ve gider nihayetinde... iyi ki de öyle aslında!
Bende böyle hisler icindeyim. Cok güzel yazmissiniz.
YanıtlaSilteşekkür ederim, mevsimsel midir acaba hepimizin benzer hissetmesi? öyle olsa gerek, öyle olsun!
YanıtlaSil